|

20. yy da dünya savaşları sonrası yenidünya düzeni oluşturulurken, emperyal güçler milletleşmenin önüne geçerek, toplumları en ufak birimlere ayırmak için ırkları, milletleştirmenin yerine ikame ettiler (Yıkılan Yugoslavya buna en önemli bir örnektir). Hatta ufak lokal milletler oluşturarak toplumları kendi sömürülerine uygun olarak şekillendirdiler (Türkistan da oluşan Türk devletleri gibi)
Çünkü Milletleşen topluluklar daha güçlü bir yapı ile karşılarında duracaktı ve bu durum emparyal ülkelerin işine gelmeyecekti. Sevr’de siz Millet değilsiniz ki Devlet olasınız diyen zihniyetin, Kurtuluş savaşı sonrası Lozan anlaşması ile Türkiye’nin Millet olduğunun zoraki kabul etmesi ama buna rağmen hala etnik kökenler üzerinde oynanan oyunlar farklı bir ispat olarak yaşamaktayız.
Burada asıl yok edilmesi gereken kavram olan Millet’i de maniple etmeye başlandı. Milet’i tanımlayarak konuyu daha da açmak gerekiyor.
Millet, çoğunlukla aynı topraklar üzerinde yaşayan, aralarında dil, tarih, ülkü, duygu, gelenek ve görenek birliği olan insanların oluşturduğu topluluk.
Bir topluluğun "Millet" olarak adlandırılabilmesi için:
1. Toplulukta ortak bir dilin konuşulması,
2. Topluluğun tarihsel geçmişe sahip olması,
3. Şimdi bir arada yaşayan bu topluluğun, gelecek için de bir arada yaşama inancında olması,
4. Topluluktaki bireylerin birlik ve beraberlik içinde, ortak duyguları paylaşması,
5. Toplulukta kültürel ortaklık bulunması gereklidir.
Türkler oluşturdukları medeniyetlerinde Irk’a dayalı bir Milletleşme çabasında olmamış, aksine medeniyete dayalı bir yapı olarak karşımıza çıkmıştır, Yoksa Alman Nazi Irkçılığında olduğu gibi mavi göz rengi, sarışın gibi ayrımlara tabi tutulurdu, Aksine çekik gözlü bir Türk olacağı gibi, büyük gözleri olan Türk’te olabilir. Esmer olabileceği gibi, sarışında vs.olabilir. Türk olmak hissi bir kavramdır, kendini Türk hisseden herkes Türk’tür. Ulu önder Mustafa Kemal “Ne mutlu Türküm diyene” diyerek bu düşünceyi yüz yıl önce desteklemiştir.
Emperyal ülkeler, tam burada da farklı kavramlar olan Ümmet kavramını, Milletin yerine ikame ederek, bir yapı ortaya kondu. Millet kavramını maniple ederek Irkçılıkla anlamlandıran emperyal ülkeler, faşizmi Milliyetçilikle bağdaştırdılar. Faşizm; Milliyetçiliğin bir tanımının içerisinden öte Irkçılığın karşılığıdır ve Irkçılığa dayanmayan Milliyetçilik anlayışının içinde kesinlikle yeri yoktur, olamaz. Tam burada Milliyetçiliği Irkçılıkla maniple ederek, Milliyetçiliği Faşizmi ile anlamlandırmışlar ve yine kavramlarla oynayarak Faşizmin karşılığı olan bir kavram geliştirmeyi başarmışlardır. Bu kavram Neofaşizm’dir.
Neofaşizm:
1) Dinci ideolojiyi benimser.
2) Küresel sermaye, ulusal sermayenin yerine ikame eder.
3) Dinci ideolojiler, tam karşıtı oldukları demokrasi ve insan hakları bağlamında savunulmaya başlanarak, Ümmet Milleti kavramı ile de destekler.
Bu anlayış, ülkeler de, küresel sermayenin en kolay giriş yapacağı sistemlerin kurulmasını sağladı. Tekrar başa dönersek; Cumhuriyetin kuruluş esnasında - siz Millet değilsiniz ki Devlet olasınız – diyen zihniyetin, sömürmek istediği ülkeleri Milletleşme sürecinden kopararak Neofaşistleri, Millet kavramını yok etmek için kullanmaya devam edeceklerdir.
Dünyanın küçük bir köye döndüğü şu yüzyılda, Küreselleşmenin önüne geçilememesi, Küresel sermayenin emrine amade olması anlamına gelmediğini iyi anlamak gerekmektedir.Küresel sermayeye amade köleleşen bir Türkiye oluşturmamak için, Türkiye deki Neofaşistleri ve onun bu günkü temsilcilerini yönetime yaklaştırmamak gereğini öngörmekteyim. Aynı zamanda kavram karmaşasında Irkçı Faşizmi de aynı muameleye tabi tutarak, gerçek Milliyetçilik kavramını yerli yerine oturtup, çağın gerekleri ile ülkede birliği sağlayarak Türkiye’yi Milletleştirme yolunda çalışmaları tamamlayarak, Türkiye ve Türk Milleti olarak, dünya üzerinde onurlu yerimizi almamızın zamanı gerektiğinin farkına varmalıyız.
Serdar Şahin
20 Mayıs 2010 Yorumları Oku (0) ...
|