Bilimsel Makaleler
İlk İnsanın Tasviri Ortaya Çıktı

ntrlkn

Bilimadamları, 4 bin yıl öncesine ait bir insan saçından yola çıkarak ilk insanların neye benzediğini saptadı. Bilim adamları bu saptamalara dayanarak ilk insanın resmini çizdi.

BBC'nin ünlü Nature dergisinden aldığı habere göre, Kopenhag Üniversitesi bilimadamları Grönland'ta bulunan ve 4 bin yıl öncesine ait olduğu belirlenen bir insan saçının analizini yaptı.

Bugüne kadar bulunan en eski insana ait olduğu açıklanan gen üzerinde yapılan analiz, ilk insanın kahverengi gözlü ve uzun saçlı olduğunu ortaya çıkardı. Ayrıca incelenen genin sahibinin saçlarının dökülmek üzere olduğu saptandı.

Araştırmayı yürüten Kopenhag Üniversitesi ekibinden Prof. Eske Willerslev, saç analizi yapılan insanın Sibirya'dan geldiğini açıkladı. Ekip, DNA örneğinin sahibine, Grönland dilinde “insan" anlamına gelen “Inuk" adını verdi.

Prof. Willerslev, Inuk'un kalıntılarının Grönland'ta bulunmuş olmasına karşın, bugünkü Grönlandlıların doğrudan atası olmadığını bildirdi. Araştırmalar, Inuk'un “Sakkak" kültüründen geldiğini ortaya çıkardı.

Araştırma, Inuk'un metabolizmasının soğuk iklim koşullarında yaşayacak şekilde değişim geçirdiğini ortaya çıkardı.

Prof. Willerslev'e göre arkeolojik kalıntılar, gen sahibinin ait olduğu Sakkakların fok ve deniz kuşu avlayarak beslendiğini ve soğuk iklime rağmen ince çadırlarda yaşadıklarını gösterdi.

DNA analizlerinden Inuk'un ön dişlerinin kürek şeklinde olduğu sonucuna varıldı. Ayrıca bulunan kulak kirinden yola çıkan bilimadamları, Inuk'un kulak enfeksiyonu geçirmiş olabileceğini belirledi.

Genç yaşta öldüğü sanılan Inuk'un, kalın saçlarına rağmen kelleşmek üzere olduğu da bilim adamları tarafından saptandı


Yorumları Oku (0) ...
 
Evrandeki Karanlık Maddenin Dünyadaki İzi

Evrenin yüzde 73'ünü oluşturan 'karanlık madde'ye yeraltındaki bir madende rastlandığı iddia edildi.

ABD’de eski bir yeraltı madeninde kurulu detektörlerle çalışan fizikçiler, ‘karanlık madde’nin izine rastladığını düşünüyor. Çok iddialı konuşmaktan kaçınsalar da, fizikçiler yine de dedektörlerin tespit ettiği parçacıkların evrende tanıdığımız maddeden kat kat fazla bulunduğuna inanılan “karanlık madde”ye ait olduğu kanısında.

Ancak bununla birlikte bilgisayar kayıtlarına geçen “olayların” yeterli sayıda olmaması, gizemli maddenin varlığı için aranan kesin kanıtı sağlamış sayılamıyor.

Evrenimizin tarihi, içeriği ve kaderi, kendisini 13,7 milyar yıl önce ortaya çıkaran Büyük Patlama’dan arta kalan fosil ışınımda yazılı. Evrenin her yerini dolduran ve başlangıçtaki trilyonlarca dereceden bugün -270 santigrat dereceye kadar soğumuş bu ışınımı inceleyen uydular evrenin içeriğini duyarlı biçimde belirlemiş bulunuyor.

Bu verilere göre sayıları Dünya’nın tüm plajlarındaki kum taneciklerinden daha fazla olan yıldızlar, kütleleri bunların toplamından kat kat fazla olan gaz ve toz bulutlarından oluşan “tanıdığımız madde” evrenin içeriğinin ancak yüzde 4’ünü oluşturuyor.

Işıma yapmadığı için görülemeyen, ancak varlığını yaptığı kütleçekim etkisiyle hissettiren karanlık maddenin oranıysa yüzde 23. Evren içeriğinin geri kalan yüzde 73’ünü de, kütleçekimin tersine itici bir boşluk enerjisi olarak tanımlanan gizemli bir “karanlık enerji” meydana getiriyor.

Bilimciler yıllardır çeşitli düzeneklerle karanlık maddenin sırrını çözmeye çalışıyorlar. Karanlık madde için önerilen adayların başında, bildiğimiz maddeyle çok ender etkileşen ve “zayıf etkileşimli ağır parçacıklar (Weakly Interacting Massive Particles –WIMP)” denen kuramsal parçacıklar grubu geliyor. Ancak çok ender olsa da karanlık madde parçacıklarının Dünyamızı oluşturan atomların çekirdeklerine çarparak saçılacağı (yön değiştireceği), bunu yaparken de geride ısı şeklinde ortaya çıkan küçük bir miktar enerji bırakacağı düşünülüyor. Belli düzeylerdeki bu enerjinin de bilgisayarlarca kaydedilmesi umuluyor.

İşte Minnesota eyaletindeki terk edilmiş Soudan demir madeninde, yerin 780 metre derininde kurulu yer altı laboratuarında son 10 yıldır kimisi germanyumdan, kimisi silisyumdan yapılı, 1 cm kalınlığında 7,5 cm çapında, -273 santigrat derecenin çok yakınına kadar soğutulmuş detektörlerle, olası karanlık madde darbelerinin izleri aranıyor. Laboratuarın bu kadar derinde kurulma nedeni, üstteki kaya katmanlarının atmosfere çarpan kozmik ışınların yarattığı parçacık yağmurlarını perdeleyerek detektörleri istenmeyen “parazitlerden” koruması.

Bilgisayar kayıtlarını inceleyen araştırmacılar, 2007 yılının 8 Ağustos ve 27 Ekim günlerinde detektörlerin, karanlık madde darbelerinden beklenen enerji düzeylerinde iki saçılmanın izlerini belirlemişler.

Bulguları Science dergisinde yayımlayan fizikçiler, bununla birlikte sözkonusu “olay”ların yüzde 23 olasılıkla kaya kalkanı geçerek laboratuara sızabilmiş bilinen madde parçacıklarından kaynaklanmış olabileceğini, ayrıca kanıt için gereken kesinliğin iki değil beş olayla sağlanabileceğini belirtiyorlar.


Yorumları Oku (0) ...
 
Paranoya

Herkesin paranoyası kendine... Ama bütün bir toplum paranoyak olduysa, herkese...

Paranoya: Kısaca herkesten ve her şeyden kuşkulanma duygusu. Güven duygusunun kayboldugu toplumlarda, dogal olarak kuşku başlar. Herkes arkasında duydugu ayak sesiyle ve tedirginlikle adımlarını hızlandırırken, arkadan gelende bu hızlanmanın nedenini algılayamadıgı için korkup, tedbirli davranmak zorunda hisseder kendini. Kimse kimseye bir şey yapmayacak oysa ki... Belki de?

Sabah okula gitmek için evden çıkan çocugumuz, eve dönünceye kadar yaşamımız kilitlenmiş ve üretimimiz bitmiştir aslında. Gelecek, hatta bugün korkusu, hiçbir şeyi görmemiz gereken yerden göstermemektedir artık bize. Cesaret ölümle burun buruna bir anlam ifade ediyorsa dogal korku başlamış, kafa karışmış demektir. Aksi halde şuursuzluk vardır artık.

Bu tür kafa karışıklıkları hayatı karşılayacak ve anlayacak donanımlarımız yoksa dogaüstü güçlere ve metafizige yönlendirir aklımızı. İşte tam burada iyi okumak gerekir hayatı. Artık akıl saglıgınız tehlkededir çünkü. Bütün ögretileri bir yana bırakıp tarafsız bakabilmek bile, bazen iyi özümsenmiş bir sagduyuyla, yüzleştirebilir insanı. Bize çözüm gibi sunulan geçici çareler ve küçücük çıkarlarla buldugumuzu sanmaksa, aldanmaktır ve aldatmaktır kendimizi. Yaşadıgı çaga tanıklık etmek çok entelektüel bir söylem gibi algılansa da sadece yaşadıklarını fark etmekten ibaret bir cümleyi içerir. Benim hayatımın en degerli oldugu noktada, bizim hayatımız önemini yitiriyorsa, insanın varlıgı tartışılabilir bir konuma gelir. Sosyal insan olgusu, emegi dışlayan toplantılar ve çılgın partilere kaldıgında, Darwin'e çarşaf giydirip Galileo'ya çember çevirtebilirsiniz bilim kurullarınızda. Metafizik düşüncenin kendini bilime egemen saydıgı cehaletinin algısızlıgıyla hayatın sorunlarını, hayatın sonuna ertelerken, ıskaladıgınız ve başkalarına dar ettiginiz ta kendisidir hayatın.

Birey onuruyla çalışıp, ayakta durmayı başarabilen ve yaşama katkı saglayabilen insan olarak algılanırken, egoist (bencil) olmak da birey olmanın karşılıgı olarak yerini aldı hayatta. Çıkarına düşkün insan tipleri yaşamın vazgeçilmezleri haline gelirken, hayatın içinden kayıp gidenleri fark etmez, fark ettiklerini de konumunu korumak için görmezden gelir. Hep daha fazla kazanıp daha fazla tüketimi körüklemeyi sınıf atlama olarak anlayıp, tek amaç haline getirmiştir artık. Bu bireyselleşmeyi topluma yaydıgımızda toplumsal çöküşün, dayanışma duygusunun, insan sevgisinin onarılmaz yaralarla hayatın dışına atılması yepyeni, temelsiz ve uyduruk bir kapitalizmin saldırgan sarmalında bogmaya başlar yaşamları. Toplumsal kurtuluş programlarının yerini, ucuz bireysel yırtma projeleri aldıgı için, kimse kimsenin derdiyle ugraşacak gücü kendinde bulamamaya başlar. Her şeyin metalaştıgı bu dönemlerde, insan eti de özellikle çürütülür, alınıp satılan bir mala dönüşür ki, ısıtılmış kurbaga kıvamı bir nevi uyuşturucu etkisiyle, duygusuz ve duyarsız insanları maymun eder Darwin tartışmalarına inat.

Şuursuz 'büyük'ler
Yakın tarihi bile unutacak şuursuzluga eriştirilen toplum, ulusal bir kurtuluş mücadelesi sırasında yaşananlarla dalga geçip eleştiren şuursuz 'büyük'leri, halka elleri patlayıncaya kadar alkışlatır meydanlarda.

Bir ülke düşünün, bir ulusal kurtuluş mücadelesi vermiş, dünya savaşının yaralarını sarmaya çabalarken İkinci Dünya Savaşı patlamış ve eli silah tutan herkes, seferberlik ilan edildigi için teyakkuz halinde. Ülkenin tarımsal üretimini ayakta tutacak güçlerinin birçogu olası bir saldırıya karşı ülkenin dört bir yanında nöbette. Dolayısıyla üretim düşmüş, bugday stokları kısıtlı ve ekmek karneye baglanmış. Neredeyse bir asırdan söz ediyoruz yani.

Babamın babası Halil İbrahim Hoca (bildiginiz cami hocası) şöyle anlatırdı o dönemi çocuklugumuzda bizlere: '' Atlar bizim her şeyimizdi. Kendi bogazımızdan kısardık ama atların karnını doyurmak için kısıtlı da olsa, arpalarını, yulaflarını temin ederdik. Sonra dışkılarından topladıgımız arpa ve yulafları yıkayıp, biz karnımızı doyururduk.'' Çocukken utanırdık dedemle yürümeye. Yolda buldugu her şeyi toplardı. Agaç parçası, teneke, ip, kablo, ekmek... Şimdi gururla anlatıyorum tabii dedemi. Ekmegin karneyle dagıtıldıgı dönemlerden söz ederken biraz gerçekçi, biraz da insaflı olmak gerekir kanımca. Ya da, ''Ben aslında hilafetin kaldırılmasını, eski yazıdan yeni alfabeye geçilmesini içime sindiremedim. Onun için Kurtuluş Savaşı'na da karşıyım. Bir sürü 'aydın'ın dedigi gibi keşke düşman işgalinde kalıp manda olsaydık'' türünden saçmalıkları kabulleniyorum gibi bir itiraf gerekebilir.

Yüksek koltuklardan aşagı bakarken, her şeyin boyutu mesafeye göre küçülür gözlerinizde. Aşagı inmek istememek bu yüzdendir. Aşagıda cisimler doga ve insanlar büyüdükçe korku kaplar yükseklerin geçici sahiplerini. Korkunun cele faydasının olmadıgı bu dönemde, ensenizde hissetiginiz rüzgar bile ruh saglıgınızı bozabilir. Gün gelir padişah da çıplak kalır.

Çünkü her insan bir gün ölür. Ve bilge Diyojen ile alakası yoktur Romen Diyojen'in. Ayrıca Kazazedeler de ''kaza'zade'' yani kazagillerin çocugu degildir.

Gün gelir padişah da çıplak kalır...

 SERHAT ÖZCAN


Yorumları Oku (0) ...
 
Türk Kadını
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfMükemmel 

2000'li yıllardan beri Türk kadını ile ilgili yapılan tüm sosyal ve psikolojik araştırmalar Türk kadınlarının 21'inci yüzyıla birçok sorunla girdiğini ortaya koyuyor. Sorunların kaynağı ise ataerkil bir aile yapısının birçok bölgede hala etkinliğini korumasıdır. Günümüzde, kadınlarımız eğitimde, siyasette ve istihdamda toplumsal cinsiyete dayalı ayrımcılık ile mücadele etmek zorundadır. Kadın dendiği zaman aklımıza anne, ev hanımı, eş gibi kavramlar gelmektedir.


Öyle ki erkekler kadar kadınlarımız da kendini bu roller ile sınırlamakta ve bir bütün olarak görmektedir. Son yıllarda yoğun çabalarla ortaya çıkan tüm kampanyalara, desteklere, çalışmalara rağmen kadınların eğitim düzeylerinin erkeklerden daha düşük olması, çalışma hayatında gereğinden az yer almaları ve siyasete aktif katılımlarının ve temsiliyetlerinin artmamasının en önemli nedeni tanımlanan rolün dışına çıkılmamasıdır.
Halbuki insan topluluğu kadın ve erkek denilen iki cins insandan oluşmuştur. Kabil midir ki, bu kütlenin bir parçasını ilerletelim, ötekini ihmal edelim de kütlenin bütünlüğü ilerleyebilsin. Mümkün müdür ki, bir cismin yarısı toprağa zincirlerle bağlı kaldıkça öteki kısmı göklere yükselebilsin?
 
Tarihe baktığımız da Türk tarihine önemli bir kaynak teşkil edilen VIII. Yüzyılda dikilen Orhun Kitabelerinde Türk kadınından övgü ve saygıyla bahsedilir. Kitabelerde Devleti İdare Eden Han ve Devleti bilen Hatun ibareleri geçmektedir. Han ile Hatun Türk toplumunda aynı yetkiye sahiptir. Osmanlı İmparatorluğunda da kadınların söz hakkının, etkisinin ve zekasının payının ne kadar büyük olduğunu görüyoruz.. Kadınımız her ne kadar eve bağlı yaşamaya zorlansa da kendi iç dinamikleri içerisinde inanılmaz güçlere sahip olmuştur. Küçük yaşta padişah olan ve babasız kalan pek çok emsali gibi Fatih Sultan Mehmet de İstanbul'u fethetmeye gitmeden önce, annesinden savaş stratejisi almıştır. İşte Türk kadını böyle bir kadındır. İstanbul'arı da fetheder, Osmanlı'ları da yönetir.
 
 
Aynı şekilde kurtuluş savaşı yıllarına baktığımızda görüyoruz ki dünyada hiçbir milletin kadını, "Ben Anadolu kadınından daha fazla çalıştım, milletimi kurtuluşa ve zafere götürmekte Anadolu kadını kadar hizmet gösterdim" diyemez.
 
Belki erkeklerimiz memleketi istilâ eden düşmana karşı süngüleriyle, düşmanın süngülerine göğüs germekle düşman karışsında buldular. Fakat erkeklerimizin teşkil ettiği ordunun zayıf kaynaklarını kadınlarımız işletmiştir. Memleketin var olması imkânını hazırlayan kadınlarımız olmuştur ve kadınlarımız olmaktadır. Kimse inkâr edemez ki, kurtuluş savaşında ve ondan evvelki harplerde milletin hayat kabiliyetini tutan hep kadınlarımızdır.
 
Çift süren, tarlayı eken, ormandan odun ve keresteyi getiren, mahsulleri pazara götürerek paraya çeviren, aile ocaklarının dumanını tüttüren, bütün bunlarla beraber sırtıyla, kağnısı ile kucağındaki yavrusuyla, yağmur demeyip cephenin mühimmatını taşıyan hep onlar, hep o ilâhi Anadolu kadınları olmuştur.
 
Anadolu kadının büyüklüğünü yakın tarihimize baktığımızda aşağıda aktaracağımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün Sakarya savaşından sonra yaşadığı diyalog da çok daha güzel anlayabiliyoruz. Ilık bir güz sabahı. Akşehir'in pazaryeri karınca yuvası gibi kaynıyor. Bin ağızdan bin ses. Bir aralık, ortalıktaki uğultu perde perde sönmeye başlıyor, pazar yerini bir tapınak sessizliği kaplıyor. Yalnız kulaktan kulağa bir fısıltı:
 
Gazi gelmiş, gazi.
 
Bütün gözler bakışlarıyla aynı yöne dönüyor; Gazi, o ölçülü güzel yürüyüşüyle yavaş yavaş ilerlemekte, ara sıra sergilerin önünde durup ilgilenmekte. Belli, alış-verişe çıkmış; ama O, başka bir şey değil yalnız gönül alıyor. Böylece gönül ala ala satıcı kadınların kesimine geliyor


- Nasılsınız bacılar?
- Sağ ol Paşam,
 
Kadınlar Paşalarına özlem dolu gözlerle kana kana seyrederken kendilerini tutamıyorlar:
 
- Yiğit Paşam
- Yiğitlerin yiğidi Paşam.
 
Paşa utangaç; bu sevgi haykırışlarını durdurmak için birine soruyor:
 
- Erin var mı bacım?
- Var Paşam, cephede.
- Ya senin?
- Kanı helal olsun, benimki Çanakkalee kaldı.
 
Gazi daha sonra soracak, soracak ama yüreği yanıklardan alacağı yanıtların çoğunu şimdiden biliyor; Çanakkale'sinden sonra Kafkas'ı, Kanal'ı, Galiçya'sı, İnönü'sü, Sakarya'sı hep sıralanacak, hem de hiç kırgınlık taşımayan, hiç bir şey istemeyen, beklemeyen seslerle.
Paşa, gözleri buğulanmış, bir an düşünüyor ve hemen, bu kez, sakin adımlarla, geldiği yana yöneliyor, bir kuyumcunun sergisi önünde durduktan sonra elinde bir avuç yüzükle dönüyor.
 
O gün pazardan köye dönen bacıların parmakları, Gazi'nin armağan ettiği yüzüklerle süslü, yürekleri yaşantılarının övüncü ile dolu idi.
Daha 1923 yılında Atatürkün şuna inanmak lazımdır ki, dünya yüzünde gördüğümüz her şey kadının eseridir.Sözleri kadın haklarının ne kadar önemli olduğunu ortaya koymaktadır.
 
Atatürk, Kurtuluş Savaşı sonrasında Cumhuriyeti getiren, kadına seçme ve seçilme hakkını vererek açmıştır. Atatürk,  kadınların sadece ana olmalarını, sadece evlerinin kadını olmalarını yeterli görmüyordu. Onların tüm sosyal hayata karışmalarını, erkeklerle eşit haklara sahip olarak yarınların aydınlık Türkiye'sini hazırlamalarını istiyordu. Doktor olmalıydılar, avukat olmalıydılar, milletvekili olmalıydılar, muhtar olmalıydılar, gazeteci olmalıydılar, polis olmalıydılar... Aklınıza hangi meslek geliyorsa ondan olmalıydılar. Havacı olmalıydılar. Ya asker? Türk kadını esasen asker bir ulusun asker kızıydı. Bunu Atatürk'ün de belirttiği gibi kaç savaşta ispat etmemiş miydi? Hele hele ulusal kurtuluş savaşında... O halde elbette ki, cumhuriyet ordusunda onunda yeri vardı... Bu nedenle de, günün birinde kadınların mutlaka asker olmaları için yasa çıkarmayı tasarlıyordu.
Tarsus'a bir gezisinde halk Atatürk'ü karşılamak için toplanmıştı. Kara Adile Çavuş isimli milli kahramanlarımızdan bir kadın ona saygısını göstermek için önünde yere yapandı, Atatürk onu yerden kaldırdı ve gözleri yaşlarla dolu olarak şöyle dedi. Kahraman Türk Kadını sen yerlerde sürünmeye değil, omuzlarımız üstünde göklere kadar yükselmeye layıksın.Evet, Atatürk'ün de dediği gibi, Türk kadını, kadınlarımız omuzlar üzerinde yükselmeye layıktır.
 
Bir milletin güçlü bir millet olmasının en önemli gereklerinden biri o milletin kadınlarının güçlü olmasıdır. Milletimiz kuvvetli bir millet olmaya karar vermiştir. Bunu sağlamanın gereklerinden biri de kadınlarımızın her hususta yükselmelerini sağlamaktır. Bu sebeple kızlarımızı okutmalıyız, okutmalıyız ki bilim, teknik, edebiyat ve tüm alanlarda bilgi sahibi olsunlar önce kendilerini sonra ailelerini ve ülkelerini daha ileriye götürmek için çalışsınlar. Bunun için yapacağımız en önemli şey kızlarımızı okula göndermek ve kendine güvenli, meslek sahibi, akıllı genç kadınlar olarak yetişmelerini sağlamaktır.


Yazar & Kaynak: Nevzat ERDAĞ 


Yorumları Oku (0) ...
 
Bilişim Suçları

Yerküre üzerinde yaşayan tüm insanlığın, teknolojinin gelişmesine paralel olarak bir değişim ve dönüşüm yaşadığı aşikardır. İnsanoğlu; tüm tarihi boyunca bilgi ve deneyimlerini diğer insanlarla paylaşmak, onlara kendi görüş ve düşüncelerini ulaştırma arayışında olmuştur. Bu arayış içinde bilgisayarı keşfet­mekle kalmamış, bilgisayarı iletişim teknolojisi­nin de katkısıyla tek başına bir araç olmaktan çıkararak interneti keşfetmiştir.

BİLİŞİM SUÇUNUN TANIMI

Bilgisayar, çevre birimleri, pos makinesi,cep telefonu gibi her türlü teknolojinin kullanılması ile işlenilen suçlardır.

BİLİŞİM SUÇLARININ TÜRLERİ NELERDİR?

Suçların türleri TCK da suç teşkil edecek tüm suçları kapsaya bilmekte veya bu suçlara zemin hazırlamaktadır. Suçların işleme şekilleri;

Hakaret, küfür, kredi kartı yolsuzlukları, sahte belge basımı, bilgilerin çalınması ve buna bağlı olarak devam edebilecek suçları kapsamakla, birlikte bunlarla sınırlı olmayıp, günden güne değişiklikler göstermektedir. İl Emniyet Müdürlüğümüz Bilgi İşlem Şube Müdürlüğümüz 1999 yılından itibaren değişik birimlerden ve Cumhuriyet Başsavcılıklarından gelen talepler doğrultusunda çalışmalarına başlamıştır. 1999 yılında başlayan çalışmalarımız talebin atması nedeniyle Bilgi İşlem Şube Müdürlüğü içerisinde bulunan Bilgi Sistemi Büro Amirliği bünyesinde çalışmalarını sürdürmüştür. 2002 yılından itibaren Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesinde İnternet ve Bilişim Suçları Şube Müdürlüğün kurulması sonucu taşra teşkilatı olarak Şube Müdürlüğümüz içerisinde Bilişim Suçları Büro Amirliği adı altına çalışmalarını sürdürmektedir.

ÜLKEMİZDE EN ÇOK KARŞILAŞILAN BİLİŞİM ŞUÇLARINDAN ÖRNEKLER

    * Başkalarının adına e-mail göndererek özellikle ticari ve özel ilişkileri zedeleme.
    * Başkalarının adına web sayfası hazırlamak ve bu web sayfasının tanıtımı amacıyla başkalarına e-mail ve mesaj göndermek ve bu mesajlarda da mağdur olan şahsın telefon numaralarını vermek.
    * Kişisel bilgisayarlar yada kurumsal bilgisayarlara yetkisiz erişim ile bilgilerin çalınması ve karşılığında tehdit ederek maddi menfaat sağlanması
    * Şirketlere ait web sayfalarının alan adının izinsiz alınması ve bu alan adlarının karşılığında yüklü miktarlarda para talep etmek.
    * Özellikle Pornografik içerikli CD kopyalamak ve satmak.
    * Sahte evrak basımı gibi çok farklı konuları içerebilmektedir.
    * NOT: Unutmayın bu tür suçların tek mağduru siz değilsiniz. Karşılaşılmış olan durumdan utanmadan tüm deliller ile birlikte en yakın Cumhuriyet Başsavcılığına başvurunuz.

BİLİŞİM SUÇU İLE KARŞILAŞTIĞINIZDA YAPABİLECEKLERİNİZ

   1. Yasadışı siteler (web sayfaları) ile ilgili şikayetlerinizi Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız adlı e-mail ihbar adresine bildirebilirsiniz.
   2. Şahsınız ile ilgili şikayetçi olduğunuz konular ile ilgili elde edebildiğiniz tüm deliler ile birlikte en yakın Cumhuriyet Başsavcılığına müracaat ederek şikayetçi olabilirsiniz.
   3. İl Emniyet Müdürlüğümüz tarafından yürütülmekte olan tüm tahkikatlarda Savcılık talimatı veya Mahkeme kararı esas alınmaktadır.
   4. Şikayetçi olduğunuz konular ile ilgili olarak yapılacak çalışma neticesinde ISP(İnternet Servis Sağlayıcının) yurt dışında bulunması durumunda Adli Makamlar tarafından yapılacak olan Adli İstinabe ile konunun takibi yapılabilmektedir.

BİLİŞİM SUÇLARI İLE İLGİLİ OLARAK MAĞDUR OLMADAN ÖNCE YAPILABİLECEKLERİNİZ

   1. Şirketinize veya şahsınıza ait önemli bilgilerinizin yer aldığı bilgisayarınız ile özel güvenlik önlemleri almadan internete bağlanmayınız.
   2. İnternet ortamında %100 güvenliğin hiçbir zaman sağlanamayacağını unutmayın!
   3. Özellikle Chat ortamında bilgisayarınıza saldırılabileceğini;
   4. Chat de tanıştığınız kişilere şahsınız, aileniz, adres, telefon, işiniz v.s. konularda şahsi bilgilerinizi vermemeniz gerektiğini unutmayın!
   5. İnternet ortamında tanıştığınız kişilere kredi kartı bilgilerinizi vermeyin.
   6. İnternet üzerinden yapılan yazışmalarınızda karşınızdaki kurumlarla özel bir yöntemle yazışmanızda fayda olacaktır. Bu şekilde sizin adınıza birlikte ticaret yaptığınız şirketlere asılsız bilgiler veya sizi kötüleyici bilgiler gönderilse bile karşı taraf bunun sizden gelmediğine emin olacaktır.

BİLİŞİM SUÇLARI İLE YAPILAN ÇALIŞMALARIN HUKUKİ DAYANAKLARI

   1. Bilgisayar Yoluyla Dolandırıcılık TCK 503-507: Dolandırıcılık ve İflas
   2. Bilgisayar Yoluyla Sahtecilik TCK 316-368: Sahtecilik Suçları
   3. Kanunla Korunmuş Bir Yazılımın İzinsiz Kullanımı 5846'nolu Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (FSEK)
   4. Yasadışı Yayınlar TCK 125-200: Devletin Şahsiyetine karşı cürümler;
          * TCK 480-490: Hakaret ve Sövme Cürümleri
          * TCK 426-427: Halkın ar ve haya duygularını inciten veya cinsi arzuları tahrik eden ve istismar eder nitelikte genel ahlaka aykırı: ve diğer anlatım araç ve gereçleri.
   5. Bilgisayar Sistemlerine ve Servislerine Yetkisiz Erişim ve Dinleme "Bilişim Alanında Suçlar TCK 525a, b, c ve d". Maddeleridir.

YENİ TCK'DA BİLİŞİM SUÇLARI

1 Nisan 2005 tarihinde yürürlüğe girecek olan yeni TCK'nın kapsamında, bilişim sistemlerine karşı işlenen suçları da gerekçeleriyle birlikte yer alıyor.
 
 
Bilişim sistemine girme, sistemi engelleme,bozma, verileri yok etme veya değiştirme, tüzel kişiler hakkında güvenlik tedbiri uygulanması, banka ve kredi kartlarının kötüye kullanılması kapsamındaki suçları tanımlayan kanun maddeleri TCK'nın 243 -246.maddelerinde yer alıyor.
 
Bilişim sistemine girme

MADDE 243. - (1) Bir bilişim sisteminin bütününe veya bir kısmına, hukuka aykırı olarak giren veya orada kalmaya devam eden kimseye iki yıla kadar hapis veya adli para cezası verilir.
 
(2) Yukarıdaki fıkrada tanımlanan fiillerin bedeli karşılığı yararlanılabilen sistemler hakkında işlenmesi hâlinde, verilecek ceza yarı oranına kadar indirilir.
 
(3) Bu fiil nedeniyle sistemin içerdiği veriler yok olur veya değişirse, iki yıldan dört yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
 
Sistemi engelleme, bozma, verileri yok etme veya değiştirme

MADDE 244. - (1) Bir bilişim sisteminin işleyişini engelleyen, bozan, sisteme hukuka aykırı olarak veri yerleştiren, var olan verileri başka bir yere gönderen, erişilmez kılan, değiştiren, yok eden kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir.
 
(2) Bu fiillerin bir banka veya kredi kurumuna ya da bir kamu kurum veya kuruluşuna ait bilişim sistemi üzerinde işlenmesi hâlinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.
 
(3) Yukarıdaki fıkralarda tanımlanan fiillerin işlenmesi suretiyle kişinin kendisinin veya başkasının yararına haksız bir çıkar sağlamasının başka bir suç oluşturmaması hâlinde, iki yıldan altı yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adli para cezasına hükmolunur.
 
Banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması

MADDE 245. - (1) Başkasına ait bir banka veya kredi kartını, her ne suretle olursa olsun ele geçiren veya elinde bulunduran kimse, kart sahibinin veya kartın kendisine verilmesi gereken kişinin rızası olmaksızın bunu kullanarak veya kullandırtarak kendisine veya başkasına yarar sağlarsa, üç yıldan altı yıla kadar hapis cezası ve adli para cezası ile cezalandırılır.
 
(2) Sahte oluşturulan veya üzerinde sahtecilik yapılan bir banka veya kredi kartını kullanmak suretiyle kendisine veya başkasına yarar sağlayan kişi, fiil daha ağır cezayı gerektiren başka bir suç oluşturmadığı takdirde, dört yıldan yedi yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
 
Tüzel kişiler hakkında güvenlik tedbiri uygulanması

MADDE 246. - (1) Bu Bölümde yer alan suçların işlenmesi suretiyle yararına haksız menfaat sağlanan tüzel kişiler hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur.


 


Yorumları Oku (0) ...
 
<< Başlangıç < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 İleri > Son >>

Sayfa 2 - 19

Online Borsa