ŞAPKA DEVRİMİNDEN ASILAN YOK…

ŞAPKA DEVRİMİNDE SARIKLILARI ASTILAR DİYENLERE TARİH İLE CEVAP.

ŞAPKA DEVRİMİNDEN SONRA ATATÜRK İLE SARIKLI ABDURRAHMAN KAMİL EFENDİ İLE GÖRÜŞME VE BİR HİKAYE.

Mustafa Kemal Atatürk Amasya’da Milli Mücadele’nin faziletli müftüsü Abdurrahman Kamil Efendi ile görüşüyor. (22 Kasım 1930)

Atatürk ve Amasya Müftüsü Abdurrahman Kâmil Efendi

Ataları iki asır kadar önce Kırım Bahçesaray’dan gelerek Çorum’un Mecitözü Doğla köyüne yerleşmiş olan Amasya Müftüsü Abdurrahman Kâmil Efendi Atatürk’ün isteği ile verdiği vaazla Amasya’da Milli Mücadele fikrinin doğmasını sağlamıştır.

Mustafa Kemal Paşa’nın Amasya’ya ilk gelişlerinde, Onu karşılayanlar arasında Abdurrahman Kâmil Efendi de bulunuyordu. O, görünüş ve bilgisiyle Paşa’nın hemen dikkatini çekmiştir. Daha önce değinildiği üzere Mustafa Kemal Paşa, Amasya’ya ilk teşriflerinde (12 Haziran 1919) Hükümet Konağı’nda bir konuşma yaparak ülkenin içinde bulunduğu durumu ve alınması gerekli önlemleri açıklamıştı. Burada hazır bulunan Abdurrahman Kâmil Efendi Paşa’nın fikirlerini hemen benimsemiştir. Bu arada Mustafa Kemal’in konuşmasında Arapça ve Farsça kelimeleri yerinde ve yanlışsız kullanması, Abdurrahman Kâmil Efendi’yi şaşırtmıştı. Hatta hayretini saklayamamış;

“Bu Paşa, başka paşa. Bu paşa bildiğimiz paşalardan değil” demiştir.

Görüşlerini benimsediğini anında konuşma ve davranışlarıyla belli ettiğinde, Paşa, Hoca Efendi’ye özel ilgi gösterdi. “Günün yorgunluğu ve ilerlemiş saatlerden dolayı misafirlerin dinlenmeleri gerekliydi. Hükümet Konağı’ndan Saraydüzü Kışlası’nda ikamet edilmek üzere hareket edildi. Kışlada Müftü Tevfik Efendi, Vaiz Abdurrahman Kâmil Efendi, Komiser İsmail, Komiser Muavini Osman Efendi ve 5. Kafkas Fırkası Kumandanı Cemil Cahit Beylerin de hazır bulunduğu mecliste bir müddet daha memleket meseleleri üzerinde konuştular.

Abdurrahman Kâmil Efendi o geceki ziyaretini şöyle anlatıyor:

“…o gece, yani perşembeyi cumaya bağlayan gece, Mustafa Kemal Paşayı karanlık odada ziyaret ettim. Konuşmalar bittikten sonra müsaade istedim. Yarınki cuma günü vaaz edeceğimi, onun için erken gitmem gerektiğini söyledim. Paşa ayağa kalkarak elimi öptükten sonra

– Baba yanınıza adam katayım mı? Karanlıktır, dedi.

– Gözlerimin ışığı beni götürür, diye cevapladım.

Paşa tekrar elimi öperek

– Baba bu işte muvaffak olmakta var, olmamakta var. İnşallah olacağız. Eğer olamazsak bizi asarlar, kelle gider ne dersin? dedi.

Bende;

– Hey oğul sen ki genç yaşında başını vatan ve millet uğruna feda etmişsin. Koy benim bu ihtiyar kelle de senin uğruna feda olsun, dedim.

Tekrar elimi öperek, yanıma Komiser Osman Efendiyi katarak uğurladı.”

Hiç beklemediği bu cevap karşısında hayretler içinde kalan Mustafa Kemal, memnuniyetini gizleyememiştir. Başka bir ifadeyle Paşa, Amasya’da Milli Mücadele kıvılcımını alevlendirecek bir Hoca’yı bulmuştu…

Abdurrahman Kâmil Efendi’den Vaaz etmesi Ricasında Bulunulması

13 Haziran 1919 günü Cuma idi. Mustafa Kemal Paşa, Cuma namazında Amasyalılara vatanın içinde bulunduğu durumu açıkça anlattıracaktı. Havza’da uygulama imkânı bulamadığı konuşmayı daha ilk sohbetinde kendisinde güven uyandıran Vaiz Abdurrahman Kâmil Efendi, rahatlıkla yerine getirebilirdi. Vakit geçirmeden hemen bir pusula yazdı. Kışlada bulunan Veysibeyzade Nafiz Bey’e kısa not halinde hazırladığı pusulayı verdi.

Komiser Muavini Osman Bey ile Abdurrahman Kâmil Efendi’nin evine götürülmesini istedi. Saraydüzü kışlasına yakın olan Kâmil Efendi’nin evine emaneti götüren Osman Efendi, Hoca Efendi’ye söz konusu pusulayı verdi. Paşa Hazretlerinin ricasını anlatınca; yaşlı vaiz pusulayı aldı, yavaş yavaş okudu, durumu kavramıştı. Komiser Muavini Osman Efendi’ye döndü, pusulayı öptü, sonra da;

“Başım, gözüm üstüne” dedi.

Abdurrahman Kâmil Efendi’nin Vaazı

Cuma namazını Amasyalılarla birlikte kılmak ve halkın davranışlarını, tepkilerini yakından görmek için refakatindekilerle birlikte Mustafa Kemal Paşa da Sultan Bayezit Camii’nde bulunuyordu. Caminin girişinde Atatürk’ü, Müftü Hacı Hafız Tevfik Efendi, Kadı Ali Himmet Efendi ve Vaiz Abdurrahman Kamil Efendi karşıladılar.

Bundan sonraki gelişmeleri Hüseyin Menç’in çalışmalarından izleyelim:

“… Mustafa Kemal bir ara Hoca Kâmil Efendi’ye;

– Baba hazırlandın mı? diye sordu.

Tamamdır oğul, tamamdır” diyen Kâmil Efendi, besmele çekerek caminin kapısına doğru ilerledi. Etrafı saran Amasyalılar, misafirlerine yol açarken “Çanakkale Kahramanı” bu sarışın Paşaymış! cümleleriyle hayret ve merakla bakıyorlardı. Cami bir hayli kalabalıktı. Etraf köylerden dahi gelenler olmuştu.

Namaz bittikten sonra şüheda ruhuna ithaf edilmek üzere bir mevlid-i şerif okutuldu. O gün Amasya kasabası mahşeri bir kalabalık arz ediyordu. Bütün kaza halkı bu muazzam toplantıya iştirâk ve vatanî hizmetlerde ki vazifeleri paylaşmak için can atarak gelmiş bulunuyorlardı.

Mevlid-i şerif kıraatinden sonra, cemaat-î İslâmiye tam bir iman varlığı ile ellerini semaya doğru kaldırarak içten gelen samimî duadan sonra cami-î şeriften çıkarak, cami-î şerif haricindeki geniş sahayı bir anda doldurmuş bulunuyordu. Cemaatin kesafeti tahminen otuz binden fazla bundan eksik değildi.

Sultan Bayezid Camiinin bahçe kapısı üzerine çıkan “Mustafa Kemal Paşa, hitabesine başlayıp, Türk Milleti’nin mukadderatı hakkındaki acı safahatı birer birer izaha çalışarak bir hiddet-i millîye ile bu geçirilen felâketin ancak refah yolunu aşabilecek geleceğine kâni olduğunu söylemekle nutkuna son verdikten sonra, konuşma hakkını Abdurrahman Kâmil Efendi’ye verdiler. Abdurrahman Kâmil Efendi kürsüye çıktı ve meydandan dalga dalga etrafa yayılan şu konuşmayı yaptı:

“Muhterem Evlâtlarım!

Paşa Hazretlerinin açıkça izahatta bulundukları Türk milletinin, Türk hakîmiyetinin artık hikmet-i mevcudiyeti kalmadığı tahakkuk edince ve milletimizin mukadderat-ı endişeli bir duruma düşünce artık bu devletin mevcudiyetine hürmet etmek bence doğru bir yol değildir. Mademki milletimizin şerefi, haysiyeti, hürriyeti, istiklâli tehlikeye düşmüştür, artık başımızdaki bu hükümetten bir iyilik ummak bence abestir. Şu andan itibaren padişah olsun, isim ve unvanı ne olursa olsun hiçbir şahsın ve makamın hikmet-i mevcudiyeti kalmamıştır. Yegane çare-i halâs, halkımızın doğrudan doğruya hakimiyetini eline alması ve iradesini kullanmasıdır.

Binaenaleyh işte size “Hazret-i Ömer gibi bir Başbuğ” diye Mustafa Kemal Paşayı gösteriyor ve kendileri de Paşaya yönelerek:

– Muhterem Paşa Hazretleri;

Şu görmüş olduğunuz Türk evlatlarının heyet-i umumîyesi başta ben olmak şartıyla şu andan itibaren size biat etmiş bulunmaktayız. Vatan ve milletimizin refah yolunu buluncaya kadar sizlerle el birliği yapacaklarına söz veriyoruz.” diye hitabelerine son veriyor.

Abdurrahman Kâmil Efendi, güzel ve etkili konuşmasıyla halkı coşturdu. Camiyi dolduran cemaat konuşmanın etkisiyle, vatanın içinde bulunduğu şartlardan kurtulması için dualarda bulundular. Bu arada vaizi dinleyen Mustafa Kemal Paşa da rahat bir nefes almıştı. Zira “Paşa böyle bir töreni Havza’da da tertiplemek istemişti. Fakat vaiz korkudan kaçmıştı”. Amasya’da emekli müftü Abdurrahman Kâmil Efendi aldığı ilhamla memleketin içine düştüğü durumu halka anlatmıştı. Hem de açık bir dille ve korkusuzca.

Ertesi günü Selağzı (Amasya halkı arasında bu isimle tanınan yer) meydanında ki Atik-i Âli mektebinde toplanan Amasyalılar, “Müdafa-i Hukuk Cemiyeti”ni kurdular. Bu cemiyetin ilk maddî yardımı yine Abdurrahman Kâmil Efendinin bir mendil içinde Mustafa Kemal Paşaya verdiği beş altın oldu.

Cumhuriyetin ilanından sonra Atatürk, 24 Eylül 1924 tarihinde Amasya’da şerefine verilen bir ziyafetin sonunda, sözü Milli Mücadele’ye getirip “baba” diye hitap ettiği Amasya Müftüsü Abdurrahman Kâmil Efendi hakkında şu sözleri dile getirmiştir:

“Efendiler! Bundan beş sene evvel buraya geldiğim zaman bu şehir halkı da, bütün millet gibi, hakiki vaziyeti anlamışlardı. Fikirlerde karışıklık vardı. Dimağlar adeta durgun bir haldeydi. Ben burada birçok zevatla beraber, Kâmil Efendi Hazretleriyle de görüştüm. Bir cami-i şerifte hakikati halka izah ettiler. Efendi Hazretleri halka dediler ki: Milletin şerefi, haysiyeti, hürriyeti, istiklali hakikaten tehlikeye düşmüştür. Bu felaketten kurtulmak, icap ederse vatanın son ferdine kadar ölmeyi göze almak lazımdır. Padişah olsun, halife olsun, isim ve unvanı ne olursa olsun, hiçbir şahıs ve makamın mevcudiyetinin hikmeti kalmamıştır.

Tek kurtuluş çaresi, halkın doğrudan doğruya hâkimiyeti ele alması ve iradesini kullanmasıdır.

İşte Efendi Hazretlerinin bu yol gösteren vaa’z ve nasihatinden sonra herkes çalışmaya başladı. Bu münasebetle Müftü Kâmil Efendi Hazretlerin itakdirle yad ediyorum. Ve genç Cumhuriyetimiz, bu gibi ulema ile iftihar eder.”

Daha sonraki ziyaretler esnasında da Gazi’nin Müftü Efendi’ye olan ilgisi devam edecektir. Reisicumhur Mustafa Kemal Paşa’nın dördüncü defa (18 Eylül 1928) Amasya’ya gelişlerine ait bir hatırasını Abdurrahman Kâmil Efendi’nin torunu Nafiz Yetkin şöyle anlatmaktadır:

“– Uzaktan trenin düdük sesi duyuldu. Tren yavaş yavaş geliyor, Atamız Pencereden bakarak halkı selâmlıyordu.

Tren durdu. Kapı açıldı. Atamız trenin sahanlığından bir basamak inerek ikinci basamakta durdu ve etrafına bakarak ilk sözü:

– “Müftü Efendi nerede?” oldu. Halk açıldı ve dedeme yol verdiler. Ben de dedemin koltuğuna girerek öne geçirdim. Ata son basamaktan da inerek hiç konuşmadan gülümseyerek dedeme yaklaştı, hemen gözüne çarpan köstekli saatin anahtarını okşarcasına tutarak.

– “Bu nedir, bu Cennetin Anahtarı mı yoksa? Ver de Cennete girelim…” dedi. Dedem de:

– “Asıl Cennetin anahtarı sende Paşam!”

Atamız bu cevaba karşı hayret içinde gülerek

– “Cennetin Anahtarı nasıl bende olur?” diye sorunca, Dedem, Müftü Efendi hemen şu cevabı verdi:

– “Nasıl olur da anahtar sende olmaz? Sen ki cahil halka okumak üzere kitap getirdin, bundan âlâ Cennetin anahtarı olur mu?” cevabı üzerine Ata gülerek Müftünün koltuğuna girdi. İstasyonda hazır bulunan otomobile binip adalet binasına gittiler. Bu arada “Mustafa Kemal Paşa, Halkevi’nde hazırlanan kara tahta önünde Amasyalıların yeni harflerden imtihanı münasebetiyle … Belediye Reisinden sonra Müftü Kâmil Efendi’ye:

– “Baba, sen de öğrenebildin mi?” diye sorunca Müftü Efendi:

– “İmzamı atabiliyorum” demişti.

Atatürk’ün Amasya’yı ziyaretlerinin beşincisi ve sonuncusu 22 Kasım 1930 tarihinde gerçekleşmiştir. Her zamanki gibi Müftü Efendi, Gazi’nin yanındadır. Böyle bir anı, Foks Film Şirketi görüntüye almış, Paşa’nın özel Fotoğrafçısı Cemal Işıksel de ayrıca fotoğraflamıştır.

Daha sonraki yıllarda da bu iki büyük insan arasındaki iyi ilişkiler devam etti. Öyle ki temeli vefa, saygı ve sevgiye dayalı sözkonusu iyi ilişkilerin izlerini, dilekçelerinde kullanılan kelimelerde dahi görmek mümkündür.

Abdurrahman Kâmil Efendi

Abdurrahman Kâmil Efendi, 1850’de Amasya ‘da doğdu. Ataları iki asır kadar önce Kırım Bahçesaray’dan gelerek Çorum’un Mecitözü Doğla köyüne yerleşmişti. Mahlası Mecitözü’ne nisbetle “Mecîdî”, lakabı Mecîdîzâde’dir. Babası ilmiye mensubu bir aileden gelen ve kadılık görevinde bulunan Ahmed Rifat, dedesi Mustafa Mecîdî’dir.

Abdurrahman Kâmil Efendi, ilk ve orta öğrenimi sonrasında 1871 yılında Amasya Mehmet Paşa Medresesi’ne kaydoldu. Burada kardeşi Müderris Sadık Efendi’den İlm-i Kıraat, İlm-i Feraiz, İlm-i Aruz; Müderris Hasan Efendi’den Fıkıh, Hadis, Tefsir , Usul-ü Fıkıh, Usul-ü Hadis ve Hikmet derslerini okudu. Ayrıca zamanın tanınmış hocalarından da fenle ilgili dersler alarak 1881 yılında yüksek öğrenimini tamamladı.

Abdurrahman Kâmil Efendi, ilk memuriyetine mezun olduğu Mehmet Paşa Medresesi’nde öğretim üyesi olarak başladı. Buradaki yirmibir yıllık müderrisliği esnasında 70’in üzerinde öğrenciye icazetname (diploma) verdi. Bu arada Sultan Bayezid Camii’nde vaazlar verdi. Bir çok esere haşiye ve şerh yazdı. Müftü Mehmet Efendi’nin vefatı üzerine, 1902 yılında 51 yaşında iken Amasya Müftülüğü’ne tayin edildi. Ayrıca bir çok komisyonlarda görev aldı. Hicaz Demiryolu Yardım Komisyonu’ndaki başarılı hizmetleri dolayısıyla her türlü devlet hizmetlerinde güzel işler görenlere iftihar ve imtiyazı mucip olmak üzere çıkarılan Dördüncü Rütbeden Osmani Nişanı ile ödüllendirilmiştir. Ayrıca memuriyetinin yanısıra eğitim-öğretimle olan ilgisini devam ettirdi. Bu cümleden olarak, Bursa Fakihzade Medresesi Müderrisliği payesi tevcih edilmiştir.

Dini ilimlerin yanı sıra, şiir ve edebiyatla da ilgilenen Abdurrahman Kâmil Efendi, 1 Eylül 1915’te yaş haddinden emekliye sevkedilmiştir. Müftü Hacı Tevfik Efendi’nin 1921 yılında vefatı üzerine yeniden Müftülüğe tayin edildi. Soyadı Kanunuyla YETKİN soyadını alan Abdurrahman Kâmil Efendi vefatına kadar (1941 yılına) Amasya Müftülüğü görevini yürüttü.

Kaynak: 1- Nafiz Yetkin, “Hatıralarım”, Kale Aylık Siyasi Dergi, Yıl: I, Sayı: 6, s.8.
2 – Hüseyin Menç, Milli Mücadele Yıllarında Amasya, Amasya 2013, s. 163.
3- Ahmet Demiray, Resimli Amasya (Tarih-Coğrafya-Salname Kılavuz ve Kazalar) Ankara-1954, Sah.142.
4- Mevhibe Savaş, Mustafa Kemal-Amasya ve İki Din Adamı, Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü Atatürk Yolu Dergisi Yıl: 1997 Cilt: 05 Sayı: 19

Leave a Comment