İlk videomuzda Kızıl Elma nedir diye sormuş ve Kızıl Elmayı tarif edip, tarihsel süreçlerden bahsetmiş, Türk Milletinin Kızıl Elma ile geçmişin şekillendiğini belirtmiş, Türk Milletinin geleceğinin de Kızıl Elma ideali ile şekilleneceğini anlatmak istemiştik.

Kızıl Elmanın Türk Milletine has bir ideal olduğunu söylediğimizi hatırlatarak, bu videoda size Türk Milletini, Türk Milletinin kavram karmaşaları ile bölünmek istenerek fikirde, işte ve dilde birliğin düşmanlarını, Türk Birliğinin sağlanmamasının nedenlerini ve manipülasyonları anlatmaya çalışacağım.

Milletin temeli olan insan, kendisi için aidiyet merkezleri arar. Aile, akrabaları, soyu, Irk veya boyu, Milleti, inancı ile birey kendisini insanlık arasında bir değer olduğuna inanır ve bu beklentisi ile hissi ve duygusal bağlar kurar.

Millet; ortak geçmişiyle övünebileceği, geleceği ve gelecek nesli ile yaşamayı arzu ettiği, tarihi şan ve şeref ile dolu olarak kabul edildiği, ortak bağların kuvvetlice kurulduğu ve uğruna feda olabilecek kadar duygusal bağlar ile bağlanılmış, derin tarihi geçmişi olan, özellikle yazılı tarihin tozlu sayfalarında geniş yer tutan ve bağları koparmadan derin ve büyük ortak acılar ve mutlukların yaşandığı ve yaşatıldığı en büyük insan topluluğudur.

Milleti, Dil, ırk, din ve coğrafik birliktelik olarak Milletin tarif ederken anlamını eksik tanımlar. Ortak tarih ve ortak geçmişe bağlılık, geleceğe bağlılığın devamı esas alınmalı, diğer ortak bağların ağırlıklı etkisi görülmekle beraber, ortak tarih ve geçmiş ile Millet olmanın perçinlendiği bilinmelidir.

Kısaca Milleti tarihin derinliklerinden gelen ve ortak bir geçmiş ile bağlı ve kalben o Milletin tarihine ait hisseden bireylerin oluşturduğunu söyleyebiliriz.

Ayrıca Millet kavramı derin tarihi geçmişi olan, kuvvetli devleti veya devletleri kuran ve orta çağda son halini almış büyük insan topluluklarıdır.

Dil birliği Millet için ortak bir değerdir, burada önemli husus insanların kalben ait hissettiği Milletin dilini konuşmasını kendi arzusu ile kabul etmesidir. Boyların yani ırkların oluşturduğu Millette, Ana dilin farklı olması, kişiyi ve toplumu kalben bağlı olduğu Milletten ayrışmasının da sebebi olamaz. Daha önce Türkçeyi içselleştirip ana dillerini bırakmış ve Türkçe konuşan Türk Milleti evladı ile hala Türkçeden farklı ana dili olan ve kalben kendisini Türk Milletinden sayan samimi kardeşlerimizin arasında hiçbir fark yoktur. Tarihin derinliklerinde Türk Milleti ile hemhal olmuş ırk ve boyunu yani benliğini kabul ederken kendini kalben Türk Milletinden sayan kardeşlerimizi bizden farklı görmüyoruz. Bununla beraber aynı dili zorunlu olarak konuşmak insan topluluğunu bir millet yapmaz, örneğin sömürge devletlerinin dillerini kaybetmesi ile dilini konuştuğu Millete geçemez. En bariz örneği İngilizce konuşan ve dünyanın güçlü ülkesi Amerika, İngilizlerin eski sömürgesi olması ve milletlerin oluşumundan yani ortaçağdan sonra kurulduğundan dolayı bir millet değildir ve İngiliz Milleti de değiller ve olamazlar.

Irk ve bize göre boy birliği ile Millet olmak, ırkçılığı ve Milletlerin karşısında azınlığı temsil ettiğinden hiçbir ırk yazılı tarihte büyük olayları oluşturamadığından sömürülmüş ve Milletleşmeleri istenmemiştir. Türkler de boylardan yani diğer deyişlerle ırklardan oluşarak büyük güçlere ulaşmış, sömürgeciliği engelleyecek gücü oluşturmuştur. Sömürülen ülkelere dikkatlice bakarsanız Milletleşememiş ve büyük yapılar kuramamış yapılardır. Bu gün de küçük devletler çeşitli yöntemler ile sömürülmektedir.

Bir parantez açarsak; Irkların oluşumuna bakıldığında en yakını on beş bin olmak üzere kırk bin yıl öncesine dayandırılabilir. İnsanların az olması ve çoğalırken oluşan savaşlar karşısında neslinin devam edebilmesi için birleşmeleri ile ırklardan daha geniş bir topluluğa ulaşması sonucu bir üst kimliğin oluşmasına imkan tanınmıştır. Çünkü büyüyen hiçbir toplum safi bir ırk olarak kalamamış, ırkların oluşturduğu milletleri oluşturmuşlardır.

Türklerin kökenlerinin de bir ve derin olması için Atatürk te bir çalışma başlatmış, kayıp kıta Mu ile Türk Milletinin tarihi köklerini otuz beş bin yıl öncesine dayandırma çabasını da bu çaba için anabiliriz. Türk Milletinin geçmişi akademik kaynaklara göre şimdilik 3750 yıl belgeli olmak üzere 7000 yıl öncesine kadar dayandırılmaktadır. Sadece Türk ordusunun 2200 yıl dan daha önce kurulduğunun kabul edilmesi bile Türk Milletinin kadim geçmişinin ispatıdır.

Milletler her ne kadar birlikte hareket edip dinsel birlikteliği sağlasalar da Türk Milletinin geçmişi semavi dinlerin çok öncesine dayandığı için dinsel ayrılıkların yaşanması normal bir süreçte gelişmiştir. Avrupa’ya geçip yurt edinen Türkler Hristiyanlığı kabul ederken, Orta Asya da kalan ve Avrupa’ya geçmemiş ve Oğuz Türkleri genellikle Müslümanlığı kabul etmişlerdir. Tarihin ortak bağları ile bağlı olan Türk Milleti için bu bir renk olarak görülmekte, sömürü için hazır bekleyen çıkar gurupları tarafından Türk Milletini bölmenin bir yolu olarak kullanılmaya çalışılmaktadır. Çıkar guruplarının kendine çekmek için din ve mezhepleri değiştirerek insan topluluklarını kendi amaçları kullandığını tarih çok defa kaydetmiştir. Türkiye de de Osmanlı İmparatorluğunun geniş bir coğrafyaya yayılması ve mezhepsel farklılıkların miras kalmasını kaşıyan, sömürge devletleri bu farklılığı kaşımaya çalışmakta ama Türk Milleti sağlam iradesi bu oyuna gelmemektedir. Macaristan da (Hungarya Hun ülkesinde) Oğuz olmayan ama Türkçü hareket Hristiyan olarak Türk Milletinden olduklarını savunmaları, aynı keza Gagauzların Türk Kurultaylarında Türk Milleti ile ilgili hararetli tutumları, dinin Millet kavramında bir renk olduğuna vurgulayan en önemli örnektir.

Coğrafya Milletlerin oluşumunda başlangıçta etkin bir rol oynamış, fakat genişleyen ve Dünyaya yayılan ve coğrafyaların sahiplerinin el değiştirmesi ile Milletlerde, coğrafyada, kesin bir bağ olarak kalamamıştır. Özellikle Batıya doğru ilerleyen ve yeni coğrafyaları vatan yapan Türk Milleti için coğrafya belirleyici özellik olamaz. Türk Milleti için vatan Adriyatik’ten Çine kadar olan topraklardır.

Siyasi ve ideolojik ayrımlar da Milletin merkezinde olmayan ve sonradan eklemlenmiş renklerdir. Asıl olan Milletin refahı ve konforudur. Tüm siyasi ve ideolojiler bu refahı ve konforu sağlayacağını iddia eder. Hangi ekonomik ideolojiye bağlı olursa olsunlar, Millet evladı gelişimi sağlayacaktır. Esas olan, siyasi ideolojiler ve siyasiler gelir geçer Millet kalır.

Bana göre; Türk Milletinin ve sömürü altındaki diğer toplumların bu düzen içerisinden çıkış noktası bireylerin özgürlüklerine, bilgi ve becerilerine değer veren kollektivizim Türkçesi ile ortak hareket kabiliyetidir. Sömürünün şimdiki düzeni olan Kapitalizm ve liberalizmin karşısındaki başlangıçta ki en büyük duruş kollektivizm olacaktır.

Ortaçağa gelinen süreçte binlerce yıl içerisinde çoğalan ve mücadeleye başlayan insan ırkları ve ırkların birleştirdiği insan toplulukları, sert bir mücadele döneminin sonunda sağlam ve büyük birlikteliklerin kurulduğu bağları oluşturup olgunlaştırarak tarihe kuvvetli Milletleri hediye etmiştir. İnsanlık tarihi kendini ait hissettiği ve Milletlerin içerisinde devletler kurmuş, kurduğu devletinin içerisinde kudretin verdiği konforu yaşamak istemiştir. Kudretini kaybeden birçok milletleşebilecek büyük devletler ortaçağ öncesi tarih sahnesinden silinerek dağılmış ve yok olmuşlardır. Bununla beraber Türk Milleti dağılmamış ve bağımsızlığı kesintisiz devam ettirerek insanlık tarihinde kesintisiz yaşamını sürdürmüştür.

Milletler; ortaçağa gelindiğinde, ortak geçmiş ile insanların bağlar kurarak mensubiyet kazandığı ve yaşamalarını kolaylaştıran en büyük topluluk olarak ortaya çıkmıştır diyebiliriz.

Milletlerin dünya üzerinde bir coğrafya da büyük nüfuslar ile hakim ve ekonomik, askeri ve coğrafyanın kaynakları ile bir ekonomik güç olması ve bu kaynakların Millete ait üyelere konforu maksimize etmesi sebebiyle, çıkarların ön plana çıktığı ve Milletler arasında çıkar mücadelelerinin başladığını ve yine ortak bağlar ile bağlı büyük insan toplulukları olan insanların Milletlere ihtiyaç duyduğunu görüyoruz. Özellikle sömürgeleşme döneminden sonra bunun elzem bir ihtiyaç olduğu da aşikar olarak önümüzdedir. Kaldı ki şimdiki ekonomik ve iş modellerin de sömürgeci zihniyetin devamı olduğunu söyleyebiliriz.

İnsanları sömürmenin yolu, onları kendine bağlı ve verilene razı gelecek bir anlayışı sömürülenin dimağına oturtmaktır. Özgür bir insanın razı gelemediği bu duruma, baskı ve zorla dayatarak insanlara kabul ettirmek esastır. Sömürünün karşısında ki en büyük engel, baskı kurulamayacak kadar büyük ve güçlü bağ olan Millet bağıdır. Onun içindir ki Millet bağı, çıkar gurupları tarafından azaltılmalı, mümkünse yok edilmeli ve insan ve toplumlar sömürülmeye rıza gelecek seviyeye getirilmelidir. Bunun için çeşitli yöntemler uygulanmakta, bağların zayıflatılması için fikri ayrılıklar çıkartılıp algılar ile oynanırken, zayıflayan birliktelikleri zor kullanarak bağları kesmeye ve birlikte yaşama arzuları yok edilmeye çalışılmaktadır. Bağların zayıfladığı ve koptuğu zaman sömürü maksimize edilerek, sömürüyü yapan tarafın konforunu artırmak için, sömürülenin elindeki kaynaklar tahammül edilen noktaya kadar sömürüye açık hale gelmektedir.

Tüm bunların ışığında biz kendi Milletimize dönersek, Türk Milleti büyük bir coğrafya da, dilimiz bir, geçmişimiz bir, adet ve göreneklerimiz bir sağlam bağlar kurabilecek kalabalık bir nüfusa sahiptir. Bu gücün birleşmesi demek, dünyanın diğer kuvvetli güçlerin karşısında dik durabilmek demektir. Dik durmak ise dünyanın kaynaklarından eşit faydalanmak demektir.

Ne kadar büyüğüz ve kalabalığız diye sorsak;

Şimdilik 7 bağımsız devlet yanında bir çok Özerk Bölge ve Cumhuriyette ile diğer devletlerin egemenliğinde Türk Toplumları bulunmakta ve sanayi devriminin etkisi ile diğer ülkelerde de hatırı sayılır ve gurbetçi adı ile Türk Milletinin üyelerini de dahil ettiğimizde, akademisyenlerin açıklamalara göre 350 milyonun üzerindeyiz diyebiliriz.

Dil birliğimiz bulunmakla beraber, geniş coğrafyaların etkisi ve tarihin derinlikleri ile başlayan Kızıl Elma ülküsünün etkisinde ki yayılmacılığımız, dilimizi farklılaştırmış ve anlama oranlarımız şiveler sebebiyle de azalmıştır. Türk Milleti aslında bazı kelimeleri şive ile bazı kelimeleri de farklılıkları ile anlayabilse anlaşma kolay olabilir. Coğrafik olarak dilde farklılıkların olması normal karşılanmakla beraber, dil birliğinin zayıflatılması için Türkistan da Rusya’nın Türklerin dilini farklılaştırarak birbirini anlamamaları için yaptığı çalışmalar dilimiz ile ilgili saldırının en önemli örneğidir. Cisim ile gelen isimler ve yenilikleri diğer dillerden geçişi ise masum saldırılar olarak adlandırsak ta Türk Milletinin dilinin gelişmesi için çalışma yapılmamasını kabahatli görmek daha yerinde olacaktır. İsmail Gaspıralı’nın “Dilde, fikirde, işte birlik” sloganının dil birliği ile ilgili vurgusu bu konuda en önemli örnektir. TEKBAYRAK olarak dil birliğinin daha da genişlemesi için 10 yıl önce ortak dil çalışması ile ilgili görüşmeler yaptığımız da, bizden önceki büyüklerimizin de aynı fikirde olması ve başarmak için Bağımsız Türk Devletleri arasında daha büyük bir çalışmanın yapılması sonucuna ulaştırmıştı. Bu dönemde de akademisyenler tarafından dil birliği için çalışmalar yapılmakta fakat devlet seviyelerinde önem verilmediğinden bu çabalar duygusal hareketler olarak kalmaktadır.

Türk Milleti yayılan ve yayılırken gelişen bir Millet olduğu için, Milletleşme sürecinde tek bir Türk ırkından bahsetmek mümkün gözükmemektedir. Fakat Türk Milleti tarafından Türk ırkı diye hissedilmesi ve söylemi, aslında geniş aile üyelerinin bağlarının ne kadar kuvvetli olduğu mesajını vermek içindir. Bu benimde sempati ile baktığım romantik bir yaklaşımdır ve hamasi olarak ta bu söylemde bulanan kardeşlerimin bağlarının benimle kuvvetli olduğunu hissettirdikleri için de kendime daha yakın bulurum. Aslında ırkların gelişim sürecinin bundan on beş bin yıl önce bitmesi ve daha büyük toplulukların oluşmasını hatırlar isek bana hak verileceğini de öngörüyorum.

Türk birliğinin sağlanması halinde Türklere ait coğrafyalarda sömürü alanı ortadan kalkacak, hatta Osmanlıyı sömürebilecek kaynaklara ulaşmak için yıkan sömürgeci zihniyet, güçlenen Türklerin egemen olacağı topraklar da da sömürünün yok olacağını düşünerek Türk Birliğini istememekte haklı değiller mi?

Sen Osmanlıyı yıkmak için uğraş didin, sonra bir gün gelsin daha geniş bir coğrafyada Türk Birliği kurulsun, siz o arkadaşların yerinde olsanız, güçlü bir Türk Birliğini ister misiniz? Cevabını onların yerine verirken, birde kendinize sorun…

Türk Birliğinin sağlanması halinde, en azından birlikte hareket etmesi halinde dünya üzerinden ve kaynaklarımızı daha verimli kullanarak çocuklarımıza daha konforlu bir hayat sunmak istemez miyiz?

Sadece Bağımsız Türk Devletlerinin değil, Özerk Bölge ve Cumhuriyetleri ve diğer devletlerin vatandaşı olan, hatta gurbetçilerimiz için dünya nimetlerinden konfora daha yakın olmazlar mı? En azından güçlü kardeşleri olmaları, onları daha rahat etmelerini sağlamaz mı?

Şimdi tüm Türk Milleti evlatları kendilerine şu soruyu sormalı… Büyük ve güçlü bir Türk Milleti ile dünya üzerinde hakkaniyet ile tüm gelişmiş ülkelerin yaşam koşullarına kavuşmak mı istersiniz? Yoksa yaşam devam ederken, bizde sadece yaşayalım, hayat kısa ve güzel bu hedefler bizim neyimize mi diyeceksiniz?

Çocuklarınız ve torunlarınız size belki hesap sormayacaklar ama siz kendiniz ile baş başa kaldınız diyelim, torununuzun sorması gereken soruyu ben size sorayım, sen Türk Milletine omuz vermeyerek geleceğimi neden şahikalara taşımadın? Dediğinde yutkunmak mı istersin, yada ben elimden geleni yaptım mı?

Gelecek daha büyük gelişmelere gebe ve bunu da bağımsız ve güçlü milletler yapacaklar. Ya güçlü olacağız, yada çocuklarımıza ve torunlarımıza hayal kırıklıkları bırakacağız.

Türk Milleti olarak ne yapacağımızı biliyor olmalıyız. Türk Dünyası bir olmalı, en azından birlikte hareket edebilmeli. İşte o zaman çocuklarımıza ve torunlarımıza en büyük hediyeyi ve mirası bırakmış oluruz.

O yüzden TEKBAYRAK olarak Türk Dünyasının birlikte hareket etmesini önemsiyor ve bu yolda çalışmalar yapacağımızı açıkça belirtiyoruz. Biz çocuklarımıza ve torunlarımıza iri ve diri Türk Milleti için çalışma sözü veriyoruz.

Belki şimdilik azız ama çoğalacağız. Belki çoğumuz da bu sonucu göremeyeceğine inanıyor. Ben inanıyorum. Türk Milletinin ilerleme vakti yaklaştı. Biz sadece elimizden geldiğince bu ilerlemeye destek vereceğiz. Sende inanıyorsan biz başaracağız demektir.

Kızıl Elma için Güneş ve ay’ı anlatan kızıl topa dayandığını söylemiştik ya, Türkler batıya doğru ilerlemesinin sebebini o videodan sonra düşündünüz mü, acaba kızıl elmaya ulaşmak Türkleri batıya getirmiş olmasın.