| Afyonkarahisar II İlçeler |
|
İlçeler Merkez İlçe İlk yerleşim izlerine, Eski Tunç Çağı olarak bilinen, M.Ö. 3000’lerden itibaren yaşanan Maden Çağın’da rastlamaktayız. Daha sonra Hitit, Frig, Lidya, Helen, Roma ve Bizans dönemlerinde de aralıksız yerleşimler olmuştur. 12. yy ortalarından itibaren ise tamamen Türk egemenliği altına girmiştir. Roma ve Bizans döneminde Asya ve Anadolu eyaletine bağlı bir yerleşim yeri olan ilimizin adı, Akronium (Yüksek tepe)’dur. Hitit döneminden itibaren her dönemde savunma amaçlı yerleşim yeri olmuş kale; yüksek, sarp ve elde edilmesi güç özelliğinde dolayı ‘Yalçın Tepe’ (Hapanuva) olarak tanınmış ve stratejik önemini hep koruyarak, şehre ad olmuştur. Afyon,(haşhaş) tıpta ilaç yapımında kullanılan haşhaş bitkisinin özsuyudur. Latincede opium denilen özsuyu içeren ve günümüzde haşhaş olarak adlandırılan bitkinin M.Ö. II. yüzyıldan itibaren ekildiğini, üzerinde haşhaş kabartması bulunan Synnada (Şuhut) kentine ait sikkeden anlamaktayız. Opium, zamanla yazılış ve söylenişte değişikliğe uğrayarak Afyon olmuştur. Afyonkarahisar asıl önemine “Selçuklular döneminde” kavuşmuştur. Sarp kayalar üzerindeki kalesi sağlam ve güvenilir olan Afyonkarahisar’da Selçuklu Devleti’nin hazineleri saklanır olmuş ve adına da “Karahisar-ı Devle” denilmiştir. Anadolu Selçuklu Devleti’nin 1243 Kösedağ Savaşı sonrasında Moğolların egemenliğine girmesiyle Afyonkarahisar’da Sahipata Beyliği kurulmuş, daha sonra sırayla Eşrefoğulları, Germiyanoğulları ve Karamanoğulları Beylikleri egemenliğinde kalmıştır. Şehir, Osmanlı İmparatorluğu döneminde genişleyerek büyümüştür. Kurtuluş Savaşı’nda Afyonkarahisar’ın, önce Şuhut daha sonra Merkez İlçeleri Başkomutanlık karargah merkezi olmuş, Milli Mücadele’yi zafere ulaştıran Büyük Taarruz Harekatı 26 Ağustos 1922 sabahı Kocatepe’de başlamış, böylece Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli burada atılmıştır. Afyonkarahisar ilinin Merkez, Başmakçı, Bayat, Bolvadin, Çay, Çobanlar, Dazkırı, Dinar, Emirdağ, Evciler, Hocalar, İhsaniye, İscehisar, Kızılören, Sandıklı, Sinanpaşa, Şuhut ve Sultandağı olmak üzere 18 ilçesi, 107 beldesi, 392 köyü vardır. Başmakçı Isparta, Kula Ladik, Hereke tipi halı dokumacılığı, gül yetiştiriciliği, kuş cenneti, Acıgöl’ü ve tavuk çiftlikleriyle ünlü Başmakçı, Türkiye yumurta borsasının merkezidir. İlçenin ne zaman ve kimler tarafından kurulduğu kesin olarak bilinmemektedir. İlçenin kurulu bulunduğu alanın ova ve yeşil olması sebebiyle sûvarilerin atlarını besledikleri ve arazileri arpalık olarak kullandıkları söylenmektedir. Yörede ayakkabıcılık ileri olduğundan, sûvarilerin çizmelerini burada yaptırdıkları, bu yüzden ilçenin adını ‘ayakkabı ve çizme’ anlamına gelen ‘Başmak’ kelimesinden aldığı rivayet edilmektedir. Toplu bir yerleşim merkezi olarak 1200-1300 yıl önce kurulduğu ve zaman içerisinde Eti, Lidya, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı egemenliğinde kalmış olup, bilinen yazılı tarihi Hacı Ahmet Hafız’a ait mezar taşına göre 470 yıllıktır. İlçenin güney batısında yer alan Acıgöl, başta nesli tükenmekte olan flamingo kuşları olmak üzere, turna, kuğu, pelikan, meke, karabatak, yaban ördeği, kaz ve çeşitli kuş türleriyle görülmeye değer bir kuş cenneti durumundadır Bayat 1116 yılında Bizanslılarla Selçuklular arasında cereyan eden bir savaşta, Büyük Sultan ordusunu güneydeki dağın yamacına, Emir Mengücek de ordusunu kuzeydeki dağın yamanacına yerleştirmiş, işte bu durum üzerine sultanın çekildiği dağa Sultandağı, Emir’in çekildiği dağa da Emirdağı denilmiştir. Sultan Mesut bu mücadelelerden sonra zamanını bu yerlerin iskanına ayırmıştır. (1147-1157). Bayat ilçesi Oğuz Türklerinin Bayat boyu tarafından 1147’de bugünkü yerinde, Bayat Çayının kenarında kurulmuştur. Barçınlı ve Han Barçın adlarıyla da anılan Bayat ilçesi İstanbul-Bağdat kervan yolu üzerinde olduğundan Bizans ve Osmanlı dönemlerinde önemli bir konaklama yeri olmuştur. İlçe eski bir tarihi yerleşim bölgesi olması sebebiyle ilçe yakınlarda Kurtini, İnpazarcık, Asarkale, Elicek ve Yanıkin adlarıyla bilinen Bizans dönemi kaya yerleşim alanları vardır Bolvadin Anadolu’daki en eski yerleşim merkezlerinden biri de Bolvadin’dir. Bolvadin’de Cilalı Taş-Maden devirlerinden, Hitit, Frig, Lidya, Helenistik, Roma, Bizans, Selçuklu, Osmanlı dönemlerine ait yerleşim birimleri bulunmaktadır. Bolvadin’de en önemli yerleşim yeri, Üçhöyükler mevkiindeki ‘Kayster Pedion’ şehridir. Bolvadin, 1107 tarihinde Emir Mengücek Bey’in komutasındaki Türk birlikleri tarafından fethedilmiş olup, kaleye Yazır, Karkın, Çepni, Avşar, ve Oğuz Boyları yerleştirilmiştir. Selçuklu döneminde Haçlı Seferleri içerisinde 1116 yılında Bolvadib savaşları olmuştur. Tarih içinde Selçuklular, Sahipata, Karaman-Beyşehirli oğulları egemenliğinde yer almıştır. Bolvadin, I.Sultan Murat zamanında Osmanlı topraklarına katılmış, 1881 yılında da Sinanpaşa büyük bir külliye yaptırmıştır. Restorasyonu yapılmış olan Yanık Kışla Bovadin ilçemizde bulunmaktadır. Bolvadin, il ve ilçelere sanayi mamülleri pazarlamaktadır. Bunlar başta kaymak olmak üzere, emaye ürünleri, işlenmiş kereste, teneke, demir doğrama, sucuk, yumurta, hasır vb. Ayrıca Türkiye’de tek olan ALKOLOİD Fabrikası ilçeye hareketlilik kazandırmıştır Çay İlk kuruluşuna ait bilge ve belgelerine henüz rastlamayan Çay ilçesinin geçmişi milattan önceye dayanmaktadır. Eski Tunç Çağına kadar uzanan tarihi içinde Mısır, Suriye, Trakya krallarının birleşik ordusu ile Gelene kralı Antigon arasındaki İpsos meydan savaşına (M.Ö. 301) ev sahipliği yapmasıyla ünlenmiş, doğu-batı, kuzey-güney doğrultulu antik yolların kavşak noktası olmuştur. Selçuklu Türklerinin Anadolu’yu fethi sırasında Bekçioğlu Emir Afşin, Orta Anadolu’da Amerium (Emirdağ) önerilerine kadar gelmiştir. Bölgenin ne şekilde kimler tarafından fethedildiğini bildiren kaynaklar olmamasına rağmen, Emir Ahmet Şah, Emir Sanduk ve Dolathan kuvvetleri tarafından fethedildiği sanılmakadır.Haçlı savaşları sırasında Haçlı ordularınca tahrip edilen şehre, 1155 yıllarında Selçuklu Devleti tarafından Oğuz Türkleri yerleştirilmiş, adı da ‘Çay Değirmeni’ olarak değiştirilmiştir. Selçuklu Sultanı III. Gıyasettin Keyhüsrev öldükten sonra bölge, önce Eşrefoğullarına ve Sahipataoğullarına, daha sonra ise Germiyanoğullarına geçmiştir. Germiyan Beyi I. Yakup samimi bir Osmanlı dostu olup, beyliğini vasiyet yoluyla II. Murat’a bırakmış ve böylece Osmanlıların eline geçmiştir. 2 Nisan 1921 günü Yunan ordusunca işgal edilen Çay ilçemiz, bir gün sonra, 3 Nisan 1921 günü ordumuzca geri alınmıştır. Daha sonra 21 Ağustos 1921 günü Yunan ordusunca ikinci kez işgal edilen ilçemiz, 35 gün sonra şanlı ordumuzca 24 Eylül 1921 günü tekrar kurtarılmıştır Çobanlar Yöre tarihinin Akarçay kenarında höyüklerle yaşıt olduğu ve Eski Tunç Çağına kadar uzandığı bilinmektedir. Bugünkü Kocaöz (Felelli) köyünde antik Anabura kenti kurulmuştur. Afyonkarahisar Arkeoloji Müzesinde bulunan Artemis heykeli buradan çıkarılmıştır. İlçemiz, ilimiz doğusunda düz ve geniş bir arazi üzerinde olup, tipik Osmanlı yapısını andıran avlu evlerden müteşekkildir. İlçenin kuzeyinde Bayat, kuzeydoğusunda ise İscehisar, güneydoğusunda Çay, doğusunda Bolvadin ilçeleri vardır. Tarım ve hayvancılık ilçenin gelir kaynağını teşkil etmektedir. İlçeye özgü tarımsal iş makinesi olan PAT-PAT imalatçılığı ve Afyonkarahisar Şeker Fabrikasında işçi olarak çalışarak da kısmen gelir sağlanmaktadır Dazkırı Dazkırı ilçe merkezinin bugünkü sakinleri, Anadolu Selçukluları zamanında, ‘Tataroğulları ’ adıyla bilinen Kızılırmak boylarından gelenlerin ve daha sonraları Adana havalisinden gelerek yerleşen ‘Farşa ’ aşiretinin mensuplarıdır. Dazkırı’nın ismi o zamanlar ‘Apa’ olarak adlandırılmıştır. Sonradan, bu isimlerin çokluğu ve ‘Polatlı’ adıyla karıştığı gerekçesiyle ‘Dazkırı’ olarak değiştirilmiştir. İlçede, eski devirlerde Lidyalılar, Hititler, Eski Yunanlılar, Romalılar ve Bizanslılar hakimiyet kurmuşlardır. Bugün meydana çıkan eserlerde bu milletlere ait pek çok tarihi eser bulunmaktadır. İlçede bulunan çorap fabrikasında günlük ortalama 900.000 çift çorap üretilerek, üretilen çorapların tamamı Fransa’ya ihraç edilmektedir
Dinar’ın bilinen geçmişi M.Ö. 1200 yıllarına kadar uzanmaktadır. Dinar Anadolu’nun en eski yerleşim yerlerindendir. Dinar Hiti İmparatorluğu döneminde Seha ırmağı (Büyük Menderes) Beyliğine bağlı olduğu tarih kitaplarından da anlaşılmaktadır. ‘Dinar’, tarih boyunca birkaç kez kurulmuş ve batmış şehirlerden (Kelainai-Celainai-Apemeia-Kiboyossimo-Geyikler-dinar) sonra bu adla anılmaya başlamıştır. Dinar Truva Savaşlarında yenilerek Anadolu içlerine çekilen Ahiya (Akariyon) prenslerinden Geleinos tarafından M.Ö. 1200’lerde ‘Geleneia’ adıyla kurulmuş, daha sonra kent eteklerde genişlemiş ve Helenistik dönemde Apemeia adını almıştır. Dinar, antik kral yolu üzerinde Ege kıyılarına ve Akdeniz’e açılan karayolu ile demiryolu kavşağında kurulmuştur. Hititlerden Aka-İyon, Frig, Kimmerler, Persler, Roma, Bizans ve Türklere kadar bir çok Anadolu medeniyetinden izler taşıyan Dinar, eski çağlardan bu yana, sürekli olarak bölgenin başkentliğini yapmıştır. Danteon (Tanrıların Kulu tapınağı), Artemis Anaitis Tapınağı, Tiyatrosu, Agorası (Pazar Yeri), Stadyumu, Suçıkanı, Karakuyu kuş cenneti, Cerit ve Zenderi yaylası ilçemizin ilgi odağıdır
Çevre höyüklerde bulunan parçalardan tarihinin Lidyalılara kadar uzandığı anlaşılmaktadır. Bugün ilçemiz Koca höyük ve Küçük höyük diye bilinen iki höyük ile Öküzviran ve Kocaviran isminde iki önemli ören yerine sahiptir. Evciler ilçesinin, MİRA KUVALYA KRALLIĞI’nın yıkılışından sonra Seha Irmağı Krallığı’na katıldığı ve bu krallığın elinde çok kısa bir süre kaldığı söylemektedir. Yörede , Hititler, Frigler, Lidyalılar, Persler, Helenler, Romalılar, Bizanslılar, Selçuklular ve Osmanlılar yaşamışlardır. İlçe ekonomisi tarım, hayvancılık ve dokumacılığa dayanır. Hititlerden Aka-İyon, Frig, Kimmerler, Persler, Roma, Bizans ve Türklere kadar bir çok Anadolu medeniyetinden izler taşıyan Dinar, eski çağlardan bu yana, sürekli olarak bölgenin başkentliğini yapmıştır. Danteon (Tanrıların Kulu tapınağı), Artemis Anaitis Tapınağı, Tiyatrosu, Agorası (Pazar Yeri), Stadyumu, Suçıkanı, Karakuyu kuş cenneti, Cerit ve Zenderi yaylası ilçemizin ilgi odağıdır Emirdağ Hititlere kadar uzanan tarihi zaman içinde kesintisiz bir yerleşim alanıdır. Aurra (Hisarköy), Yedikapı (Başkonak köyü), kral yolu üzerindedir. Amorium, Roma çağında Anadolu’nun önemli merkezlerinden biri haline gelmiş, adına bronz sikke bastırılmıştır. Bizans döneminde Avrupa’nın üçüncü, Anadolu’nun ikinci büyük kenti olmuştur. Ünlü fabl ustası Ezop (M.Ö. 620) Amorium doğumludur. Emirdağ yöresinde yerleşim M.Ö. 1437 yılına kadar gitmektedir. Bölge; Hititler, Lidyalılar, Persler, Helenler, Romalılar, Bizanslılar, Selçuklular ve Osmanlılar egemenliğine girmiş olup bu toplumlara ait izler taşımaktadır. İlçede, el sanatlarının önemli bir yeri vardır. Yoğun olarak kilim, dantel, oya, ipek halı gibi el sanatları yapılmaktadır. Hocalar Anadolu eski çağlardan bu tarafa pek çok medeniyetlerin beşiği olmuştur. Bu topraklar üzerinde kurulmuş olan yerleşim yerlerinden biriside Hocalar ilçesidir. Ahır dağlarında bulunan bronz Hitit heykeli yörenin çok eski dönemlerden beri önemli bir yerleşim merkezi olduğu izlenimi vermektedir. Kuruluş tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte Hocalar’ın 1300’lü yıllarda bir yerleşim merkezi olduğu tahmin edilmektedir. ‘Hocalar’ isminin verilmesiyle ilgili rivayet vardır.
Afyonkarahisar-Ankara karayolu üzerinde olup il merkezine 23 km uzaklıktadır. 1987 yılında ilçe olmuştur. Zengin mermer yatakları üzerinde olan ilçemiz, tarım, hayvancılık ve mermer sanayi üzerinde gelişmiştir. İlçenin adı, ilk defa işitenler için oldukça dikkat çekicidir. ‘İscehisar’ ismi ile ilgili olarak, Anadolu’nun Türkler tarafında fethedilmesi yıllarında bakıldığınsa şu bilgilere rastlamaktayız: ‘Çin tarihlerine göre en eski Türk ili (TÜRKİSTAN) Hiyenigne (Koyunlu) devleti beş büyük hanlık şeklinde yönetiliyordu. Kuzeyde KARAHAN, güneyde AKHAN, batıda KIZILHAN, merkezde SARIHAN(İlhan), doğuda GÖKHAN komuta ediyordu ’. Şu halde Kara, Gök, Kızıl, Ak ve Sarı isimleri renk değil, birer yön ve Türk İli’nin ayrıldığı beş büyük boy adı demektir. Selçuklu hükümdarı I. Mesut döneminde Afyonkarahisar civarında 300 yerleşim bölgesi tespit edilmiş, yukarıda bahsedilen Türk Boyları buralara iskan edilmiştir. Oturumuna tahsis edilen milletin mensup olduğu boy adına göre bu bölgelerin adları konulmuştur. Bu beş boydan bölünerek Anadolu’ya gelenlerin yerleşim alanları şunlardır: ‘Kar, Karaca, Karasar (Karahisar-Afyon), İscekarahisar(İscehisar), Karacaören(Belkaramık), Karadilli, Karayakuş, Karataş, Karakuyu, Karacalar, Karasandıklı, Karakışla, Karahalilli, Karayatak. ’ Bu bilgiler ışığında düşünüldüğünde, ‘İscehisar’ adı Karahan boyundan gelen Türklerin adıdır. Yaşlıların zaman zaman kullandıkları ‘İscekaraser’ şeklindeki ifadelerden de bu hükme varmak mümkündür. Mermer: Kalkerlerin metamorfizmaya uğraması sonucu meydana gelen kaya çeşitlerindendir. Ülkemizde ve dünyada ‘Afyon Mermeri’ olarak bilinen ve tanınan mermer İscehisar’da çıkarılıp işlenmektedir. 2000 yıldır mermer ocakları işletilmektedir. Tarihi oldukça eski olan ilçemizde Hitit, Frig, Roma ve Türk-İslam dönemlerine ait pek çok eser bulunmaktadır. Seydiler Kalesi, peribacaları, Kırkinler, Çatal Kayalar, Menevşeli Kayalar, Kızıl Kayalar, Selimiye Kayalıkları, Ornaş Kayalıkları, Bacakale, Dokimeium Kale Surları, Frig, Roma ve Bizans dönemlerine ait yerler görülmeye değer eser ve tabiat harikalarıdır.
İhsaniye’nin vaktiyle Hitit İmparatorluğu sınırları içerisinde bulunduğuna dair elde bazı belgeler mevcuttur. Hitit İmparatorluğu’nu ortadan kaldıran Frigyalıların eski yapılarına İhsaniye sınırları içerinde rastlanmaktadır. Ayazini, Kayıhan yerleşim birimleri Kapıkayalar, Aslantaş, Matlaş ve Yılantaş gibi Göynüş Vadisi’ndeki yerler, mezar olduğu sanılan tarihi Frigler dönemine aittir. Ayrıca tabiat harikası kütleler ve peribacalarının süslediği Frig bölgesi diye anılan saha bu yörenin Frigler zamanının önemli bir yerleşim bölgesi olduğunu gösterir. Bölge Pers, Helen, Roma ve Bizanslıların, daha sonra Selçukluların ve Osmanlıların hâkimiyetine girmiştir. Bu medeniyetlerden günümüze kadar yaşayabilen eserlere rastlanmaktadır. Anadolu’nun 1071 Malazgirt Meydan Savaşı’ndan sonra Türklerin yerleşimine açılması sonucunda bazı Türk boylarına mensup kafilelerin bu bölgeye yerleştikleri bilinmektedir. Döğer’de bulunan Han (Kervansaray) Osmanlıların Anadolu’ya ve bu bölgeye gösterdikleri özeni göstermesi açısından önemlidir. Kızılören İlçenin tarihi kuruluşu hakkında elimizde kesin bilgi bulunmamaktadır. Ancak ilçe halkının yaşlıları arasında eskiden beri söylene gelen rivayetler bulunmaktadır. Bu rivayetlere göre ilçemiz, Ankara-Antalya karayolu üzerinde bulunan Belediyeye ait akaryakıt istasyonunun bulunduğu Karapınar Mevkiinde bir köy olarak kurulmuştur. Halk meydana gelen bir sel felaketinden sonra şu anda ilçenin bulunduğu alana göç etmiştir. İlçeye eskiden ‘Kızılviran’ denirdi. Şu andaki adını (Kızılören) daha sonra almıştır. İlçe merkezinde bulunan Ulu Camii ve korumaya alınan çınar ağacı görülmeye değer yerlerden biridir. Şehir merkezinde tarihi evler de mevcuttur Sandıklı İlçenin ne zaman kurulduğu kesin olarak bilinmemekle beraber, Frigyalılar döneminde kurulduğu, yapılan araştırmalarla ortaya çıkmıştır. Sandıklı bölgesinin en büyük yerleşim yeri Kussar-Kussor idi. Bu şehir, Hititlerin başşehri Hattuşaşla yarışan bir şehirdi. Bu durum Oxford Üniversitesinden Arkeolog Miss. Winifred Lamp tarafından Kussar (Kusura köyü) Höyüğünde yapılan kazılardan anlaşılmıştır. Kusura şehri, tarih itibariyle M.Ö. 5000 yıllarına kadar dayanmaktadır. Buradan çıkan eserler Afyonkarahisar Arkeoloji Müzesinde olup, Bakır Çağını yansıtmaktadır. Hititlerin M.Ö. 1200 yıllarında yıkılması ile Frig devleti kurulmuştur. Sandıklı da bu dönemde önem kazanmıştır. Tarihte Yanık Frigya olarak bilinen bölge içindeki beş şehri kapsayan Pentapolis’in bir bölümü bugünkü Sandıklı ovasına yayılmış olan Koçhisar (Hierapolis), Karasandıklı (Bruzeus), Menteş (Stekteriom) ve Yanıkören (Otreus) önemli yerleşim merkezleri ve antik kentlerdir. Sandıklı M.S. 395 yılından sonra 1078 yılına kadar geçen süre içerisinde Bizans yönetiminde kalmıştır. 1071 Malazgirt Savaşından sonra zamanla, Türkler bütün Anadolu’ya gelen Türkmen boylarının başında Kutalmışoğlu Süleyman, Mesut, Dolatan, Emir Alpyoluk, Afşin, Sanduk Beyler bulunuyordu. Afyonkarahisar ve Sandıklı bölgesi Dolatan ve Emir Sanduk kuvvetlerince Akdağ kesimine kadar, tamamen Bizanslıların elinden alınmıştır. Selçuklular zamanında Germiyanoğulları, Sandıklı’yı çeyiz hediyesi olarak Yıldırım Beyazıt’a vermişlerdir. Böylece Osmanlı hakimiyetine geçmiş, Timur’un Anadolu’yu istilası ile Osmanlı hakimiyetinden çıkan Sandıklı, bir ara Karamanoğulları Beyliğinin elinde kalmış ise de, daha sonra tekrar Osmanlı hakimiyetine geçmiştir. Selçuklu Devletinin yıkılmasıyla Anadolu’ da irili ufaklı beylikler kurulmuştur. Germiyanoğulları bundan yararlanarak Sandıklı bölgesini hakimiyetleri altına almışlardır. Bu dönemde bazı eserler yapılmış ve şehrin tamiri 1325’te tamamlanmıştır. Ulu Camii, yine bu dönemde, 26 Mart 1379’da yapılarak ibadete açılmıştır. Adına ilk altın basılan ilçe olmasından da eski ve önemli bir yerleşim olduğu anlaşılmaktadır. İstiklal Savaşı yıllarında Sandıklı ve köyleri Yunanlılar tarafından işgal edilmiş ise de uzun sürmemiştir. İstiklal Savaşı sonucunda Türkiye Cumhuriyeti idaresine geçmiştir. İlçenin ekonomisi hayvancılık ve tarıma dayanmakla birlikte son yıllarda sanayi ve ticaret gelişmiş ve, Hüdai Kaplıcaları termal turizm potansiyeli yönünden oldukça zengin ve ilçe ekonomisine büyük katkı sağlamaktadır Sinanpaşa İlçemizin M.Ö. 4000 yıllarından günümüze kadar çeşitli medeniyetlere sahne olan yerleşim yeri olduğu, yapılan araştırmalar sonucu ortaya çıkmıştır. Sincanlı ovasının ortasında bulunan Küçükhöyük Kasabasında yapılan yüzey araştırmalarında, M.Ö. 3000 yıllarında buralarda insanların yerleşmiş olduğu anlaşılmaktadır. Zaman içerisinde Hititler, Romalılar, Bizanslılar hakimiyeti altında kalan yöremiz, XII. Yüzyılda Türklerin eline geçmiştir. Osmanlı döneminde, Fatih Sultan Mehmet, II. Beyazıt ve Yavuz Sulan Selim zamanlarında önemli bir devlet olan Hersekzade Ahmet Paşa şimdi kendi ismi ile anılan Ahmet Paşa Kasabasına 1517 yılında yerleşmiştir. Mezarı Kasaba mezarlığı içerisindedir. Sinanpaşa ilçe merkezine adını, Akkoyunlu Devleti’nin ileri gelen Beylerinden Mehmet Bey’in küçük oğlu Sinan Paşa’dan almaktadır. 30 Ağustos Başkomutanlık Meydan muharebesiyle perçinleşen Türk zaferiyle birlikte Yunanlıların işgalinden kurtarılmıştır. İlçede Tazlar köyü orman içi piknik alanı, Başkomutan Milli Parkı, Büyük Taarruz Şehitliği, Çiğiltepe Albay Reşat Anıtı, Yıldırım Kemal Şehitliği, Sinanpaşa ve Kureş Baba(Boyalı) Külliyeleri, Otuziki İnler, Çoban Su Uçtuğu, Kırka Göleti, Serban Göleti gezip görülebilecek yerlerdir. Bakır Devrinde kurulmuş olan Sultandağı çok eski bir maziye sahiptir. Bizanslılar ve Selçuklular zamanına kadar batı ve doğunun yol uğrağıdır. Ayrıca Anadolu-Bağdat İpek Yolu’nun Sultandağı’ndan geçmesi de ticari bir önem kazanmıştır. Meyve bahçeleriyle ünlü ilçenin sınırları içerisine giren Eber ve Akşehir Gölleri, Taşköprü, Çiğdem Düzü, Asmalı gibi mesire yerleri, Sahipata Kervansarayı ve Hamamı, Laleli Çeşmesi, Buzluk Mağarası, Dort Deresi ve manastır başlıca gezip görülebilecek yerlerdir. Fındık ormanlarıyla kaplı Balaban, Dumra, Küçük ve Büyük Kirazlı Yaylaları ise yayla turizmine elverişlidir. Şuhut İlçe tarihinin Neolitik çağa kadar uzandığı Şuhut Hisar, Karaadilli, Kepirtepe Höyüğü’nün bu çağa ait eserler olduğu tahmin edilmektedir. Hitit döneminde ise Afyonkarahisar ve Kütahya illerinde hüküm süren Mira Krallığına bağlı bir Prenslik olan Kuvalya’nın başkentinin Şuhut olduğu bilinmektedir. Şuhut’un netleşmiş biçimdeki tarihi ise, Akamas adlı Frig komutanın Truva Savaşlarına katılan ve mağluplar arasında yer alan birliklerini buraya kadar çekerek M.Ö. 1180 yıllarında ‘Synnada’ kentini kurmasıyla başlamaktadır. M.Ö. 3500’lere kadar uzanan tarihi içinde Roma döneminde bir başkent ve medeniyet merkezi olmuştur. Türk hakimiyetine girdiğinde (1219) İslam askerleri içinde bulunan Şeyh Şuhudi Ömer Efendi’ye izafeten ‘Şuhut’ adını almıştır. Türk hakmiyetindeki Şuhut, 1150 yıllarında Orta Asya’nın güneyinde göç eden Akan Boyu Türklerince kurulmuştur. Kurtuluş Savaşımızda ise Şuhut, kısa süre de olsa Ulu Önder Atatürk’ü, dolayısıyla Başkomutan karargâhını ağırlama şerefine erişmiş bir ilçemizdir. Atatürk’ün konakladığı ev 2004 yılında sayın Valimizce restore ettirilerek ve ziyaretçilere açılmıştır.
|

Yorumlar