Haber
Türkiye Neofaşistlerin Elinde mi?
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 5
ZayıfMükemmel 

insanlar

20. yy da dünya savaşları sonrası yenidünya düzeni oluşturulurken, emperyal güçler milletleşmenin önüne geçerek, toplumları en ufak birimlere ayırmak için ırkları, milletleştirmenin yerine ikame ettiler (Yıkılan Yugoslavya buna en önemli bir örnektir). Hatta ufak lokal milletler oluşturarak toplumları kendi sömürülerine uygun olarak şekillendirdiler (Türkistan da oluşan Türk devletleri gibi)

Çünkü Milletleşen topluluklar daha güçlü bir yapı ile karşılarında duracaktı ve bu durum emparyal ülkelerin işine gelmeyecekti. Sevr’de siz Millet değilsiniz ki Devlet olasınız diyen zihniyetin, Kurtuluş savaşı sonrası Lozan anlaşması ile Türkiye’nin Millet olduğunun zoraki kabul etmesi ama buna rağmen hala etnik kökenler üzerinde oynanan oyunlar farklı bir ispat olarak yaşamaktayız.

Burada asıl yok edilmesi gereken kavram olan Millet’i de maniple etmeye başlandı. Milet’i tanımlayarak konuyu daha da açmak gerekiyor.

Millet, çoğunlukla aynı topraklar üzerinde yaşayan, aralarında dil, tarih, ülkü, duygu, gelenek ve görenek birliği olan insanların oluşturduğu topluluk.

Bir topluluğun "Millet" olarak adlandırılabilmesi için:

1. Toplulukta ortak bir dilin konuşulması,

2. Topluluğun tarihsel geçmişe sahip olması,

3. Şimdi bir arada yaşayan bu topluluğun, gelecek için de bir arada yaşama inancında olması,

4. Topluluktaki bireylerin birlik ve beraberlik içinde, ortak duyguları paylaşması,

5. Toplulukta kültürel ortaklık bulunması gereklidir.

Türkler oluşturdukları medeniyetlerinde Irk’a dayalı bir Milletleşme çabasında olmamış, aksine medeniyete dayalı bir yapı olarak karşımıza çıkmıştır, Yoksa Alman Nazi Irkçılığında olduğu gibi mavi göz rengi, sarışın gibi ayrımlara tabi tutulurdu, Aksine çekik gözlü bir Türk olacağı gibi, büyük gözleri olan Türk’te olabilir. Esmer olabileceği gibi, sarışında vs.olabilir. Türk olmak hissi bir kavramdır, kendini Türk hisseden herkes Türk’tür. Ulu önder Mustafa Kemal “Ne mutlu Türküm diyene” diyerek bu düşünceyi yüz yıl önce desteklemiştir.

Emperyal ülkeler, tam burada da farklı kavramlar olan Ümmet kavramını, Milletin yerine ikame ederek, bir yapı ortaya kondu. Millet kavramını maniple ederek Irkçılıkla anlamlandıran emperyal ülkeler, faşizmi Milliyetçilikle bağdaştırdılar. Faşizm; Milliyetçiliğin bir tanımının içerisinden öte Irkçılığın karşılığıdır ve Irkçılığa dayanmayan Milliyetçilik anlayışının içinde kesinlikle yeri yoktur, olamaz. Tam burada Milliyetçiliği Irkçılıkla maniple ederek, Milliyetçiliği Faşizmi ile anlamlandırmışlar ve yine kavramlarla oynayarak Faşizmin karşılığı olan bir kavram geliştirmeyi başarmışlardır. Bu kavram Neofaşizm’dir.

Neofaşizm:

1) Dinci ideolojiyi benimser.

2) Küresel sermaye, ulusal sermayenin yerine ikame eder.

3) Dinci ideolojiler, tam karşıtı oldukları demokrasi ve insan hakları bağlamında savunulmaya başlanarak, Ümmet Milleti kavramı ile de destekler.

Bu anlayış, ülkeler de, küresel sermayenin en kolay giriş yapacağı sistemlerin kurulmasını sağladı. Tekrar başa dönersek; Cumhuriyetin kuruluş esnasında - siz Millet değilsiniz ki Devlet olasınız – diyen zihniyetin, sömürmek istediği ülkeleri Milletleşme sürecinden kopararak Neofaşistleri, Millet kavramını yok etmek için kullanmaya devam edeceklerdir.

Dünyanın küçük bir köye döndüğü şu yüzyılda, Küreselleşmenin önüne geçilememesi, Küresel sermayenin emrine amade olması anlamına gelmediğini iyi anlamak gerekmektedir.Küresel sermayeye amade köleleşen bir Türkiye oluşturmamak için, Türkiye deki Neofaşistleri ve onun bu günkü temsilcilerini yönetime yaklaştırmamak gereğini öngörmekteyim. Aynı zamanda kavram karmaşasında Irkçı Faşizmi de aynı muameleye tabi tutarak, gerçek Milliyetçilik kavramını yerli yerine oturtup, çağın gerekleri ile ülkede birliği sağlayarak Türkiye’yi Milletleştirme yolunda çalışmaları tamamlayarak, Türkiye ve Türk Milleti olarak, dünya üzerinde onurlu yerimizi almamızın zamanı gerektiğinin farkına varmalıyız.

 

Serdar Şahin

20 Mayıs 2010


Yorumları Oku (0) ...
 
3 Mayıs Tebrik
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfMükemmel 

turkdunyasiresim

3 Mayıs Türkçülük Bayramımız dolayısı ile 3 Mayısı yüreğinde hisseden tüm kardeşlerimizi tebrik ederim.

Bu anlamlı günde "Tekbayrak altında buluşalım." sloganı daha anlam kazanmaktadır. TEKBAYRAK site üyelerini bu bilinçleri dolayısı ile kutluyorum.


Yorumları Oku (0) ...
 
Yeni Demokrasi Nedir?
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfMükemmel 

YENİ DEMOKRASİ

               Hukukun üstünlüğünü kabul eden ve ferdin hürriyetini savunan, bireylerin düşüncelerinin iletişim araçlarının da yardımı ile doğrudan demokrasi yolu ile ülke yönetimine yansıtıldığı çağa uygun demokrasi anlayışıdır.

                Yeni demokrasi anlayışı, bireyin ülke içerisindeki tüm kurum ve kuruluşlar ile birlikte diğer bireyler arasında ki ilişkilerini de düzenlerken, dünya üzerinde yaşayan diğer insanlarla olan tüm münasebetlerini de belirleyerek, dünya üzerinde adaletle yaşamasını öngörür.

                Yaşamın ve hürriyetin ön planda olduğu yeni demokrasi anlayışı, insan ilişkilerinde tümevarım yöntemi ile bağlar kurarak birleşmeyi ve barış içinde yaşamayı savunur. Bireylerin toplumla paylaşmak istediği fikirlerin toplum içerisinde paylaşmasını ve topluma katkı yapmasını sağlayan bir yapıyı öngörür.  

Yeni demokrasi anlayışı; Hür iradeyi baskı altına alacak tüm çabaları kanun ile engelleyerek, bireyin fikrini özgür kılacak düzenlemeleri muhakkak garanti altına alır. Bireyin demokrasinin tüm işleyişinde etkili olması Yeni demokrasi anlayışının esas prensiplerindendir.

Yeni Demokrasi anlayışı çağa, coğrafyaya, toplumlara ve ülkelere uygun olarak yenilenen bir doğrudan demokrasi sisteminin temellerini atar ve yeni fikirler ile daima geliştirilebilir. İletişim araçlarının yardımı ile doğrudan demokrasiyi savunduğu ve bireylerin fikirlerini baskı altına alınmasını kanunen kesinlikle engellediği için hür irade yolu ile meşruluğu kesin bir yönetim anlayışını kabul eder. Ayrıca birey ve toplum ilişkilerini eşitlik üzerine kurarken, bağlı bulunulan ülke ve bireyin bağlarını yeni bir anlayış ile düzenler. Bu sayede emperyalist ayrıştırma çalışmalarını, birey düzeyine inen yönetim anlayışı ile durdurur.

Yeni Demokrasi; bireyleri önemsediği ve uzlaşma kültürü ile ilerlemeyi kabul ettiği için, yine bireyleri sistemin kurulmasında katkı sağlamasını öngörmektedir. Yasamanın Doğrudan Demokrasi ile yönlendirilmesi ve yaşanılan ülkenin toplusal barışının sağlanarak müreffeh bir ülke yaratılması konusunda her bir bireyin fikrini önemseyen bir anlayışı sergiler.

Yeni Demokrasi anlayışı tarafımdan ortaya atılmış, ilkelerin belirlenmesi ve sistemin oturtulması çalışmalarında kendi fikirlerini de belirterek süreci yönetmek ve sistemi tamamlamak adına çalışmalara sistemde başlangıçta yönetici olarak katılacak, akabinde bireylerin uzlaşısı sonucu sistemin içerisinde fikir veya yönetim noktasında görevini sürdüreceğimi belirtirim.

Bu yazıyı alan her arkadaşımızı Yeni Demokrasi anlayışını oluşturmak üzere forum sayfamıza bekliyor, Türkiye ve diğer kardeş ülkeler ile dünya ülkelerine barış sunmasını diliyorum.

Serdar Şahin

 

Forum sayfa linki

www.yenidemokrasi.com

Yukarıdaki yazı linki

http://www.yenidemokrasi.com/viewtopic.php?f=2&t=3


Yorumları Oku (0) ...
 
Said-i Kürdi ve Fetullah Gülen
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 23
ZayıfMükemmel 

“Özgür bir Kürdistan tohumu ekiyorum. Onu geliştirip büyütün ” (Said-i  Nursi)
Bu cümle, bir zamanlar çıkarılan ve kime hizmet ettiğini herkesin çok iyi bildiği Özgür Ülke gazetesinde yayınlanmıştır. Yine bu gazetenin ifadesinde ve diğer Kürtçü yayın organlarında Said-i Kürdi için “devrim şehidi” ifadesinin kullanılması nurculuğun hangi ereğe hizmet ettiğinin en kesin kanıtıdır.

Said-i Kürdi'nin 1876 yılında bir Türk Şehri olan Bitlis ilimizin Hizan kasabasına bağlı Nurs Köyünde dünyaya geldiği söylenir.Hayatının ilk döneminde, siyasi alanda faaliyet gösteren Said, aşırı "Kürt Milliyetçisi" olarak devlete karşı politika savunmuştur.Her ayrılıkçı Kürt' ün aklında olan sözde "Kürdistan projesini"hayata geçirmeyen Said-Kürdi, yönünü İslam' a çevirir.

Siyasi düşünceleri
Said-i Nursi 1907 yılında İstanbul’a gelerek Abdülhamit Han’a hitaben bir dilekçe yazar ve saraya verir. Dilekçede kullandığı ad “molla Said-i Meşhur”dur.

Dilekçenin içeriğinde kürdistan(!) da eğitimin türkçe yapıldığını, kendisinin buna karşı olduğunu ve kürdistanda(!) kürtçe eğitim yapılması için üç okul açılmasını talep etmektedir. Bu dilekçeden sonra Said-i Nursi (namı diger Said-i Kürdi) Abdulhamit han tarafından mişahade için toptaşı Akıl hastanesine gönderilmiş ve bir süre orada tutulmuştur. Yani Abdulhamit Han tarafından tımarhaneye gönderilmiştir.
Ve bu olayı daha sonra yazılarında kendisi şöyle açıklamıştır: “Nasılki zaman-ı istibdatta tımarhaneye düştüm, divanelerin hükmüne konuldum, eğer müdahaneye, kelbi tabassusa, şahsi menfaat için umumi menfaatı feda alan aklın icabı ise, ben divaneligi kabul ettim.Şahit olunuzki böyle akıldan istifa ediyorum. Ey Kürtler tımarhaneyi bunun için kabul ettim. Kürtlüğü lekedar etmemek için irade-i padişahiyi, maaşını, ihsan-i şahaneyi kabul etmedim.” Ayrıca Said, “Zalimler için yaşasın cehennem!” sözünü Abdülhamit için söyler.

Hayatının ikinci döneminde İslam' a ağırlık veren Said, ilmi kariyeri ve hatta okuma yazması bile halde, Kuran-ı Kerim-i kendi dünya görüşüne göre yorumlamış ve bu yorumlarını kendi söylediğine göre, "Nur Şakirtleri" denen yardımcılarına yadırmıştır.Bu yazıların toplandığı kitaplara da "Nur Risalesi" adını vermiştir.Daha sonra adını Said-i Nursi olarak değiştirir.Artık oratada Nurculuk akımı vardır...!

Said-i Kürdi nin en büyük düşmanı Ulu Önder ATATÜRK' tür.Baş Komutan Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK' ün Vefatından sonra, Said-i Kürdi gelen hükümetlerden her zaman destek görmüştür.( Uzantılarının günümüzde gördüğü gibi Bkz;İrtica ) ATATÜRK' e küçük deccal deme cüretini gösteren Said-i Kürdi ye göre " Nur Süresi " kendi için inmiştir.(Kaynak:Asayı Musa ve Zülfikar adlı risaleleri Sf:12 / 23 İstanbul 1973 )

Yaşadığı dönem içinde Van' da Mısır da ki El Ezher İslam Fakültesi' nin benzerini kurmak için çalışan, Volkan gazetesinde sözde kürdistanın bağımsızlık yolunda kışkırtıcı, tahrik ve teşvik edici yazan 31 Mart ayaklanmasına katılan, Milli Mücadele' nin verildiği dönemde Kürt Teali cemiyetinin kurucuları arasında olup Milli birlik ve beraberliği bozmak için elinden geleni yapan Said-i Kürdi bir TÜRK şehrinde Urfa' da 24 Mart 1960 yılında ölmüştür.( Kaynak: Genel Kurmay Arşiv daire başkanlığı Volkan gazetsi 15 Aralık 1908 İstanbul çıkışlı baskısı sütun 4,buna mütakip 3 Ocak 1909 ve 13 Şubat  1909 Baskılı Volkan Gazeteleri )

Bizim için şaşılacak nokta, onun şu veya bu davranışı değil Yüzbinlerce gafil TÜRK Gencinin , bu cahil kürt' ün arkasından gitmesi, onu cahilane ve hainane örgütlerine körü körüne boyun eğmesidir.

Said-i Kürdi' nin en başarılı talebelerinden olan Fetullah Gülen ( hakkında daha detaylı bilgi için bknz ;http://www.fetullah.has.it )günümüzde bu akımı siyasi alana taşımış.Rejime karşıtı olarak faaliyet göstermiştir." Örümcek Ağı" şeklinde bir örgütlenmeye giden Gülen bunda başarılı olmuş ve günümüzde önemli Devlet kurumlarının tamamına sızmış kadrolaşma çalışmalarını hızla tamamlamıştır.TÜRK Ordusuna sızma çalışmaları hızla devam etmektedir.

 

Siyasi ve Ekonomik alanda örgütlenme faaliyetlerinde başarılı olan cemaat lideri Gülen bugün TÜRKİYE' deki yeşil sermaye adı verilen ekonominin önemli bir kısmını kontrol etmektedir.İnsanın bu kadar güce ulaşması için gücün yanında olması gerekir.Fetullah Gülen işte bunu yapmıştır Devleti yöneten hükümetlerle çok iyi geçinmiş, devletin üst kademelerinden davet görmüş ve protokollerde ön sırada yerini almıştır...!

Gittikçe büyüyen ve büyüdükçe tehdit ve tehlike oluşturan F.Gülen’in iç yüzüne 2000 yılında “birileri” tarafından derin! bir çizik atıldı...Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcısı Nuh Mete Yüksel aracılığı ile, “Laik Devlet yapısını değiştirerek yerine dini kurallara dayalı bir devlet kurmak amacıyla yasadışı örgüt kurup bu amaç doğrultusunda faaliyetlerde bulunmak.” Suçuyla hakkında dava açıldı…Hakkında açılan davadan sonra Amerika’ya kaçan(yada gönderilen) F.gülen halen Amerika’da yaşamaktadır…(İddianamenin tam metni için bakınız: http://www.belgenet.com/dava/gulendava_01.html )

Belkide bütün bunlar,artık F.Gülen’in Türkiye’ye dar geldiğinin ve rahat çalışması için yurtdışında olması gerektiğinin bir göstergesi ve kaçış planına uygulanan bir kılıftır..Çünkü artık Atatürk’ün Türkiye’si bu örümcek kafalıların örümcek ağları ile sarılmış, devletin stratejik kadroları, örülen bu ağa yakalanmıştır.Bundan sonra F.gülen ne bağımsız? T.C.Mahkemelerinde yargılanabilecek ne de ceza alıp hüküm giyecektir.Çünkü Türkiye'de Fetullah'ı namı diğer hocaefendiyi yargılayıp hüküm giydirecek hiç bir güç kalmamıştır..

Saygılarımla

Erhan ŞAHİN

YAŞASIN VATAN YAŞASIN TÜRK MİLLETİ

 

 


Yorumları Oku (0) ...
 
GARİP ÜLKENİN YİTİK ÇOCUKLARI
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 10
ZayıfMükemmel 

İNSAN BU SU MİSALİ KIVRIM KIVRIM AKARYA

BİR YANDA AKAN BENİM ÖBÜR YANDA SAKARYA...

Üstadın şiirinde belirttiği gibi insanoğlu yaşamı boyunca iniş çıkışlar yaşar ve hayatında kırılma anları olur.

Kainatın en şerefli yaratılanı olan insanoğlunun hayatında çeşitli evreler olur.Çocukluk bu evrelerin en önemlisidir.Bu evre geleceği planlamak, hayata şekil vermek gibi kavramların oluşmasını sağlar.

Bugün TÜRKİYE CUMHURİYETİ ; Dünyanın 17. Büyük ekonomisine sahip olmakla övünülen G-20 Ülkelerinden olduğunu söyleyen GSMH(Gayri Safi Milli Hasıla)'nın 10 bin Dolar olarak açıklandığı bir ülkedir.

Bu şartlara sahip ülkemiz zengin tarihi, güçlü demokrasisi ile bölgenin Japonyası olma yolundadır.Ne yazık ki Japonya olabiliriz ama kültürümüz, sosyal hayatımız ve toplum yapımızdaki çözülmeler (Yozlaşma) nedeni ile bu gücümüzü ve enerjimizi hergün kaybetmetmekteyiz.

Bugün geleceğimizin teminatı olan çocuklarımızın eğitim ve öğretim görmek yerine mendil satıp  ayakkabı boyadığı sokaklarda yaşam sürdüğü bir dönem geçirmekteyiz.

Sosyal Devlet olmanın gereğini sadaka dağıtmak sanan yöneticilerimiz, yaşıtları oyun oynarken kot atölyelerinde slikozis hastalığına yakalanan çocuklarımıza sahip çıkmak zorundadır.

Hergün sokakta ve tv de gördüğümüz tinerci, balici, mendilci,dilenci diye küçümsediğimiz çocuklarımızında Anne ve Babaları vardır.Bunların bir çoğu kolayı seçmekte ve evlatlarını geçim kapısı olarak görmektedir.Bir yandanda fakirlikten dolayı evlatlarını yurtlara vermeye çalışan bakamadığını söyleyen aileler vardır.

Bu bir toplumsal sorun ve kanayan yaradır.Bu yara tedavi edilmez ise kangren olur ve büyük sancılara yol açar.Devletin askerini polisini taşlayan, molotof aran çocuklar potansiyel suçlular olarak örgütlerin hedeflerinde ve kıskacındadır.

Son bir yılda 1300 çocuk kayıp olarak aranmakta ve organ mafyası, dilenci mafyası, kapkaç mafyası ve terör gibi yasadışı oluşumların ağına düşmektedir. 

Tüm bu olanlara rağmen dünyada ilk defa Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK ' ün bayram armağan ettiği evlatlarımıza sahip çıkmak asli görevimiz olmalıdır.Uluslararası  çocuk hakları sözleşmesi daha çıkmadan  "İnsanı yaşat ki Devlet yaşasın" diyen bu konuda vakıflar kuran atalarımıza layık olmak zorundayız.

http://video.eksenim.mynet.com/video/320218

Erhan ŞAHİN

Saygılarımla

23 NİSAN ULUSAL EGEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMI ÜZERİNE

YAŞASIN VATAN YAŞASIN TÜRK MİLLETİ

 

 


Yorumları Oku (0) ...
 

Online Borsa