Bilimsel Haberler
Domuz Gribinden Koruyan Elbise

Japonya'da bir şirket, domuz gribi virüsüne karşı koruyucu özelliğe sahip kıyafet geliştirdiğini bildirdi.

Haruyama şirketinin sözcüsü Ryugo Yamamoto bugün yaptığı açıklamada, cumartesi gününden itibaren şirketin
 Japonya'daki 272 mağazasında 52 bin 290 yene (yaklaşık 870 lira) satışa sunulacak olan kıyafetin liflerinin, domuz gribi hastalığına yol açan A/H1N1 virüsünü yok ettiğini belirtti.

Sözcü, kıyafetin üretildiği kumaşın titanyum dioksit içerdiğini ve bu kimyasal maddenin ışığa tutulduğunda A/H1N1 virüsü de dahil olmak üzere, bütün virüslerin molekülerini dağıttığını ifade etti.

Yamamoto, "Laboratuvar deneyleri sırasında, virüsün kıyafete yapışmasından 3 saat sonra, titanyum dioksitin virüsün bütün molekülerini dağıttığını tespit ettik" dedi.

Sözcü, titanyum dioksitin aynı zamanda tütün kokusu gibi kokuları da azalttığını kaydetti. Japonya'da, Mayıs ayında ortaya çıkan domuz gribi 22 kişinin ölümüne yol açmıştı.


Yorumları Oku (0) ...
 
Tesadüfen Bulunan İcatlar
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 7
ZayıfMükemmel 

FOTOĞRAF
Mucit: Louis-Jacques Daguerre
Tarih: 1838
Kaza: Dağınık laboratuvar dolabı...

Bu rastlantısal buluşun nedeni kırık bir termometre...
Louis Daguerre, karanlık odada, gümüş iyodür levhada açığa çıkan görüntüyü sabitlemenin yollarını arıyordu. 1938 yılında bir gün, farklı kimyasal maddelerin bulunduğu dolabına, daha sonra kullanmak ve temizlemek üzere bozuk görüntülü bir film levhası koydu.
Bunu tekrar dışarı çıkardığında görüntü belirginleşmişti. Ancak Daguerre, bu garipliğe hangi kimyasal maddenin neden olduğunu bilmiyordu.
Bunun üzerine levhaları yerleştirdi ve kimyasal maddeleri birer birer dışarı çıkarttı. Dolabı boşaltmasına rağmen hala aradığı maddeyi bulamamıştı. Sonunda dolabın raflarından birinde, kırılmış termometreden dökülmüş civayı fark etti... Gümüşlü levha üzerine alınan görüntü (daguerreotype), modern fotoğrafçılığın başlangıcı oldu... Yerini ancak on yıl sonra negatif ve, pozitif film sürecine bıraktı.

POST-IT KAĞIDI
Mucit: Dr. Spencer Silver
Tarih: 1974
Kaza: Kutsal bir ilham ve hatalı üretim...
"3M" bilim adamlarından Dr. Spencer Silver, 1970'lerin başlarında dayanıksız yapıştırıcıyı bulduğunda, bunu işe yaramaz bir buluş olarak değerlendirmişti...
Bundan yıllar sonra, meslektaşı Art Fry, bir kilisede ilahi kitabındaki ayracın bir türlü istediği yerde durmaması üzerine oldukça sinirlendi. Anlamsız vaazlardan mı yoksa kutsal bir ilhamdan mı bilinmez, kafasını bu konuya yormaya başladı ve birden aklına meslektaşının işe yaramayan buluşu geliverdi...
Bu sayede ayıracın kitaba yapışmasını sağlayacak, ancak çıkarttığında da kitaba zarar gelmeyecekti. Post-it kağıdı tabii ki bir gecelik başarının ürünü değil... 3M'in ortaya attığı bu örnek, büro malzemeleri içinde vazgeçilmezler arasında yerini aldı...

VULKANİZE KAUÇUK (LASTİK)
Mucit: Charles Goodyear Tarih: 1844
Kaza: Kızgın ocağa atılan kauçuk...
Amerikalı Charles Goodyear, 10 yıldan beri ham kauçuğu daha sağlam ve elastik hale getirmenin çarelerini arıyordu. Bu onda bir takıntı halini almıştı ve hatta ödenmemiş borçları nedeniyle hapse bile girdi.
Goodyear bu konuda her şeyi denemişti; karışımına kükürt bile eklemişti. Ne var ki, bu karışımı kızgın ocağa atıncaya kadar hiçbir sonuç elde edemedi: Kauçuk erimiyordu...
Bunu gece boyunca dışarıya çivileyen Goodyear, ertesi gün karışımın oldukça esnek olduğunu fark etti.
Kükürtle sertleştirme yöntemine, Romalılar'ın ateş tanrısından esinlenerek, "Vulkan" adını verdi (vulkanizasyon).
Yöntemin Amerika'daki patentini almayı başardı, ancak Fransa ve İngiltere'den yasal formaliteler nedeniyle patent alamadı.
Goodyear, Paris'te borçları nedeniyle hapis yattıktan sonra Amerika'ya döndü.
Patentleri ortakları tarafından yağmalandığından yoksulluk içinde öldü. Ancak en azından "Goodyear Tyre" ve "Rubber Company" gibi şirketler onun isminin gelecek kuşaklar tarafından da anılmasını sağladı...

DAYANIKLI CAM
Mucit: Edouard Benedictus
Tarih: 1903
Kaza: Kırılması gereken deney tüpünün yere düştüğünde parçalanmaması...
Güvenli camın bulunması, tam da en çok ihtiyaç duyulan zaman*da gerçekleştirildi: Motorlu taşıt çağında...
1903 yılında Fransız kimyager Edouard Benedictus, deney tüpünü laboratuarının zeminine düşürdü. Tüp kırıldı ancak dağılmadan tek parça halinde kaldı. Benedictus, kolodyum ihtiva eden sıvının buharlaşmasından sonra tüpte kalan ince plastik tabakanın parçalanmayı engel*lediğini anladı.
Bunu not ettikten sonra bu konu üzerine fazla kafa yormadı.
Ancak, kaza yapan bir aracın için*deki kızın kırılan camlardan çok feci şekilde yaralanması, bu konuyu tekrar gündeme getirmesine neden oldu.
Daha önceki deneyiminden esinlenerek iki cam tabakasının arasına selüloz nitrat yerleştirerek üç katlı camı oluşturdu.
Buluşu 1920'lerde arabaların ön camlarında kullanılmaya ve otomotiv endüstrisinde ciddi şekilde taklit edilmeye başlandı

RÖNTGEN IŞINLARI
Mucit: Wilhelm Konrad Röntgen
Tarih: 1895
Kaza: Bir elektrik deneyi...
Röntgen, gazların içinden geçen elektrik yolunu araştırmak amacıyla, katod ışın tüpüyle deney yaparken, baryum platin siyanürü levhasından yayılan radyasyonun şeffaf olmayan cisimlerin içinden geçebildiğin! Fark etti.
Araştırmalarına devam ederken radyasyonun 15 mm. kalınlığındaki alüminyumdan, daha indirgenmiş yoğunlukta geçebildiğini gördü. Ve bu radyasyona, "X-ışınları" adını verdi. Bugün dünyada Almanya dışında (Almanya'da Röntgenstrahlen olarak adlandırılıyor) bu isimle anılıyor. Bu, daha sonra insan vücudunun iç kısmını gösteren fotoğraflamada kullanıldı. 19. yüzyıl sonlarına doğru savaş alanlarında da kullanılmaya başladı

KAOS TEORİSİ
Mucit: Ed Lorenz
Tarih: 1960'lar
Kaza: Bilgisayardaki bozuk çıkış...
Amerikalı meteoroloji uzmanı Ed Lorenz'in bilgisayarında anlamsız ve komik veriler belirince, Lorenz bunların her zamanki aksaklıklardan kaynaklandığını düşündü. Ancak hatayla ilgili ipuçlarını elde etmek için kağıttaki çıktıda çalışmaya başladı. Bilgisayarın, başlamak için ilk sonuçları eşleştirdiğini, ancak daha sonra haritayı yok ettiğini gördü. Birden jetonu düştü: Lorenz bilgisayara aynı girdileri ikinci aşamada yüklememiş, bu küçük farklılık da, sonraki birkaç hafta boyunca, tamamen değişik sonuçlar verip durmuştu...
Lorenz böylece, hava durumu gibi küçük olayların bazen çok büyük sonuçlar doğurabileceğini açıklayan "kaos teoremini" bulmuş oldu.

RADYOAKTİVİTE
Mucit: Henri Becquerel
Tarih: 1896
Kaza: Fotoğraf camındaki sislenme...
Fransız fizikçi Henri Becquerel, 1896 Martı'nda laboratuarındaki çekmecesini açtığında büyük bir sürprizle karşılaştı. Kapkaranlık bir ortamda olmasına rağmen bazı fotoğraf camları bulanıklaşmıştı.
O sırada Becquerel, yeni keşfedilen röntgen ışınları üzerinde çalışıyor ve bazı kimyasallar yardımıyla bunların yayılmalarını sağlamaya uğraşıyordu, ilk aklına gelen, güneş ışığının etkisiyle kristallerin ışını yaydığı ve fotoğraf camını sislendirdiğiydi...
İlk deneyleri onun doğru yolda olduğunu desteklese de hava bozunca olayın seyri birdenbire değişti.
Becquerel, kristallerin güneş ışığından etkilenmesini engellemek için kimyasallar kullanarak camları tekrar çekmeceye koydu. Camları dışarı çıkardığında, uranyumlu kristallerden oluşan camlarda artık sisin bulunmayışına oldukça şaşırdı. Ve bugün "bir atom çekirdeğinin ta*necikler veya elektromanyetik ışımalar yayarak kendiliğinden parçalanması" olarak bilinen radyoaktiviteyi keşfetmiş oldu...

PENİSİLİN
Mucit: Alexander Fleming
Tarih: 1928
Kaza: Havada uçuşan bir küf...
St. Mary Hastanesi'nde danışman olarak çalışan ve Alexander Fleming'in hayatta kalan tek meslektaşı, ünlü bilim adamının penisilini 1928 yılında bir rastlantı sonucu bulduğunu anlatmıştı.
Fleming bir deney üzerinde çalışırken, muhtemelen laboratuvarın karşısındaki bardan uçup gelen bir küf mikroskoptaki lamın üzerine konmuştu.
O sırada Fleming, lam üzerinde zararlı bir bakteri türü olan stafilokokları inceliyordu. Dikkatsiz bir bilim adamı bu küfü büyük olasılıkla önünden uzaklaştırırdı, ama o, küfün bakteri üzerindeki etkisini görmek istedi. Sonuç hayret inciydi... Çünkü Fleming, "Penicilim notatum" isimli yeşil küfün bulunduğu bölümdeki bakterilerin öldüğünü fark etmişti...
Daha sonra gerçekkleştirilen testlerde, bu küfün diğer bakteriler üzerinde de etkili olduğu ortaya çıktı. Tavşan, fare ve insanlar üzerinde yapılan testler sonunda, açık bir yan etkisinin de olmadığı görüldü. Ne var ki Fleming, küften sızan maddeyi bir türlü keşfedememişti.
Sonuç olarak 1939 yılında, Oxford'dan Howard Florey ve Ernst Chain bu maddeyi ayrıştırmayı başardılar ve buna "penicilin" adını verdiler. Bu madde, öldürücü bakteriyel hastalıklarla savaşabilen ilk antibiyotik olarak tarihe geçti. Fleming ve diğer iki bilim adamı, 1945 yılında Nobel Ödülü aldılar... Çünkü, milyonlarca insanın hayatını kurtaran bir buluş yapmışlardı...

ŞOK TEDAVİSİ
Mucit: Julius Wagner-Jauregg
Tarih: 1917
Kaza:Mezbaha işçilerinin kesim yöntemi...
ECT (Electroconvulsive the-rapy) olarak bilinen elektroşok tedavisi, mezbaha işçilerinin, domuzların elektrikle sersemlemelerinden sonra çok sakin durduklarını fark etmelerinin bir sonucu...
ECTye, beyne elektrik akımı verilmesi suretiyle, depresyon gibi akıl hastalıklarının semptomlarını engellemekteki son çare olarak bakılıyor.
Elektroşok tedavisi fikri, sıtma aşısıyla frengili hastaları te*davi eden Avusturyalı Julius Wagner-Jauregg tarafından geliştirildi.
1927 yılında Nobel Ödülü alan VVagner-Jauregg, bu fikre, "bir sisteme elektrik verilmesinin tedavi edici özellik taşıyacağından yola çıkarak ulaştı. Ve böylece, çok tartışılan şok tedavisi doğmuş oldu...
Aynı zamanda, şizofrenlerin doğal yollardan çarpılmalarının, hastalık belirtilerinin iyileşmesine neden olduğu da belirlenmişti. Psikiyatristler, hastaların beynine elektrik akımı uygulamak yoluyla, anlaşılması güç tedavinin gerçekleştiğini belirtiyorlardı. Ancak ECTnin kısa süreli hafıza kaybına neden olması dışında önemli etkisinin bulunmadığına dair klinik bulgulara az da olsa rastlanıyor. Hastaların tedavi edilmesine yönelik olarak bu yöntem çok uzun zamandan beri kullanılmaya devam ediyor.

SAKKARİN
Mucit: Fahlberg adında bir kimya öğrencisi
Tarih: 1879
Kaza: Kurallara uymama...
1879 yılında Fahlberg adındaki bir kimya öğrencisi, toluol (kömür katranındaki hidrokarbon) türevle*rini araştırırken elindeki maddeyi tattı ve günümüzün yapay tatlandı*rıcısı sakkarin ortaya çıktı.
Diğer iki yapay tatlandırıcı da kaza sonucu keşfedildi. 1937'de Il*linois Üniversitesi öğrencilerinden Michael Sveda sigarasını yaktı ve tatlı olduğunu tespit etti. Ve bu maddenin "cyclamate" olduğunu buldu. Nutra Svveet ise 1965 yılın*da anti nükleer bileşimler araştırılırken keşfedildi...

BUCKMİNSTERFULLERME
Mucit Harry Kroto
Tarih: 1985
Kaza: Karbon atomunun kilise kubbesine benzemesi...
Harry Kroto ve meslektaşları, uzayda varolduğu düşünülen anlaşılması zor yapıdaki karbon atomlarını çözmeye çalışıyorlardı. Laboratuar testleri sonucunda karbonun, 60 atomdan oluşan, diğerlerinden daha güçlü ve istikrarlı yapıda olduğu ortaya çıktı.
Cevaplar araştırılırken çalışma gruplarından biri, atomların, mimar Richard Buckminster Fullerln tasarladığı, kubbeli kiliseye benzeyen hexagonlardan oluştuklarını ortaya çıkarmıştı. Bu da Kroto'nun aklına, daha önce pentagon ve hexagonlardan oluşturduğu, "Gece Gökyüzü" modelini getirdi.
O gece, çalışma gruplarından bir bölümü de karbon atomlarını, futbol topuna benzeyecek şekilde birleştirmişti. Ve grup, pentagon ve hexagonların hep 60 sayısında buluştuğunu keşfetti. 60 karbon atomundan oluşan "Buckyball’lar şu anda karbonun temel biçimi olarak değerlendirilirken, Kroto ve meslektaşları 1996 yılında Nobel Ödülü'nü almaya hak kazandılar...

Akıllı toz
Çoğu insan eşyalarının tuz buz olduğunu gördüğünde üzülür fakat bu Jamie Link için geçerli değil. Kaliforniya Üniversitesi’nde kimya doktorasını yapan Jamie, üzerinde çalıştığı silikon çiplerin toz haline geldiğini görür fakat sonrasında ilginç bir şekilde farkeder ki, küçük parçacıklar hala sensör fonksiyonlarına devam etmekte. Bu mucizevi buluş, ona üniversitenin en önemli ödülünü kazandırmasının yanı sıra, onun sağlıktan deprem araştırmalarına kadar bir dizi alanda önemli bir yere sahip olmasını sağlar.

Kola
Atlantalı eczacı John Pemberton, baş ağrısı için bir ilaç hazırlama telaşı içindeydi. İçeriğini halen bilmediğimiz karışımı 8 yıl boyunca eczanelerde satışa sundu. Fakat sonrasında tüm zamanların en popüler içeceği marketlerde şişeler halinde yerini aldı.

Teflon
Ozon tabakasına verdiği zarar halen konuşulup tartışılan ‘klorofluorokarbon’un(CFC), omlet severlerin en önemli aracı olacağı kimin aklına gelirdi. Güçlü bir soğutucu yapmak için hazırladığı CFC karışımını hidroklorik asitle reaksiyona sokan kimyager Roy Plunkett, yanmaz yapışmaz teflon tavayı icat etti.

Sentetik boya
18 yaşındaki William Perkin sıtmaya karşı çare ararken dünyanın ilk sentetik boyasını üretti. Bazı karışımları birbirine eklediğinde ortaya parlak renk verici bir madde çıktı. Karışımın doğal boyadan daha canlı ve güzel olduğunu fark eden Perkin, bu çalışma sonrasında da kanser tedavisi için kemoterapiyi icat eden Paul Ehrlich’e ilham verecekti.

Kalp pili
Mühendis Wilson Greatbatch, kalp seslerini kaydeden bir cihaz üzerinde çalışıyordu. Yaptığı cihazdan yanlış parçayı çıkaran Wilson gerekli enerjiyi cihaza verdiğinde, icadı normal bir kalpten daha doğru ve hatasız nabız atmaya başlamıştı.

Japon Yapıştırıcı
Harry Coover, Kodak’ta çalışan bir kimyagerdi. II. Dünya Savaşı’nın ortasıydı ve Dr. Coover, şeffaf ve kurşuna dayanıklı bir materyal üzerinde çalışıyordu. Üzerinde çalıştığı materyal cyanoacrylate yapış yapış bir malzemeydi ve Coover çalışmalarını çöpe attı. Yıllar sonra, çöpe attığı şişe hala çöp kutusunun dibine yapışık duruyordu. Coover’ın jetonu düştüğünde yıllardan 1958'di.


Yorumları Oku (0) ...
 
Bunları Bilmek İsteyebilirsiniz....

Osmanlı padişahlarının giydiği gömlekler
Osmanlı sultanlarının; ayet, hadis ve sembollerle süslü, her biri üç-dört yılda dokunan gömleklerinin büyük bir sır taşıdığı iddia ediliyor. Osmanlı tarihine farklı bir ışık tutacağına inanılan gömleklerin pek azının üzerinde kimin tarafından yapıldığı yazıyor.
200 milyon "blog" kullanılmıyor
Teknoloji şirketi Gartner'ın yaptığı bir araştırmada, İnternet üzerinden bir çeşit günlük tutmaya yarayan kişisel "blog" sitelerinin yaklaşık 200 milyonunun uzun zamandan beri güncellenmediği ortaya çıktı... Yer israfı diye işte buna denir!
Günde bir paket cips yemek, yılda beş şişe sıvı yağ içmenize bedel
Britanya Kalp Vakfının ortaya çıkardığı bu sonuç, "abur cubur"a merakı olan insanları oldukça korkutacak. En çok cips tüketen ülkelerin başında İngiltere ve ABD geliyor. Günde bir paket cips yemek, yılda beş şişe sıvı yağ içmenize bedel Britanya Kalp Vakfının ortaya çıkardığı bu sonuç, "abur cubur"a merakı olan insanları oldukça korkutacak. En çok cips tüketen ülkelerin başında İngiltere ve ABD geliyor.
Everest'e her 10 tırmanıştan birinde ölüm var!
Dağcılık sporunda, yüksek teknolojiye sahip ekipmanların kullanılmasına rağmen, dünyanın en yüksek zirvesi olan Everest, sporcu misafirlerini ölümle yüzleştirmeye devam ediyor. Oxford Üniversitesinden Dr. Andrew Sutherland'ın hazırladığı rapora göre, Everest'e her 10 tırmanışın biri mutlaka ölümle sonuçlanıyor.
Online alışveriş tutkunları
Online alışveriş tutkunları, bir web sayfasının açılışı için yalnızca dört saniye sabredebiliyor. "Ee, bunlar nasıl online alışveriş tutkunu?" diyebilirsiniz; fakat unutmayın, onların tek arzusu biran evvel alışverişe başlamak!
Bir bitki tohumu 200 yıl boyunca saklanabiliyor
Hollywood'un ünlü kıyamet filmlerinden aşina olduğumuz kadarıyla, insanoğlunun yaşamını devam ettirebilmesi için bazı bitkileri yaşatabilmesi gerekiyor. Bu gerçeği gayet iyi bilen bilim adamları Norveç'te, özel koşullara sahip bir tohum deposu kurarak kıyamet günü hazırlıklarının ilk ciddi adımını attı. Ve en önemlisi, yapılan araştırmalarda, bir bitki tohumunun 200 yıl boyunca saklanabildiği ortaya çıktı.
Hexakoisiohexekontahexaphobiacs nedir?
"Şeytan"la ilgili filmlerden bildiğimiz "666"dan; yani şeytanın numarasından korkan kişiler var. Bu öyle bir hâl almış ki uzunluğundan dolayı şimdi tekrar yazamayacağımız "H" harfiyle başlayan bu isim, psikolojik bir hastalık türü olarak tıp literatürüne girmiş.
HIV virüsü ilk kez 1930 yılında keşfedildi
AIDS hastalığına yol açan HIV virüsü, 1930 yılında Kongo'da şempanzeler üzerinde araştırmalar yapan bir grup bilim adamı tarafından keşfedildi. Elbette o yıllarda, virüsün 20. yüzyılın vebası olacağı tahmin edilemedi; fakat bulaşıcı ve çok tehlikeli olduğu araştırmacılar tarafından vurgulandı.
Deve sütü, inek sütüne göre "demir" içeriği açısından daha zengin
Hepimiz, sütün insan sağlığına ne derece yararlı olduğunu biliyoruz. Zaten, dünyaya gözümüzü  açtığımızdan beri süt içiyoruz; en azından belirli bir yaşa kadar... Daha çok, ineğin etinden sütünden faydalandığımız için, hayvanlar âleminin geri kalan üyelerinin sütüne pek itibar etmedik. Araştırmacılar diyor ki, "Devenin sütü, ineğinkinden özellikle demir zenginliği açısından daha faydalı." Buyurun bakalım; zaten nerede tatsız tuzsuz, az bulunan bir şey var, o en yararlı!
"Görevimiz Tehlike" dizisi nasıl oluştu?
Bildiğiniz gibi "Görevimiz Tehlike" dizisi, sonradan sinemaya da uyarlandı. Film, seri hâlinde çekilmişti ve başrolde Tom Cruise oynamıştı. "Bond" serilerinden sonra gelmiş geçmiş en iyi ajan filmleri arasında  gösterilen "Görevimiz Tehlike"nin 60'lı yıllardaki dizi versiyonu da filmleri gibi dâhice planlanmış istihbarat teknikleriyle donatılmıştı. O yıllarda CIA, diziye öykünerek senaryodaki birçok fikri hayata geçirmiş. Düşünsenize, devletin aklına gelmeyen senaristlerin aklına gelmiş ve ABD gibi bir ülke, istihbarat konusunda onlardan feyzalmış.
Parmak izi tespiti ilk kez 1892 yılında Arjantin'de yapılmış
Her insanın parmak izinin farklı olduğunu keşfeden Arjantinli uzmanlar, sabıkalıların parmak izlerini alarak suç mahallinde kimlerin olduğunu bırakılan parmak izlerinden tespit etmeye başladı. 1901 yılında ise İngiltere'de ilk "Parmak İzi Tespit Bürosu" kuruldu.  Parmak izi tespiti ilk kez 1892 yılında Arjantin'de yapılmış Her insanın parmak izinin farklı olduğunu keşfeden Arjantinli uzmanlar, sabıkalıların parmak izlerini alarak suç mahallinde kimlerin olduğunu bırakılan parmak izlerinden tespit etmeye başladı. 1901 yılında ise İngiltere'de ilk "Parmak İzi Tespit Bürosu" kuruldu.
İlk telefon rehberinde sadece 50 isim vardı
Şubat 1878 tarihli bir belgeye göre, ismi açıklanmayan bir kişiye ait olan ve ülkedeki tüm numaraların kaydedildiği telefon rehberinde sadece 50 numara yer alıyormuş.
Dünyanın en hızlı bilgisayarı
İngiltere'de geliştirilen yeni milenyumun en hızlı bilgisayarı, saniyede 15,4 trilyon işlem yapıyor. 1.200'den fazla işlemciye sahip bilgisayar, neredeyse bir odaya sığmayacak kadar yer kaplıyor. "Yerim geniş, param var, bana uyar." diyenlere duyurulur! Şaka bir yana, bu bilgisayarı sadece belirli kurumlar ve bilim adamları kullanabiliyor.
an gömleklerin pek azının üzerinde kimin tarafından yapıldığı yazıyor.
Fil yavrusu
Fil yavrusu, hortumuyla annesinin kuyruğuna tutunarak dolaşır. Sürü içindeki dişiler doğumlarını birbirlerine göre ayarlayıp sırayla doğum yapıyorlar.
Kanser gerçeği
Amerika’da her saat 40 kişi kanserden hayatini kaybediyor.
Bir zeytin demeyin
Amerikan havayolları, uçuşlarda yolculara sunduğu kahvaltılarda her tepsiden bir zeytini kaldırarak 1987 yılında 40 bin dolar kar etmiştir.
Erkekleri tıraş sıkıntısı
Bir erkek hayatının ortalama 3350 saatini tıraş dlmak için harcar.
Hamamböceklerinin inanılmazı
Hamamböcekleri yaklaşık olarak 250 milyon yıldır yaşadıkları halde hiçbir değişime uğramamışlardır.
Hayvanların dünyası
Yılanlar duyamaz.  Karıncalar uyuyamaz. Kirpiler suda batmaz. Kutup ayıları solaktır. Sineklerin 5 tane gözü vardır. Zürafanın ses telleri yoktur. Yunuslar bir gözlü açık uyurlar. Develerin 3 tane kaşı vardır. Bir sineğin hızı saatte 8 km.dir.Istakozların kanı mavi renktedir. Kelebekler ayaklarıyla tat alırlar. Fil zıplayamayan tek memelidir. Sığırların 4 tane midesi vardır. Kangurular gerigeri yürüyemezler. Kediler şeker tadını ayırt edemezler.
Dünyanın en kokulu camii
Dünyanın en kokulu camisi Tebriz şehrindedir. Mescit inşa edilirken çamuruna misk kokusu ilave edilmiştir ve 600 sene geçmesine rağmen hala mescit misk kokmaktadır.
İnsan midesi
İnsan midesi 2 haftada bir iç zarını yenilemek zorundadır; aksi halde kendi kendini sindirir.
Sivrisinek mucizesi
Sivrisineğin kulağımıza işkence gibi gelen vızıltı sesi onun saniyede 500 kez kanat çırpması yüzünden oluşur. Dünyada en tehlikeli hayvan sivrisinektir. Çünkü insanların ölümüne en fazla sebep olan hayvandır
Bal yapmak kolay değil
Yarim kilo bal yapabilmek için arılar iki milyondan fazla çiçekten bitki özü toplamak zorundadırlar.
Maymunların işi!
Maymunlar her yıl uçak kazalarından daha fazla insan ölümüne neden oluyor.
Kereviz yemeli miyiz?
Kereviz yerken harcanan kalori, kerevizin içindeki kaloriden daha fazladır.


Yorumları Oku (0) ...
 
Türk bilimcilerden görünmezlik pelerini
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
ZayıfMükemmel 

Bilkent Üniversitesi Nanoteknoloji Araştırma Merkezi (NANOTAM) araştırmacıları, cisimleri belli frekanslarda görünmez kılan nanoteknoloji tabanlı malzeme geliştirdi.

Türkiye'nin tek Descartes bilim ödülü sahibi olan Bilkent Üniversitesi NANOTAM Başkanı Prof. Dr. Ekmel Özbay'ın başkanlığını yürüttüğü projede doktora öğrencisi Atilla Özgür Çakmak tarafından geliştirilen "görünmezlik pelerini" teknolojisi, askeri araçların üzerine kaplanacak bir metamalzeme sayesinde istenilen frekans bandında, tankların hatta havadaki uçakların görünmezliğine olanak sağlıyor. Görünmezlik pelerini, parazit ve gürültü oluşturmadığından dünya literatürüne de pek çok yenilik katıyor.

Prof. Dr. Özbay, AA muhabirine yaptığı açıklamada, son yıllarda dünyanın en önde gelen araştırma merkezlerinin, üniversitelerinin tam ve kesin bir görünmezliğe ulaşabilecek teknolojileri geliştirmeye odaklandığını ifade etti.

Bu rekabete Türk araştırmacılar olarak kendilerinin de katıldığını dile getiren Özbay, NANOTAM'da geliştirdikleri metamalzeme tabanlı "görünmezlik pelerinin" dünyadaki benzerlerine göre yenilikler içerdiğini kaydetti.

"Görme" ya da "algılama"nın, bir cisimden yayılan ya da üzerine çarpıp saçılan elektromanyetik dalgaların algılayıcılara geri dönmesiyle gerçekleşen bir süreç olduğunu anlatan Özbay, "Görünmezlik sağlamak için yapılacak şey, saklanacak cismin elektromanyetik dalgaları saçmasını önlemek, dalgaların çarpmasını engellemek ya da çarpan dalgaların gelişigüzel saçılmasını önlemekle gerçekleşebilir. Herhangi bir cismin üzerine kaplanacak bu özel pelerin sayesinde cisimler görünmez kılınabiliniyor" bilgisini verdi.

Cisimler "görünmez" hale gelebildi

Prof. Dr. Özbay, merkezde yaptıkları başarılı deneyde, alıcı ve verici arasına konan metal bir silindirin elektromanyetik ifadelerle "görünmez" kılındığını bildirdi.

"Görünmezlik pelerini" olarak adlandırılan tam görünmezliğin, teorik olarak uzayda arındırılmış bir bölge yaratmakla mümkün olacağını belirten Özbay, geliştirdikleri metamalzemelerle saklanmak istenilen cismin etrafı kaplandığında cismi belli elektromanyetik dalgalar için görünmez kılmanın mümkün hale geldiğini kaydetti.

Bilim çevrelerinde "halının altına saklamak" olarak isimlendirilen pelerinleme yöntemi ile Bilkent Üniversitesinde gerçekleştirilen deneylerde radyo frekanslarında bir metal silindirin elektromanyetik ifadelerle görünmez hale getirildiğini bildiren Özbay, şöyle konuştu:

"Normalde metal bir yüzeyin üzerine gelen dalgaları saçılıma uğratması ve hatta arkasında gölge bırakması beklenir. Oysa ki metal silindirin etrafına metamalzemeler kullanılarak örülen pelerin sayesinde elektromanyetik dalgaların yollarına hiç bir bozulma yaşamaksızın devam etmesi sağlandı. Bu çeşit bir sistemi dışarıdan elektromanyetik dalgalar yardımı ile tarayan bir okuyucunun ortaya yerleştirilen metal silindiri fark etmesi imkansızlaştırıldı."

"Uluslararası literatürde Türk başarısı"

Türkiye'nin bu çalışma ile birlikte görünmezlik pelerinini üretme teknolojisine erişebilen ABD ve iki Avrupa Birliği üyesi ülkenin ardından 4. ülke konumuna geldiğini bildiren Özbay, "Bilim merkezleri arasında bir rekabete olanak sağlayan bu yarış nefes kesici. Mükemmel görünmezliği elde etmek için sürekli geliştirilen ve güncellenen yeni tasarıların sanayiye ve askeri kullanımlara uyarlanmasıysa tahmin edilenden daha kısa sürede gerçekleşecek" dedi.

Ar-Ge çalışmalarının bu yılın başında "New Journal of Physics" dergisinde yayımlanarak literatüre girdiği bildirildi.

 

Harry Potter'ın görünmezlik pelerini

Metamalzemeleri "doğada kendiliğinden var olmayan özellikler gösterebilen sihirli materyaller" olarak tanımlayan Özbay, görünmezlik pelerininin temel çalışma prensibinin J. K. Rowling'in romanlarındaki Harry Potter'ın görünmezlik pelerinlerinini hatırlattığını söyledi.

Görünmezlik pelerininin roman boyunca Harry'e düşmanlarının gözlerinden ve sezilerinden uzak, güvenli bir ortam sunduğunu vurgulayan Özbay, ülkelerin savunma sanayilerinin hedeflerinin yalnız filmlerde rastlanan bu teknolojilere benzer olduğunu ifade etti.

Görünmezliğin, bu teknolojiyi elinde tutabilen ülkelere üstün istihbarat yetileri kazandıracağını dile getiren Özbay, bunun çok uzakta olmadığını belirtti. Özbay, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Askeri araçların üzerine örülecek bir pelerin sayesinde istenilen frekans bandında, tankların hatta havadaki uçakların bile görünmezliğine olanak sağlanabilecek. Pelerin günümüzde görünmezlik teknolojilerinde kullanılan örneklerinin aksine herhangi bir ekstra yayın yaparak parazit oluşturma ve düşmanın aklını karıştırmaya ihtiyaç duymadığından elektromanyetik açıdan herhangi bir gürültü yaratmasına gerek kalmayacak.

Aracı kumanda eden askeri personel için çok daha sağlıklı bir seçim olabilecek. Çalışmamızda mevcut yöntemleri daha da ileriye taşıdık. Eskiden havada asılı kalan cisimler görünmez kılınmakla uğraşılırken şimdi karada duran bir tankı da görünmez kılmak mümkün hale gelecek." -

"Gölge sorunu da ortadan kalktı"

Özbay, dünyadaki mevcut görünmezlik pelerini çalışmalarının henüz kesin bir görünmezlik sağlayabildiğini söylemenin mümkün olmadığını belirterek, şunları kaydetti:

"Soğurulan elektromanyetik dalgalar, yerlerinde nüfuz edilememiş hareketli bir gölge bırakıyor. Bizim geliştirdiğimiz malzemeler ise bu gölge problemini de ortadan kaldırıyor. Görünmez kılınmak istenen cisme gönderilen elektromanyetik dalgaları yansıtmamak ve saçılıma uğratmamak artık tek amaç değil; ana hedef, bu arada arkada herhangi bir gölge de bırakmamak. İşin asıl zor kısmı bu.

Bu söylenilenler doğrultusunda gerçekleştirilebilecek bir pelerinin çok maliyetli olacağı düşünülebilir. Oysa sözkonusu yapılar tamamen yalıtkan ve metallerden oluşuyor. Çok ufak boyutlardaki yapıtaşlarından oluşacak pelerin, bu boyutlardaki imalat tekniklerinin gelişmişliğinin getirdiği yüksek üretim hızı ve hammaddesinin kolay temini ile gelen ucuzluk sayesinde şu anda yaygın tekniklerden çok daha az maliyetli olacak."

 

"Manzarayı bozan ağaç görünmez yapılacak"

Görünmezlik pelerininin sivil uygulama alanlarının da bulunacağını aktaran Özbay, vücudunda metalik implant ya da kalp pili taşıyanların da bu teknoloji ile güvenle MRI'a girmesinin sağlanabileceğini söyledi.

Özbay, medikal cihazların pelerinlenmesinin alışveriş merkezlerinde, havalimanları gibi güvenlik kontrol noktalarında da işleri hızlandıracağını, hastaların sürekli bir açıklama getirmek durumunda kalmayacağını dile getirdi.

Cep telefonu sinyallerinin rotalarını engellerden en az etkilenecek şekilde yönlendirmenin de bu teknoloji ile mümkün olacağını kaydeden Özbay, şöyle konuştu:

"Rota üzerinde bulunan coğrafi engeller elektromanyetik dalgalar için ölümcül olabiliyor. Bir dalga kılavuzu rolünü üstlenecek olan pelerinleme teknikleri sayesinde bilgi taşıyan dalgalarımızı istediğimiz doğrultularda ve nispeten az kayıplarla yönlendirebileceğiz.

Belki düşük kayıplar sayesinde daha az baz istasyonuna ihtiyaç duyabileceğiz. Duyarlı ekipmanları radyo dalgalarından, elektrik ve manyetik alanlardan koruyabileceğiz. Hatta daha da cüretkar konuşursak, bu malzemelerle ileride manzaranızı kapatan bir ağacı da pelerinleyerek, kesmeden görüş sahanızın dışına çıkarabileceksiniz.

 


Yorumları Oku (0) ...
 
İnsana meteor taşı isabet ederse...
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfMükemmel 

meteor

Almanya’da bir çocuk, hızı saatte 30 bin kilometre olan bir meteor taşı çarpması sonucu elinden yaralandı.

Almanya’nın Essen kentinde Gerrit Blank adlı çocuk okula gitmek üzere yolda yürürken, 30 bin kilometre hızla düşen sıcak bir meteor taşı sebebiyle elinden yaralandı.

14 yaşındaki Gerrit Blank, “Önce büyük dairesel bir ışık gördüm, sonra da elimde bir acı hissettim" diye konuştu. Blank, daha sonra ise gökgürültüsüne benzer yüksek bir ses duyulduğunu belirtti.


Yorumları Oku (0) ...
Devamını oku...
 
<< Başlangıç < Önceki 1 2 İleri > Son >>

Sayfa 1 - 2

Online Borsa