Bilim Ve Teknoloji
Türk Kadını

2000'li yıllardan beri Türk kadını ile ilgili yapılan tüm sosyal ve psikolojik araştırmalar Türk kadınlarının 21'inci yüzyıla birçok sorunla girdiğini ortaya koyuyor. Sorunların kaynağı ise ataerkil bir aile yapısının birçok bölgede hala etkinliğini korumasıdır. Günümüzde, kadınlarımız eğitimde, siyasette ve istihdamda toplumsal cinsiyete dayalı ayrımcılık ile mücadele etmek zorundadır. Kadın dendiği zaman aklımıza anne, ev hanımı, eş gibi kavramlar gelmektedir.


Öyle ki erkekler kadar kadınlarımız da kendini bu roller ile sınırlamakta ve bir bütün olarak görmektedir. Son yıllarda yoğun çabalarla ortaya çıkan tüm kampanyalara, desteklere, çalışmalara rağmen kadınların eğitim düzeylerinin erkeklerden daha düşük olması, çalışma hayatında gereğinden az yer almaları ve siyasete aktif katılımlarının ve temsiliyetlerinin artmamasının en önemli nedeni tanımlanan rolün dışına çıkılmamasıdır.
Halbuki insan topluluğu kadın ve erkek denilen iki cins insandan oluşmuştur. Kabil midir ki, bu kütlenin bir parçasını ilerletelim, ötekini ihmal edelim de kütlenin bütünlüğü ilerleyebilsin. Mümkün müdür ki, bir cismin yarısı toprağa zincirlerle bağlı kaldıkça öteki kısmı göklere yükselebilsin?
 
Tarihe baktığımız da Türk tarihine önemli bir kaynak teşkil edilen VIII. Yüzyılda dikilen Orhun Kitabelerinde Türk kadınından övgü ve saygıyla bahsedilir. Kitabelerde Devleti İdare Eden Han ve Devleti bilen Hatun ibareleri geçmektedir. Han ile Hatun Türk toplumunda aynı yetkiye sahiptir. Osmanlı İmparatorluğunda da kadınların söz hakkının, etkisinin ve zekasının payının ne kadar büyük olduğunu görüyoruz.. Kadınımız her ne kadar eve bağlı yaşamaya zorlansa da kendi iç dinamikleri içerisinde inanılmaz güçlere sahip olmuştur. Küçük yaşta padişah olan ve babasız kalan pek çok emsali gibi Fatih Sultan Mehmet de İstanbul'u fethetmeye gitmeden önce, annesinden savaş stratejisi almıştır. İşte Türk kadını böyle bir kadındır. İstanbul'arı da fetheder, Osmanlı'ları da yönetir.
 
 
Aynı şekilde kurtuluş savaşı yıllarına baktığımızda görüyoruz ki dünyada hiçbir milletin kadını, "Ben Anadolu kadınından daha fazla çalıştım, milletimi kurtuluşa ve zafere götürmekte Anadolu kadını kadar hizmet gösterdim" diyemez.
 
Belki erkeklerimiz memleketi istilâ eden düşmana karşı süngüleriyle, düşmanın süngülerine göğüs germekle düşman karışsında buldular. Fakat erkeklerimizin teşkil ettiği ordunun zayıf kaynaklarını kadınlarımız işletmiştir. Memleketin var olması imkânını hazırlayan kadınlarımız olmuştur ve kadınlarımız olmaktadır. Kimse inkâr edemez ki, kurtuluş savaşında ve ondan evvelki harplerde milletin hayat kabiliyetini tutan hep kadınlarımızdır.
 
Çift süren, tarlayı eken, ormandan odun ve keresteyi getiren, mahsulleri pazara götürerek paraya çeviren, aile ocaklarının dumanını tüttüren, bütün bunlarla beraber sırtıyla, kağnısı ile kucağındaki yavrusuyla, yağmur demeyip cephenin mühimmatını taşıyan hep onlar, hep o ilâhi Anadolu kadınları olmuştur.
 
Anadolu kadının büyüklüğünü yakın tarihimize baktığımızda aşağıda aktaracağımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün Sakarya savaşından sonra yaşadığı diyalog da çok daha güzel anlayabiliyoruz. Ilık bir güz sabahı. Akşehir'in pazaryeri karınca yuvası gibi kaynıyor. Bin ağızdan bin ses. Bir aralık, ortalıktaki uğultu perde perde sönmeye başlıyor, pazar yerini bir tapınak sessizliği kaplıyor. Yalnız kulaktan kulağa bir fısıltı:
 
Gazi gelmiş, gazi.
 
Bütün gözler bakışlarıyla aynı yöne dönüyor; Gazi, o ölçülü güzel yürüyüşüyle yavaş yavaş ilerlemekte, ara sıra sergilerin önünde durup ilgilenmekte. Belli, alış-verişe çıkmış; ama O, başka bir şey değil yalnız gönül alıyor. Böylece gönül ala ala satıcı kadınların kesimine geliyor


- Nasılsınız bacılar?
- Sağ ol Paşam,
 
Kadınlar Paşalarına özlem dolu gözlerle kana kana seyrederken kendilerini tutamıyorlar:
 
- Yiğit Paşam
- Yiğitlerin yiğidi Paşam.
 
Paşa utangaç; bu sevgi haykırışlarını durdurmak için birine soruyor:
 
- Erin var mı bacım?
- Var Paşam, cephede.
- Ya senin?
- Kanı helal olsun, benimki Çanakkalee kaldı.
 
Gazi daha sonra soracak, soracak ama yüreği yanıklardan alacağı yanıtların çoğunu şimdiden biliyor; Çanakkale'sinden sonra Kafkas'ı, Kanal'ı, Galiçya'sı, İnönü'sü, Sakarya'sı hep sıralanacak, hem de hiç kırgınlık taşımayan, hiç bir şey istemeyen, beklemeyen seslerle.
Paşa, gözleri buğulanmış, bir an düşünüyor ve hemen, bu kez, sakin adımlarla, geldiği yana yöneliyor, bir kuyumcunun sergisi önünde durduktan sonra elinde bir avuç yüzükle dönüyor.
 
O gün pazardan köye dönen bacıların parmakları, Gazi'nin armağan ettiği yüzüklerle süslü, yürekleri yaşantılarının övüncü ile dolu idi.
Daha 1923 yılında Atatürkün şuna inanmak lazımdır ki, dünya yüzünde gördüğümüz her şey kadının eseridir.Sözleri kadın haklarının ne kadar önemli olduğunu ortaya koymaktadır.
 
Atatürk, Kurtuluş Savaşı sonrasında Cumhuriyeti getiren, kadına seçme ve seçilme hakkını vererek açmıştır. Atatürk,  kadınların sadece ana olmalarını, sadece evlerinin kadını olmalarını yeterli görmüyordu. Onların tüm sosyal hayata karışmalarını, erkeklerle eşit haklara sahip olarak yarınların aydınlık Türkiye'sini hazırlamalarını istiyordu. Doktor olmalıydılar, avukat olmalıydılar, milletvekili olmalıydılar, muhtar olmalıydılar, gazeteci olmalıydılar, polis olmalıydılar... Aklınıza hangi meslek geliyorsa ondan olmalıydılar. Havacı olmalıydılar. Ya asker? Türk kadını esasen asker bir ulusun asker kızıydı. Bunu Atatürk'ün de belirttiği gibi kaç savaşta ispat etmemiş miydi? Hele hele ulusal kurtuluş savaşında... O halde elbette ki, cumhuriyet ordusunda onunda yeri vardı... Bu nedenle de, günün birinde kadınların mutlaka asker olmaları için yasa çıkarmayı tasarlıyordu.
Tarsus'a bir gezisinde halk Atatürk'ü karşılamak için toplanmıştı. Kara Adile Çavuş isimli milli kahramanlarımızdan bir kadın ona saygısını göstermek için önünde yere yapandı, Atatürk onu yerden kaldırdı ve gözleri yaşlarla dolu olarak şöyle dedi. Kahraman Türk Kadını sen yerlerde sürünmeye değil, omuzlarımız üstünde göklere kadar yükselmeye layıksın.Evet, Atatürk'ün de dediği gibi, Türk kadını, kadınlarımız omuzlar üzerinde yükselmeye layıktır.
 
Bir milletin güçlü bir millet olmasının en önemli gereklerinden biri o milletin kadınlarının güçlü olmasıdır. Milletimiz kuvvetli bir millet olmaya karar vermiştir. Bunu sağlamanın gereklerinden biri de kadınlarımızın her hususta yükselmelerini sağlamaktır. Bu sebeple kızlarımızı okutmalıyız, okutmalıyız ki bilim, teknik, edebiyat ve tüm alanlarda bilgi sahibi olsunlar önce kendilerini sonra ailelerini ve ülkelerini daha ileriye götürmek için çalışsınlar. Bunun için yapacağımız en önemli şey kızlarımızı okula göndermek ve kendine güvenli, meslek sahibi, akıllı genç kadınlar olarak yetişmelerini sağlamaktır.


Yazar & Kaynak: Nevzat ERDAĞ 


Yorumları Oku (0) ...
 
Bilişim Suçları

Yerküre üzerinde yaşayan tüm insanlığın, teknolojinin gelişmesine paralel olarak bir değişim ve dönüşüm yaşadığı aşikardır. İnsanoğlu; tüm tarihi boyunca bilgi ve deneyimlerini diğer insanlarla paylaşmak, onlara kendi görüş ve düşüncelerini ulaştırma arayışında olmuştur. Bu arayış içinde bilgisayarı keşfet­mekle kalmamış, bilgisayarı iletişim teknolojisi­nin de katkısıyla tek başına bir araç olmaktan çıkararak interneti keşfetmiştir.

BİLİŞİM SUÇUNUN TANIMI

Bilgisayar, çevre birimleri, pos makinesi,cep telefonu gibi her türlü teknolojinin kullanılması ile işlenilen suçlardır.

BİLİŞİM SUÇLARININ TÜRLERİ NELERDİR?

Suçların türleri TCK da suç teşkil edecek tüm suçları kapsaya bilmekte veya bu suçlara zemin hazırlamaktadır. Suçların işleme şekilleri;

Hakaret, küfür, kredi kartı yolsuzlukları, sahte belge basımı, bilgilerin çalınması ve buna bağlı olarak devam edebilecek suçları kapsamakla, birlikte bunlarla sınırlı olmayıp, günden güne değişiklikler göstermektedir. İl Emniyet Müdürlüğümüz Bilgi İşlem Şube Müdürlüğümüz 1999 yılından itibaren değişik birimlerden ve Cumhuriyet Başsavcılıklarından gelen talepler doğrultusunda çalışmalarına başlamıştır. 1999 yılında başlayan çalışmalarımız talebin atması nedeniyle Bilgi İşlem Şube Müdürlüğü içerisinde bulunan Bilgi Sistemi Büro Amirliği bünyesinde çalışmalarını sürdürmüştür. 2002 yılından itibaren Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesinde İnternet ve Bilişim Suçları Şube Müdürlüğün kurulması sonucu taşra teşkilatı olarak Şube Müdürlüğümüz içerisinde Bilişim Suçları Büro Amirliği adı altına çalışmalarını sürdürmektedir.

ÜLKEMİZDE EN ÇOK KARŞILAŞILAN BİLİŞİM ŞUÇLARINDAN ÖRNEKLER

    * Başkalarının adına e-mail göndererek özellikle ticari ve özel ilişkileri zedeleme.
    * Başkalarının adına web sayfası hazırlamak ve bu web sayfasının tanıtımı amacıyla başkalarına e-mail ve mesaj göndermek ve bu mesajlarda da mağdur olan şahsın telefon numaralarını vermek.
    * Kişisel bilgisayarlar yada kurumsal bilgisayarlara yetkisiz erişim ile bilgilerin çalınması ve karşılığında tehdit ederek maddi menfaat sağlanması
    * Şirketlere ait web sayfalarının alan adının izinsiz alınması ve bu alan adlarının karşılığında yüklü miktarlarda para talep etmek.
    * Özellikle Pornografik içerikli CD kopyalamak ve satmak.
    * Sahte evrak basımı gibi çok farklı konuları içerebilmektedir.
    * NOT: Unutmayın bu tür suçların tek mağduru siz değilsiniz. Karşılaşılmış olan durumdan utanmadan tüm deliller ile birlikte en yakın Cumhuriyet Başsavcılığına başvurunuz.

BİLİŞİM SUÇU İLE KARŞILAŞTIĞINIZDA YAPABİLECEKLERİNİZ

   1. Yasadışı siteler (web sayfaları) ile ilgili şikayetlerinizi Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız adlı e-mail ihbar adresine bildirebilirsiniz.
   2. Şahsınız ile ilgili şikayetçi olduğunuz konular ile ilgili elde edebildiğiniz tüm deliler ile birlikte en yakın Cumhuriyet Başsavcılığına müracaat ederek şikayetçi olabilirsiniz.
   3. İl Emniyet Müdürlüğümüz tarafından yürütülmekte olan tüm tahkikatlarda Savcılık talimatı veya Mahkeme kararı esas alınmaktadır.
   4. Şikayetçi olduğunuz konular ile ilgili olarak yapılacak çalışma neticesinde ISP(İnternet Servis Sağlayıcının) yurt dışında bulunması durumunda Adli Makamlar tarafından yapılacak olan Adli İstinabe ile konunun takibi yapılabilmektedir.

BİLİŞİM SUÇLARI İLE İLGİLİ OLARAK MAĞDUR OLMADAN ÖNCE YAPILABİLECEKLERİNİZ

   1. Şirketinize veya şahsınıza ait önemli bilgilerinizin yer aldığı bilgisayarınız ile özel güvenlik önlemleri almadan internete bağlanmayınız.
   2. İnternet ortamında %100 güvenliğin hiçbir zaman sağlanamayacağını unutmayın!
   3. Özellikle Chat ortamında bilgisayarınıza saldırılabileceğini;
   4. Chat de tanıştığınız kişilere şahsınız, aileniz, adres, telefon, işiniz v.s. konularda şahsi bilgilerinizi vermemeniz gerektiğini unutmayın!
   5. İnternet ortamında tanıştığınız kişilere kredi kartı bilgilerinizi vermeyin.
   6. İnternet üzerinden yapılan yazışmalarınızda karşınızdaki kurumlarla özel bir yöntemle yazışmanızda fayda olacaktır. Bu şekilde sizin adınıza birlikte ticaret yaptığınız şirketlere asılsız bilgiler veya sizi kötüleyici bilgiler gönderilse bile karşı taraf bunun sizden gelmediğine emin olacaktır.

BİLİŞİM SUÇLARI İLE YAPILAN ÇALIŞMALARIN HUKUKİ DAYANAKLARI

   1. Bilgisayar Yoluyla Dolandırıcılık TCK 503-507: Dolandırıcılık ve İflas
   2. Bilgisayar Yoluyla Sahtecilik TCK 316-368: Sahtecilik Suçları
   3. Kanunla Korunmuş Bir Yazılımın İzinsiz Kullanımı 5846'nolu Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (FSEK)
   4. Yasadışı Yayınlar TCK 125-200: Devletin Şahsiyetine karşı cürümler;
          * TCK 480-490: Hakaret ve Sövme Cürümleri
          * TCK 426-427: Halkın ar ve haya duygularını inciten veya cinsi arzuları tahrik eden ve istismar eder nitelikte genel ahlaka aykırı: ve diğer anlatım araç ve gereçleri.
   5. Bilgisayar Sistemlerine ve Servislerine Yetkisiz Erişim ve Dinleme "Bilişim Alanında Suçlar TCK 525a, b, c ve d". Maddeleridir.

YENİ TCK'DA BİLİŞİM SUÇLARI

1 Nisan 2005 tarihinde yürürlüğe girecek olan yeni TCK'nın kapsamında, bilişim sistemlerine karşı işlenen suçları da gerekçeleriyle birlikte yer alıyor.
 
 
Bilişim sistemine girme, sistemi engelleme,bozma, verileri yok etme veya değiştirme, tüzel kişiler hakkında güvenlik tedbiri uygulanması, banka ve kredi kartlarının kötüye kullanılması kapsamındaki suçları tanımlayan kanun maddeleri TCK'nın 243 -246.maddelerinde yer alıyor.
 
Bilişim sistemine girme

MADDE 243. - (1) Bir bilişim sisteminin bütününe veya bir kısmına, hukuka aykırı olarak giren veya orada kalmaya devam eden kimseye iki yıla kadar hapis veya adli para cezası verilir.
 
(2) Yukarıdaki fıkrada tanımlanan fiillerin bedeli karşılığı yararlanılabilen sistemler hakkında işlenmesi hâlinde, verilecek ceza yarı oranına kadar indirilir.
 
(3) Bu fiil nedeniyle sistemin içerdiği veriler yok olur veya değişirse, iki yıldan dört yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
 
Sistemi engelleme, bozma, verileri yok etme veya değiştirme

MADDE 244. - (1) Bir bilişim sisteminin işleyişini engelleyen, bozan, sisteme hukuka aykırı olarak veri yerleştiren, var olan verileri başka bir yere gönderen, erişilmez kılan, değiştiren, yok eden kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir.
 
(2) Bu fiillerin bir banka veya kredi kurumuna ya da bir kamu kurum veya kuruluşuna ait bilişim sistemi üzerinde işlenmesi hâlinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.
 
(3) Yukarıdaki fıkralarda tanımlanan fiillerin işlenmesi suretiyle kişinin kendisinin veya başkasının yararına haksız bir çıkar sağlamasının başka bir suç oluşturmaması hâlinde, iki yıldan altı yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adli para cezasına hükmolunur.
 
Banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması

MADDE 245. - (1) Başkasına ait bir banka veya kredi kartını, her ne suretle olursa olsun ele geçiren veya elinde bulunduran kimse, kart sahibinin veya kartın kendisine verilmesi gereken kişinin rızası olmaksızın bunu kullanarak veya kullandırtarak kendisine veya başkasına yarar sağlarsa, üç yıldan altı yıla kadar hapis cezası ve adli para cezası ile cezalandırılır.
 
(2) Sahte oluşturulan veya üzerinde sahtecilik yapılan bir banka veya kredi kartını kullanmak suretiyle kendisine veya başkasına yarar sağlayan kişi, fiil daha ağır cezayı gerektiren başka bir suç oluşturmadığı takdirde, dört yıldan yedi yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
 
Tüzel kişiler hakkında güvenlik tedbiri uygulanması

MADDE 246. - (1) Bu Bölümde yer alan suçların işlenmesi suretiyle yararına haksız menfaat sağlanan tüzel kişiler hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur.


 


Yorumları Oku (0) ...
 
AB Ortak Tarım Politikası ve Türkiye

Avrupa Birliği, 2013 yılından sonra ortak tarım politikasında, finansal kaynakların etkin kullanılması, çiftçilerin rekabet gücünün artırılması, küresel pazarda Avrupa Birliği'nin tarım sektörüne güçlü ve kalıcı bir temel oluşturulması, tüm üye ülkelerde eşit şartların sağlanması, mevzuatın basitleştirilmesi, yönetim yükü ve bürokrasinin azaltılması hedefi ile bir dizi önlem alıyor.

Avrupa Birliği Tarım Bakanları 14-15 Eylül tarihlerinde İsveç'te toplandı. Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehdi Eker'in de katıldığı toplantının ana gündem maddesi küresel ısınmaydı. Küresel ısınmanın tarım sektörüne etkileri ve alınması gereken önlemler tartışıldı. Önümüzdeki dönemde bu konuda çok daha kapsamlı çalışmalar yapılacağı anlaşılıyor. Küresel ısınma konusunda Avrupa Birliği kadar, Amerika Birleşik Devletleri'nin tutumu çok büyük önem taşıyor. Çünkü, kürsel ısınmaya neden olan sorunların kaynağında da AB ve ABD var. Bütün dünyayı yakından ilgilendiren bu gelişmeleri yakından izlemekte yarar var.

Türkiye'yi çok yakından ilgilendiren bir başka konu ise, Avrupa Birliği'nin Ortak Tarım Politikası konusundaki çalışmaları. AB, ortak tarım politikasında yeni bir yapılanmaya gidiyor. Birkaç yılda çok ciddi değişiklikler yaşanacak. 2013'ten itibaren yeni bir dönem başlayacak. Bu değişim, ortak tarım politikasına uyum çalışmalarını sürdüren Türkiye'yi de yakından ilgilendiriyor. Tarımla ilgili herkes bu çalışmaları yakından izlemeli.

Ortak Tarım Politikası çalışmalarını ve son gelişmeleri Avrupa Birliği Türkiye Daimi Temsilciliği'nde görevli Tarım Müşaviri Ömer Özel'in hazırladığı sunumdan özetleyerek paylaşıyoruz:

Avrupa Birliği'nin 2008 bütçesi 129 milyar Euro. Bu bütçenin yüzde 42.6'sı olan 55 milyar Euro tarım ve kırsal kalkınmaya harcandı. Tarım ve kırsal kalkınma bütçesinin 40,9 milyar Euro'su tarımsal harcamalar ve doğrudan ödemelere, 12.9 milyar Euro'su kırsal kalkınmaya, 0.9 milyarı balıkçılığa ve 0.3 milyarı ise çevre konularına ayrıldı.

Avrupa Birliği, 2013 yılından sonra ortak tarım politikasında, finansal kaynakların etkin kullanılması, çiftçilerin rekabet gücünün artırılması, küresel pazarda Avrupa Birliği'nin tarım sektörüne güçlü ve kalıcı bir temel oluşturulması, tüm üye ülkelerde eşit şartların sağlanması, mevzuatın basitleştirilmesi, yönetim yükü ve bürokrasinin azaltılması hedefi ile bir dizi önlem alıyor. Bu önlemlerden bazıları şöyle.

1- Süt üretim kotaları 2015'e kadar kademeli olarak kaldırılacak

2- Alan bazlı destekleme sistemine 2010 yerine 2013'te geçilecek.

3- Ekilebilir arazinin yüzde 10'nun üretim dışı tutulması kararı yürürlükten kaldırıldı.

4- Buğday, tereyağı gibi bazı ürünlerde müdahale alımları azaltılacak.

5- Biyoyakıt hammaddesi ürünlerine verilen prim desteği kaldırılacak.

6- Büyük işletmelere verilen desteklerin azaltılması sağlanacak.

Ömer Özel'in yaptığı çalışmada, Avrupa Birliği ortak tarım politikasına uyum çalışmaları çerçevesinde Türkiye tarımında da bazı ciddi değişimler yaşanacak. Bu değişimler satır başları ile şöyle:

-- Devletin tarıma yönelik destekleri ve müdahale alımları azalacak.

-- Tarımsal işletmeler, Avrupa Birliği standartlarında üretim ve kaliteyi yakalayacak biçimde yapılandırılması şart.

-- Üretimde verimlilik esas olacak. Verimsiz işletmelerin desteklenmesine ilişkin politikalar kısıtlanacak.

-- Pazarlama ve rekabet açısından üreticilerin örgütlenmesi gerekir.

-- Tarımın kayıt altına geçişi artacak.

-- Tarımdaki yüzde 26.4'lük nüfus daha da azalacak, kırsal yörelerde yeni gelir kaynakları bulunması gerekiyor.

Türkiye, bu zorlu süreçte uyum için çalışmalarını sürdürürken Avrupa Birliği Komisyonu'nundan da bir çok talep geliyor. Avrupa Birliği Komisyonu, öncelikle müktesebata uyumlu mevzuatın çıkarılmasını ve uygulanmasını istiyor. Bunun içinde Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'nın yeniden yapılandırılması, bazı temel konulardaki yasal düzenlemeler var. Ayrıca, sığır eti ve canlı büyükbaş hayvan ithalatının serbest bırakılması, Avrupa Birliği ve Dünya Ticaret Örgütü kararlarına uyumlu destekleme sistemine geçilmesi, tarımsal- gıda işletmelerinin sınıflandırılması, yurtiçinde hayvan hareketleri ve kesimlerinin takip edilmesi gibi pek çok talep var.

Avrupa Birliği ortak tarım politikasındaki değişim çabaları ve Türkiye'ye etkileri konusundaki çalışmaların özeti bu. Ömer Özel'in sunumuna www.tarimdunyasi.net <http://www.tarimdunyasi.net> adresinden ulaşabilirsiniz.

Ali Ekber YILDIRIM
 


Yorumları Oku (0) ...
 
Erasmus Nedir?

Bu günlüğü yazmamın birden çok amacı var aslında,ama en önemlisi;benim gibi Erasmus programına başvuracak arkadaşlara yardımcı olabilmek.Çünkü bende bu konuda çok sıkıntı çektim.İnternet üzerinden edindiğiniz bilgiler ne seviyede ve ne kadar gerçekçi oluyor ? Ayrıca araştırmalarımın sonunda Polonya ile ilgili yazılmış detaylı bir dökümanda bulamadım.Bu nedenle yaşadıklarımı bizzat birinci ağızdan paylaşmak istedim.


İlk olarak Erasmus nedir? Hiç bilmeyen arkadaşlar için kısaca bahsedelim.Erasmus “Exchange Student” olarak ta bilinen Avrupa Birliğine üye ve üye olmaya aday ülkeler arasında yapılan üniversite öğrencilerinin karşılıklı değişim programıdır.Bir ülkeden seçilen öğrenciler karşı ülkeye gider karşı üniversitede seçtiği öğrencilerini bu ülkeye gönderebilir.


Bu programı üniversitelerin bünyesinde bulunan BAP(Bilimsel Araştırma Projeleri) ofisi yürütür.Genelde BAP ofisinde bulunan koordinatörler farklı ülkelerden üniversitelerle mail,fax gibi yollarla bağlantı kurup ikili antlaşmalar yaparlar.Bazen bu antlaşmalar bölümler,hocalar,hatta öğrenciler tarafından bile yapabilmektedir.Bütün BAP ofisleri TC Başbakanlık Kurumu bünyesinde bulunan Ulusal Ajans’a bağlı olarak çalışırlar(www.ua.gov.tr). Ulusal Ajans Avrupa ülkelerini üç farklı ekonomik düzeye ayırmıştır.Bu ülkelerin ekonomik düzeylerine göre erasmus öğrencilerine üç farklı türde aylık hibe ödemektedir bunlar;bugünkü rakamlarla 330€,440€,550€ dur.


Bu programa başvurabilmek için üniversitelere göre değişmekle birlikte 2.5 ve üzeri ortalama,alttan ders olmaması,belli seviyenin üzerinde İngilizce bilgisi gibi şartlar aranmaktadır.İngiltere,Almanya,İtalya,İspanya,Hollanda,Çek Cumhuriyeti gibi farklı ülkelerle yapılmış antlaşmalar olmakla birlikte bir çok üniversite öğrencilerinin büyük çoğunluğunu Polonya’ya göndermektedir.Bunun belki de en önemli sebebi eski Polonya (Lehistan) ile Osmanlı Devleti arasındaki dostluk ve bu dostluğun hala hatırlanmasıdır.Belki de Polonya yerine daha gelişmiş,daha popüler bir ülke olsaydı düşüncesini biraz olsun bastıran en önemli şey Polonya halkının Türkleri gerçekten seviyor olması.


Polonya…Nüfusu 38 milyon,Başkenti Varşova,Resmi dili Lehçe,halkın büyük çoğunluğu sarışın ve renkli gözlü,hayat pahalılığı hemen hemen Türkiye ile aynı,2004’te AB’ye girmiş.Baltık denizine kıyısı olan Almanya,Belarus,Çek Cumhuriyeti,Slovakya,Ukrayna devletleri ile sınır komşusu olan avrupanın en koyu Katolik ülkesi.Aynı zamanda avrupanın en soğuk ülkelerinden biri...


Kimisine göre bir yurtdışı deneyimi,kimisine göre bir dil öğrenme fırsatı,kimisine göre farklı kültürler farklı yaşam tarzları tanıma fırsatı,kimisine görede sadece avrupayı gezmek için bir araçtır Erasmus.Ama ne olursa olsun lisans döneminde öğrencilerin değerlendirmesi gereken önemli bir fırsatlardan biridir,belki de Anadolu insanının Yurtdışına açılması için bir fırsattır.


Üniversiteler yaptıkları ikili antlaşmalardan sonra bir duyuru yaparlar ve sınavla mevcut kontenjan ölçüsünde asil ve yedek öğrenciler seçerler.Daha sonra gidecek öğrenciler, kesinleşir ve gidecek öğrencilerin listesi karşı üniversiteye gönderilir,kabullerin gelmesinden sonra eğer bir Pasaportunuz yoksa ilk önce bağlı ilinizdeki emniyet müdürlüğünden bir pasaport alırsınız bu pasaport için sadece defter parası ödersiniz öğrenci olduğunuz için daha sonra yaşadığınız şehrin konumuna göre Ankara Polonya Büyükelçiliği ya da İstanbul Polonya Konsolosluğunun yolunu tutarsınız.Evraklarında bir sorun olmayanlar için vize alma işlemi sadece birkaç saat sürer,muhtemelen size 2 saat sonra gelip vizenizi alabileceğinizi söylerler.Ayrıca elçiliğe herhangi bir vize harcıda ödemezsiniz,bir çok Avrupa ülkesinin ne zorluklarla vize verdiğini düşünürsek Polonya’dan vize almak gerçekten çok kolaydır.


Artık vizeyide almışsanız uçak biletine bakmaya başlarsınız.Polonya Türkiye’den Çok talep alan bir ülke olmadığı için muhtemelen charter bulamazsınız.Sonra Türk Hava Yolları,Lutfhansa,Czech Airlines,LOT gibi firmalardan bilet bakarsınız aktarmalı ve direk seçeneklerini değerlendirirsiniz.Ve sonunda muhtemelen çoğu erasmus öğrencisi gibi Polonya’nın devlet firması olan LOT firmasında karar kılarsınız çünkü;uçak bileti için üniversiteniz size ayrıca bir ödeme yapmayacaktır ve bu parayı cebinizden vermek zorundasınız.


Neyse bilet işinide hallettiniz şimdi artık orada nerede kalacağız,ne yiyip ne içeceğiz gibi sorular başlayacaktır..Gideceğiniz şehirdeki koordinator muhtemelen sizin için bir yurt ayarlayacaktır.Bazıları size yiyecek içecek olarak sıkıntı çekeceğinizi çünkü hazır yemeklerde hazır yemeklerde ve yiyeceklerde domuz hayvanının nimetlerinden ! Birinin mutlaka kullanılmış olduğunu söyleyecektir


Muhtemelen ekonomik olması açısından uçak biletinizi İstanbul-Varşova ya da Ankara-Varşova olarak alırsınız.Peki Varşova’dan kendi üniversitenizin bulunduğu şehre nasıl gideceksiniz? Bu sorunun cevabını hemen hemen kimse bilmez.Ama Polonya’nın TCDD si olan www.pkp.pl adresine bakarak çok fazla tren seçeneği bulabilirsiniz.Varşova’dan kendi şehrinize gitmek için.Ha unutmadan eğer Eylül-Şubat döneminde gidiyorsanız Valizinizin altına kışlık elbiselerinizi koymayı ihmal etmeyin çünkü havalar gerçekten soğuk olacak.


Daha sonra valiz hazırlığıyla uğraşacaksınız kışlık elbiselerinizi ,günlük ihtiyaçlarınızı,kitaplarınızı,CD’lerinizi koyacaksınız valizinizi tıka basa dolduracaksınız ha bu arada;bir diz üstü bilgisayarınız yoksa buraya gelmeden mutlaka edinin çünkü burada gerçekten çok işinize yarayacak.Bu arada havayolu firmasının valizlere kota uyguladığını 23-25 kilodan fazlası için ekstra ücret ödemeniz gerektiğini öğreneceksiniz eşyalarınızı daha bir dikkatli,daha fazla seçerek yerleştireceksiniz..


Bende şimdilik buraya kadar gelebildim J Son durağı İstanbul Haydarpaşa Garı olan bir tren yazısıdır..(19.09.2007)(Devamı gelecek..)


Not: Bu yazı sadece,yaşadığım deneyimlerimi diğer insanlarla paylaşmak için dile getirdiğim kişisel düşüncelerimden oluşmaktadır.


Celal Karaca


Yorumları Oku (0) ...
 
Kabala Nedir?

Bu satırları okumaya başladığınızda, kimileriniz bilmediğiniz fikirlerle ilk defa karşılaşmanın verdiği zevki tadacak, kimileriniz de daha önce tanıdığınız bilgilerin, bütünleşmiş şekillerine dalarak etraflıca düşünmek gereğini duyacaksınız.

Hayat, Deniz gibi bazen sakin yağ gibi, çoğu zaman da insanları, kopan fırtınaların pençesinde gittikçe yükselen dalgaların içine iterek, yaşam mücadelesinde ihtiyacımız olan huzuru ve mutluluğu kalıcı bir şekilde yakalamamıza engel olurlar. Zaman, zaman tekerrür eden bu gibi istikrarsız durumlardan kurtulabilmek için öncelikle yaşam mücadelesinde kullandığımız araçların yeterli olup olmadığını bilmek mecburiyetindeyiz.

Yaşam mücadelesinde başarılı olabilmek için kullandığımız çeşitli araçlar vardır, bu araçların başında beş duyu adını verdiğimiz doğal fakat beş olarak sınırlanmış bir çerçevenin içinde kalan duyularımızı kullanarak mücadele etmek mecburiyetinde kalıyoruz.

Verdiğimiz yaşam mücadelesinde elde ettiğimiz sonuçları incelerken, arzularımızı istediğimiz şekilde tatmin etmekten uzak kaldığımızı görüyoruz.

Sınırlı bir çerçevenin içinde kalan beş duyularımız, etrafımızı çeviren gerçekleri sınırlı bir şekilde hissetmemize neden olmaktadır.

Beş duyu vasıtasıyla hissettiklerimizi beynimizin içine aktararak orada değerlendirildikten sonra bilgi şeklinde bilincimize yerleşir.

Burada sorun şudur, elde ettiğimiz bilgilere dayanarak çizdiğimiz tablo bize yeterli derecede gerçekleri ve hakikatleri görmemizi sağlıyormu?

Duyularımızdan biri eksik olursa, göreceğimiz tabloda eksik olan duyumuzla bağlantılı olarak eksik bilgiler olacaktır. Örnek; Koku almak duyusu olmayan bir kimse kendisine takdim edilen çiçeklerin kokularını alamayacak ve bu nedenle bir eksiklik meydana gelecektir. Beşte beş bir tablo yerine, beşte dört bir tablo oluşacaktır.

Diğer taraftan duyularımızı daha keskin bir hale getirirsek, onları geliştirirsek elde ettiğimiz gelişme oranında bize daha çok bilgi verecek göreceğimiz tablo daha anlaşılır ve daha belirtici olacaktır.

Başka duyulara sahip olsaydık, mesela hayvanlarda veya bitkilerde olduğu gibi farklı çalışan duyulara sahip olsaydık o zaman etrafımızı saran dünyayı daha değişik şekilde algılamış olurduk.

Yaradılışın tümünü bütün hakikatleriyle hissetmemiz için hangi duyuların eksikliğini duyduğumuzu belirlemek imkanına sahip olabilirmiyiz! Böyle bir imkana sahip değiliz. Sadece duyularımızla algıladıklarımızı hissedebiliriz. Çünkü bizim dışımızda kalan şeyler duyularımızın da dışında kalmaktadır.

Duyularımızın her birini geliştirmek için mesela daha iyi işitebilmek için, daha uzakları görebilmek için gerekli araçları yaparak onlardan faydalanıyoruz. bu aşamada dikkatinizi çekmek istediğim nokta, yaptığımız araçlar duyularımızın kabiliyetini genişletmekten ileri gitmediğidir. Hiç bir şekilde duyularımız dışında kalanları bilmemizi sağlamazlar.

Etrafımızda bilmediğimiz şeyler var mıdır? Etrafımızda hissetmediğimiz fakat var olan şeyler var mı? Etrafımızı saran başka dünyaların varlığı olabilir mi? Bu dünyaların içinde canlı varlıklar var mı?

Biz bütün bunları algılayamıyor ve hissedemiyoruz. Bu dünyalar sanki benliğimizin içinden geçiveriyorlar fakat onları gerçek bir şekilde hissedemiyoruz.

Kabala kelimesini işittiğimiz zaman, binlerce yıldır süregelen bir alışkanlıktan dolayı kabalayı dinin bir uzantısı olduğuna inanmamıza rağmen, kabalanın dinle olan bağlılığı ilahi güç Yaratan'ın varlığını ve gücünü baştan kabul etmiş olmasından ileri gelmektedir.

Kabala'ya göre DİN Nedir? Önce bunu açıklamak gerekir.

DİN Manevi kuralların bize ulaşan uzantılarıdır. Manevi kurallar Evreni Yaratan ve çalıştıran sistemin dayandığı kurallar olarak anlaşılması gerektiğini ifade etmek istiyorum.

Yanlış anlaşılmasın diye şu açıklamayı yapmayı uygun buluyorum.

Kabala sadece Metafizik güçleri ve bu güçlerin uzantılarını araştırmaktadır.

Bu güçlerin dayandığı Yüksek Tümel Zeka sistemi anlamına gelen ATSMUTO, ufkumuzun ve bizim ulaşabileceğimiz alanların dışında kalmaktadır. Bu nedenle kabala, bilmediğimiz tanımadığımız ve kendisine ulaşamadığımız bir seviyede olan her hangi bir varlık hakkında fikir ileri sürmez ve erişmediği bir varlığa isim takmaz.

Kabala, din ve teolojinin öncesinde hiç bir şart öne sürmeden Yaratan tarafından tüm beşeriyete verilmiştir. Kabalaya göre evren, çok yüce ve güçlü prensip ve kurallara dayanarak işlemektedir. Bu prensiplerin ilke ve kurallarını anlamak, öğrenmek; devamında tatbik etmek suretiyle bizler insan olarak mükemmel bir yaşam seviyesine ulaşabiliriz.

Evrenin Manevi kuralları hayat ve yaşantımızı her gün ve her an etkilemeğe devam etmektedir. Kabala bize bu kurallarla uyum içerisinde yaşamayı, her şeyin içinde ve derinliklerinde var olan ÖZ Ü tespit etmemiz için gereken bakış açısını görüp öğrenebileceğimiz İlimi bir bilgi kaynağıdır, Bu bilgi kaynağı biz insanların yararlanması için mevcuttur, Kabala, entellektüel bir felsefe sisteminden çok daha üstündedir. Kabala bilgi kaynağı olmakla kalmayıp, dünyamızı ve bizi etkileyen manevi dünya'yı hissetmemizi sağlayacak altıncı bir his geliştirmemizi sağlar.

O Halde kabala nedir?

Kabala kuramı, (Torat A Kabala) Yaratılışın yapısını ve bu nedenle dünyanın ortaya çıkmasının ve biz insanların yaratılan bu dünyanın içinde yer almamızın nedenlerini, bu dünyaya gelmiş insanlar olarak yaşantımız boyunca aşmak mecburiyetinde olduğumuz reenkarnasyon sürecini ve bütün bunların hangi noktada sonuçlanması gerektiğini tayin eden bir İLİMdir.  Bunlar bizden önceki kabalistlerin bizlere aktardıkları bilgilerdir. Onlar dünyanın yaratılışını belli bir sistem aracılığıyla araştırdılar, bu sistemin adı Kabala Kuramıdır.

Kabala sistemi, insanlarda var olan beş duyuya ilaveten çok hassas bir altıncı hissin gelişmesini sağlar. Bize beş duyumuzun dışında kalan hisleri hissetmemizi sağladığı için bu Manevi duyuyu kabala, Perde ve geriye yansıyan ışık olarak açıklamaktadır (Masah ve Or hozer).

Başından beri hakimiyetimiz ve bilincimiz altında olmayan şeyleri hissetmemizi sağlayan bu sözünü ettiğimiz perde ve geri yansıyan ışıktır. Her insan bu artı duyuyu geliştirebilecek doğal meziyetlere sahiptir. Bu artı duyuyu geliştirmek suretiyle etrafımızdaki yaratılışı olduğu gibi bütün gerçekleriyle hissedebiliriz.

Kabala, kelime anlamı açısından, Kabala ile uğraşan kişinin yüksek bilinç almak, akıllı ve üstün bir yaratık olan insanın, alınabileceğin en çoğunu almak tutkusunu anlatan bir kelimedir.

Kabala tekniğini kullanarak altıncı hissi elde ederek ve ''Bu Dünya'' Engelini aşarak, dünya ötesi gerçekleri hisseden kişilere ''MEKUBAL'' ''KABALACI'' Diyoruz.

Bney-Baruh, Kabala öğrenimi veren bir kuruluştur . Bu gün bu kuruluşun başında Rav Mihael Laytman bulunmaktadır.

Rav Mihael Laytman, Kabala bilgilerini ve Kabalayı inceleyen sistemi hocası, rahmetli Rav Baruh Şalom Aşlag'dan almıştır.

Rav Baruh Şalom Aşlag, 1886 da Polonya'nın Varşova kentinde doğan ve 1954 yılında İsrael'de vefat eden, Rav Yeuda Leyv Aşlag'ın oğludur. Rav Yeuda Leyv Aşlag, son dönemlerin en güçlü kabalacısı olarak, Zoar kitabını Aramca dilinden modern İbranice diline çevirmekle kalmayıp, Zohar'ın içerdiği bilgileri bir bilgi merdiveni şekline getirmiş olup, arzu eden herkesin bu bilgi merdiveninde basamak basamak tırmanmak fırsatını sağlayan bir hale getirerek bizlere sunduğu için kendisine Baal A Sulam, Merdivenin sahibi lakabı verilmiştir.

Rav Yeuda Leyv Aşlag, kendisinden önce var olan A Ari lakabıyla anılan Rabi Yitshak Luria ve ondan önce var olan Rabi Şımon Bar Yohay ve her kuşakta var olmuş bütün kabalacıların yolundan giderek bu günlere gelmiş bulunmaktayız. Rav Laytman, rahmetli hocası Rav Baruh Şalom Aşlag anısına, Bney - Baruh kabala öğrenimi veren ve kabaladan faydalanmak isteyen her insan için kapılarını açık tutan bir kuruluştur.

Tarih boyunca Kabalacılar varlığımızın içerikliğini basit araçların yardımıyla araştırmışlardır. Bu araçlar günümüzde yaşayan hepimizin tanıdığı ve taşıdığı araçlardır. Bu araçlar Hislerimiz, Aklımız ve Yüreğimizdir.

Kabalacıların yazdıkları kitaplarda bize, insanın kişisel deneyimlerine dayanarak kendi kendini araştırmak tekniğini bize anlatmaktadırlar Kabalacılar, kendi görüş açılarından (geniş ve kapsamlı bir görüş açısıyla) hazırladıkları bilgi merdivenine tırmanmamızı sağlamak maksadı ile yazılar yazarak bizleri eğitmek için kullandıkları bu sisteme Hohmat A Kabala adını verdiler.

Hohmat A Kabala, bize sadece geleceği göstermekle kalmayıp gelecek üzerinde hakimiyet kurmamızı imkan haline getirmektedir.

Bu özelliklere sahip başka bir sistem tanımıyoruz.

Var olan diğer sistemler kişiliğimizi de var olan bencilliğimizi azaltmak, daha az yemek, daha az içmek, hareket etmeden bir yerde oturmak, bir tek kelime üzerinde odaklanmak, bazı tapınaklara girip lotus şeklinde nefes almadan oturmak ve etrafa bakmamak vs. Bu sistemlerde insanlar hislerini azaltarak, kendilerini Bitkisel seviyeye indirerek ancak bu seviyeye orantılı bir şeyler hissederler.

Buna karşılık kabala her insanın bünyesinde ne varsa hepsini geliştirmesi gerektiğini önermektedir. İnsan kendini ve içinde hissettiği bütün arzuları geliştirerek bu dünyada dolu bir hayat sürmesini önermektedir.

Bununla beraber öyle bir şekilde gelişmeli ki, kendisi ile ilgili her gelişmeyi etkileyebileceği bir şekilde olmalıdır.

Kabalanın en büyük özelliği, bizimle ilgili her şeyi etkileyerek bunların üzerinde hakimiyet sağlamak ve geleceğimizi yönlendirebilmek imkanını bize vermesinden ileri gelmektedir.

 


Yorumları Oku (0) ...
 

Online Borsa