Sivas’a gidiş sebebim;

28.12.2017 Perşembe günü sabah 10 sularında telefonum çaldı, kibar bir ses tonu ile Sivas İŞGEM projesi ile alakalı Genel Müdür kriterlerimizi geçtiniz diyerek basit bir Ek-1 formu gönderdiler, en geç 3 saat içerisinde tekrar mail atmamızı istediler ve İŞGEM maceram başladı.

29 Aralık 2017 de tekrar arandım ve 6 gün sonra 3 Ocak günü saat 13.00 da Sivas’a randevu verildi. Bazı sorular sormak ihtiyacı hissettim ve sorduğum sorular kibarca cevaplanmadı.

Sivaslı olmam ve bazı sosyal çalışmalarım dolayısı ile diğer şehirlerde arkadaşlarım var. Sivas ile ilgili kısa bilgi almak istedim ve Sivas’tan ve İstanbul da dostlarım ile istişare ettim İŞGEM’in Sivas Valiliği, Sivas Belediyesi, Sivas Sanayi ve Ticaret Odası ve Sivas OSB Müdürlüğünün ortak projesi olarak Avrupa Birliği tarafından 7 milyon 200 bin Euro hibe ile kurulduğunu anlattım. Birbirini tanımayan üç tanıdığımda bu göreve baştan birinin ayarlandığını, benim usulden çağrılmamın çok büyük ihtimal olduğunu söylediler. Hatta bu kurumlardan birinin bu işi tarafgire ayarlayacağını ve başkalarına bırakmayacağının altını çizdi.

Aile içi istişare sonrası gitmeye karar verdim. En azından günübirlik bir gezi olarak hayatımın bir bölümü olmasını kabullendim. Uçak biletlerini satın aldım ve günü birlik bir ziyaretim olacağını Sivas İŞGEM deki yetkiliye uçuş bilgilerim ile mail attım.

Sivas ta 1 günüm;

Sivas Çorba ve Kıtır Ekmekler

Sabah Sivas’ indim. Hava alanından şehir merkezine geldim ve şehir merkezinde geldim. 40 yıl önce trene bindiğin tren garının otobüsten de olsa resmini çekmiştim bu benim için çocukluk demekti. Tek tuttuğum takım olan Sivas Sporun muhteşem stadını gözümle görmüştüm. Nasıl olsa bir iki saat içerisinde zamanım kalır ve görürüm diye planladım.

Sivas Tren Garı
4 Eylül Stadı

Sabah Çifte minarenin arkasında temiz bir lokantada çorba içtim. Bakır ve büyük kapta doyurucu bir deneyimdi. Herkese öneririm.

Her zaman olduğu gibi şehre gittiğimde bilgiye ihtiyacım var ise bir berberi ziyaret eder ve saçlarımı yaptırırım yine aynısını yaptım. Bir kişi tıraş oluyordu, selam verdim ve içeriye girdim.

  • “Hemşerim dışarısı çok soğukmuş” diye lafı açınca,
  • “Bizim havalarımız sert olur, insanı çelikleştirir ama hasta etmez” diye güleç yüzüyle cevap verdi.

İşte berber diye geçirdim içimden ve açtığım sohbete devam ettim, “4-5 yıl önce Sivas nüfusu 375 bin miş, şimdi 350 bin. Hadi bizim dedelerimiz ve babalarımız çekmiş gurbete gitmiş, hala nüfus niye eksilir, iş imkanı yok mu? Ben İstanbul’dayım o kadar Sivaslı İş Adamı var gelip yatırım yapmazlar mı?”

Yüzündeki gülüşüne biraz acı katmıştı, “burada hasetlik var hemşerim, ticaret ve sanayi odası başkanı var Adı Osman Yıldırım, buraya gelene ortak olmak istiyor eğer pay alamazsa hayır etmiyor,” diye sitem etti.

Tıraşı biten müşteri sözü aldı, “ben bu Osman Yıldırımın geçmişini bilirim, demir çelikte nakliye yapardı, 6 m uzun olması gereken demirleri bıçakçıyla anlaşıp 5.9 m ayarlatıp hurdaya alırmış, sıfır fiyatına satıp buralara geldi.” Diyerek “seçimi kazanmak içi 18 yeni şirket kurup ticaret ve sanayi odasının seçimini aldı. Burayı yedirtmezler hemşerim. Nüfus artmaz azalır, yakında Sivas’ı köye çevirip Valiyi de Muhtar yaparlar” diye sinirlerini de tutamayarak montunu giyip çıktı. Bu söylenenler birileri tarafından söylenmiş iddiaydı tabi ama bir şeylerin olumsuz gittiği de belliydi. En azından başvuru yaptığım İŞGEM in yürütücülerden biri olan kurumun başındaki adamın söylentide olsa olumsuzluklarını öğrenmiştim. Osman Yıldırım benim de tahmin etmediğim şekilde öğlen mülakata girecekti.

Olumsuz mesajlar gelince “Belediye Başkanı Sami bey nasıl birisi” diye sordum.

  • “Araziler alıp imara açıp parsel parsel satıyor” dedi. İçimden haydaa dedim, sordum
  • “Hiç mi iyi bir şey yok Sivas ta,”
  • “İyi bir şey olsa Sivas’ın nüfusu düşer mi?” diye sordu ve gururla devam etti, gartık gözleri bile gülüyordu.
  • “Sivas Sporumuz var, oda olmasa gurur duyacak bir şeyimiz yok.”

Saç yapımı bitmişti artık, daha fazla soru sormak istemedim. Koltuktan kalkınca gezilecek yerleri sordum, tek tek bildiklerini anlattı ve çıktım.

4 Eylül Kongre Merkezi Usulune Uygun Yapılmadığı İçin Çatlamış Ahşap Direkler

Sivas meydanına doğu yürümeye devam ettim. Mustafa Kemal Atatürk’ün Sivas kongresini topladığı Kongre Müzesini  ziyaret ettim, 5 Ekim 1892 yılında yapılan binanın yeni restorasyonu yaptırılmış, binanın yapısına uygun olmayan döneme ait olmayan basit sıvaların yapıldığını ve binanın orijinal rengi ile boyanarak çirkinliğin kapatılmaya çalışıldığını gördüm, büyük kapıların eğri olduğunu girişteki ahşap direklerin doğru işlem yapılmadığı için çatladığını gördüm. Simetri işçiliklerde yoktu. Yerden tavana uzmanlar tarafından incelense binanın tarihi özelliğine aykırı bundan daha çok garabet te bulabilirler. Eski bir binanın içerisinde modern lake ürünlerden tanıtımları görünce içim burkuldu. Bina tarihi özelliğinden çıkmış, eskiliği yok olmuştu gözümde.

 

 

 

4 Eylül Kongre Merkezi
4 Eylül Kongre Merkezi

Buranın restorasyonunu yapan, ihaleyi veren ve kontrol eden tüm görevlilerin tarihin önemli belgesi niteliğindeki binaya ne kadar kötü davranıldığını ve ne kadar iş bilmediklerin gördüm. Tarihi Kongre binasının bu duruma düşürülmesi basit bir dikkatsizlik ile geçiştirilemez. Restorasyon büyük bedeller ile ve binanın orijinalliğine helal getirmeyecek şekilde yapılmalıdır. Eğer bu binaya bu eksiklikler yapılmış ise restorasyonu yapan maliyeti düşürerek binanın geçmişine uygun olmayan katliam yapmış, göz yumanlar ise muhtemelen binanın katledilmesine tahammül gösterecek şekilde menfaatlemişlerdir. Bu durumun ilgili kurumlar tarafından incelenmesi ve bina yeniden aslına uygun yaptırılması gerekmektedir.

Kale Camii
Buruciye Medresesi

Daha sonra Sivas ta Ahmet Kavak ağabeyim ile buluştuk, Çifte Minarenin, Buruciye Medresesinin ve Kale Camisinin fotoğraflarını çektikten sonra, Ulu Caminin orada bir kafede salep içmek fırsatını buldum. Sivas’ı ve Sivaslı hemşerilerini tanıyan ve her selamlaştığına çay ikram eden Sivas’ın Misafirperver gönlü yüce insanı ile sohbet ettikten sonra, asıl geliş sebebi olan İŞGEM in Höllüklük Caddesindeki merkezi olan konağa kadar bana eşlik etti. Restore edilmiş harika bir konaktı ve bir Sivaslı olarak Sivas konaklarının görülmesini şiddetle tavsiye ediyorum. Beni şehrin içerinden getirerek eski yapıları hızla tanıtan ve Sivasta ikramda bulunan tek Sivaslı olarak çok kıymetli Ahmet Kavak ağabeyim ile Höllüklük caddesindeki konağa gelince vedalaştık. Artık işime bakmalıydım. Her ne söylenirse söylensin İŞGEM Genel Müdürlüğü için içeride profesyonel bir şekilde görüşmeyi yapıp çıkmalıydım. Güzel bir görüşmenin ardından, sonuç olumsuz da olsa bir Sivaslı olarak Sivas gezim devam etmeli ve günü güzel geçirmeliydim.

Konaktan içeri girdim, kapıdan içeri girdiğimde giriş salonda kalabalık bir gurup vardı. Yan odayı daha boş bulup oturmak ver yorgunluğumu atmak istiyordum, selam verdim ve oturduğumda içerideki yaklaşık 4 kişi koyu bir muhabbete başlamışlardı. Tanıştık. Biraz sohbetten sonra arkadaşlarında aynı pozisyon için gelmiş olduklarını öğrendim. Bu amatörlüğün, büyük bir projede yapılması moralimi bozsa da, sohbet güzeldi ve diğer arkadaşlar ile kaynaştık. Ben filmin sonunu bana söyleyen dostlarımın öğütleri kulağımda olduğu için önemsemedim ve günün keyfini çıkartmayı yeğledim. Büyük bir proje için nitelikleri yüksek insanları aynı anda çağırıp, projeyi hafifletirken, arkadaşlarımın çay ikramı olabilir mi sorusuna Fransızca konuşuyormuşuz gibi bakan görevlilerin, Sivas’ın misafirperverliğini yaşamamış Papua Yeni Gine de doğmuş ta Sivas’a yeni gelmiş halleri beni üzdü. Sen kalk İstanbul’dan, Aydın’dan, Ankara’dan, İzmir’den vs. vs. yerlerden önemli görevler yapmış değerlerini, Sivas’a Sivas’lıya katkı sağlayacak bir proje için çağır, bir çay bile ikram etme. Koskoca kurum bir Ahmet kavak abim kadar olamadı, Sivas’a ve orada çalışan Sivaslılara yakıştıramadım. Bu aksiliklere rağmen biz, sohbeti koyulaştırdık ve keyifli bir zamana geçirmeye başladık. Herkes saat birde görüşeceğini umarken saat üç olduğunda yeni çağrılmaya başlamıştık.

Aynı göreve talip olan arkadaşlarım araştırma yapmış ve hazırlanmışlardı, bir kısmımız akşam 8 gibi uçtuğumuz için zamanı nasıl verimli kullanacaklar ve biz uçağa yetişecek miyiz diye konuşmaya başladık. Öyle ya durumu sorgulayıp sunumlarımızı yapacaktık. İlk arkadaşımızı çağırdıklarında içeride iki dakika kalması ve iki soru ile kibarca görüşmenin bitirilmesini duyunca hepimizi şok etti. Bu iki dakikalık görüşmeler diğer arkadaşlarda da devam edince sunumlarımızı yapma fırsatımız kaçmış, iş görüşmesi kısa bir seremoni edasına dönüşmüştü. Durum yakışıksız bir hal de devam ediyordu. Mülakatta oluşacak kanaati Genel Müdür adaylarını dinlemeden nasıl verebilirlerdi? Diğer arkadaşlar da çıkıp 2 dakikada çıktık dediklerinde bana dostlarım tarafından söylenen boşuna Sivas’a geliyorsun, kendi adamlarını belirlemişlerdir sözünün haklılığı kuvvetlendirmişti. Ben artık günü birlik gezimi düşünüyordum. En azından Gök Medreseyi görmeliydim.

Beni de çağırdılar ve içeri girdim, karşımda Vali Bey Davut Gül, Vali Beyin sağında Belediye Başkanı Sami Aydın, solunda Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Osman Yıldırım oturuyordu. Onlardan başka 4 kişi daha içerideydi. Diğer adaylar gibi bana da Vali Bey iki soru sordu, (1. Soru) kısaca geçmişinizi anlatır mısınız? (anlattım), (2. Soru) İŞGEM için neler yapabilirsiniz? Ana fikrimi söyleyip nokta koyduğumda. Vali bey Belediye Başkanına dönüp sorunuz var mı? Sayın Belediye Başkanım dedi, Belediye Başkanı da hayır diyerek cevap verdikten sonra, bana teşekkür ettiler ve görüşmeyi bitirdiler. Sonunu bildiğim filmde oynuyordum ve sadece gözlemleyerek deneyimlemiş oldum. Biz şu vasıflardaki biri ile çalışmak istiyoruz diye anlatmak, beklentilerini söylemek ve bana ne yapacağım ile ilgili kısa sohbet etmek yerine neredeyse kapalı uçlu soru sorarmış edasında kısa cevap ister gibi kestirip attılar. Bir ara sunum hazırladım ve onu size sunmak isterim demeyi düşündüm ama içerideki hava kendini anlatacak kadar yumuşak değildi. Biz bir senaryonun figürasyonu moduna girdik.

Sen hazırlık yap, sunum hazırla, kalk İstanbul’dan gel, devlete, millete ve Sivas’a bir şey katabilir miyim diye düşün, 2 dakikalık bir mülakat ile kanaat oluşturacak süper Vali, süper Belediye Başkanı, süper Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı ile diğer süper mülakatçılar karşısında kanaatin hakkıyla verileceğini düşün. Bunu kim düşünmüş, kim planlamış ve uygulamaya koymuşsa bir menfaati olmalıydı. Kimse ile net olumlu bir görüşme sonucu çıkmadı. Her çıkan yıkılmış bir halde çıkıyordu. Vali beyin haberi dahi olmasa buna uyarak ortak olduğu kanaati oluştu. Peki biz niye uzak şehirlerden gelip bu oyuna alet olmuştuk. Neydi bizim derdimiz. İki dakika Valiyi, Belediye Başkanını tanımak mı? Bu kibri İktidar ve muhalefet genel başkanları bile reva görmezlerdi. Bu arkadaşlar niye davranmışlardı. İktidarın ve Muhalefetin görevi her konuda adaletin olduğu bir vatanda yaşamamızı sağlamakken, adaletsizliği neden yaşamıştık. İktidar ve Muhalefet vekillerinin bunu sorgulaması lazım diyelim daha ileriye gitmeyeceğim.

Sormak lazım; Vali beyi 2 dakikalık mülakatla mı göreve getirdiler? Belediye başkanı parti merkezi tarafından iki dakikalık mülakatla mı başkan seçtirdi? Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı iki dakikalık bir konuşma ile mi kanaat oluşturup başkan oldu? diye. Diğer mülakatçılar da 2 dakikalık bir mülakat sonucu mu seçildiler?

Ben bizi mülakat ile işe almak için toplanan komisyon da olanların 2 dakika ile mülakat ile görevlerine geçen her kim varsa bu uygulamayı da haklı bulurum. Yoksa bu sonu belli oyunda beni ve diğerlerini neden İstanbul’dan ve diğer illerden getirildiğini merak ederim ve sonu belli oyunların ve bu oyunları oynayanların bu devletin hiçbir kademesinde bulunmamaları gerektiğine inanırım.

Bir arkadaşımızla ertesi gün görüştüğümde, Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Osman Yıldırım bey ile telefon ile görüşme fırsatı yakaladığını, Osman Yıldırım beyin “Sizin hepinizin CV’leri kaliteliydi, bize daha düşük profilli adam istihdam edeceğiz” diye telefondaki cevabını duyunca hayrete düşmemem bile beni şaşırtmadı.

Bu ülkede metal yorgunluğu var diyen liderlere sesleniyorum. Bu ülkede metal yorgunluğu yok, bu ülkede liyakat yok. Bürokrasi çökmüş, adamın adamlığı ve adamcı lığı oluşmuş. Hizmetin nevi ve nitelikleri önemini yitirmiş, ambalajı güzel kadavra eserler yapılmaya başlamış. Devletin yeniden organizasyonu elzem olmuş gözüküyor.

Bütün bu olumsuzluklara rağmen arkadaşlara Sivas Köftesi yemeyi önerdim. Çünkü olanların üzerini örtmek bir Sivaslı olarak bana düştüğünü düşündüm. Sivaslı bir hanımda Kahveleriniz benden diyerek, yapılmayan misafirperverliği unutturmak istemişti.

Konaktan çıkıp telefon uygulamaları ile önerilen Özen Köftecisini bulduk. Siparişimizi verdik. Önden ikramları olan az çorba geldi. Sivas ikram eden bir şehirdi ve sağ olsunlar Oran Kalkınma Ajansının misafir ağırlayamamalarını örtmüşlerdi. Birbirimizi biraz daha tanımak için hoş sohbetler ettik. Yemeğimiz bitmeye yakın, kahve sözü olan Ayşegül Hanım da bize katıldı.

Sivas köftesi; kıyma ve sadece tuz ile yapılan ve iki gün terbiye edilen harika bir lezzet. Sivas’ın etinin tadı da eklenince lezzet ikiye katlanıyor. Sivas’a gider iseniz Sivas Köftesini denemenizi şiddetle tavsiye ediyorum. Enfes bir lezzeti tatmış olacaksınız.

Gök Medrese
Gök Medrese

Köfteciden çıktıktan sonra Gök Medresesini görme fırsatını kaçırmak istemedim. Hemşerim Ayşegül Hanım ile İstanbul’dan mülakata gelen Murat bey ile gök medreseye doğru yola çıktık. 17 yıl restorasyonu bitmeyen gök medresenin durumunu görünce üzüldüm. 17 yıldır kapalı bir tarihi yapı acaba yapımı 17 sürmüş müdür diye düşünmeden edemiyorum. Yine de ihtişamı ile beni etkilediğini söyleyebilir.

Artık dönüş vakti gelmiş ve bir kahve içimlik zamanımızı yine şehrin içerisinde modern bir kafede değerlendirdik. Sunumu güzel telvesi kararında, lokum ikram edilen birer kahve içerek otobüse binip dönüş yoluna geçtik.

 

Dönüş Yolu ve Ardımda Bıraktıklarım;

Murat beyle hava alanına gider iken, yine sohbetimiz devam etse de, aklım Sivas ta kaldı. Sivas’ın muhteşem tarihini görüp, tarihi eserleri koruyamayan idarelere kızgınlığımın yanında, İstanbul’dan Valilik, Belediye Başkanlığı, Ticaret ve Sanayi Odasının Sivas’ı geliştirmek için Avrupa hibesi ile kurulan İŞGEM’e bu kadar kıymetli insanı çağırıp, kıymetsizce davranılması ve yöneticilerin bizim ile sonu belli olan bir oyun için kullanmaları kaldı.

Tarihin ihtişamında var olan Sivas; Valiler, Belediye Başkanları ve Ticaret ve Sanayi Odası Başkanları sayesinde ilerleyemediğini anlamak benim için buruk bir hatıra olarak kalacak. Ve bu aymazlığın bitmesini istesem de siyasi ve konjonktürel olarak bunun devam edeceği gözüküyor. Anlaşılan, Sivas hala nüfusu azalan ve eriyen bir il olarak kalmaya devam edecek.

Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Osman Yıldırım beyin “Sizin hepinizin CV’leri kaliteliydi, biz daha düşük profilli adam istihdam edeceğiz” sözü Sivas’ın kader sözüdür. Bizim adamımız olsun ama Sivas ilerlemese de olur. Adaletin ve liyakatin bittiği yer bu söz. Allah Sivas’ı Sivas’ın üzerinde menfaat sağlayanlardan korusun, eğer menfaat sağlayıp Sivas’ın çıkarlarını durdurmazlar ise Sivas ilerleyecektir.

Ahmet kavak ağabeyimin “Sivas bir başkadır, sahibi yok ama güzel şehrimizi köye dönderdiler” sözü ile Sivas’ı bir cümle ile anlatıyor.

Her şeye rağmen, tarihi yapıları ile, yemekleri ile, Cumhuriyetin kuruluşuna ev sahipliği yapmış gönüllerin başkenti Sivas’ı ziyaret edin, sıcak insanları görecek ve Sivas’ın havasına vurulacaksınız.

4 Eylül Kongre Merkezi Gazete Basım Makinesi
4 Eylül Kongre Merkezi

Serdar Şahin

03 Ocak 2018