| Türkiye, Dış Politika ve Vatandaş |
|
Artık birlik olma zamanı gelmiştir. Tüm ayrılıkları ortadan kaldırmanın ve ötekileştirmenin son bulmasının günüdür bu günler. Çünkü Türkiye, gelişen ve etkisi artan bir yola girmiş gibi gözüküyor. Bu tarihin tekerrürüdür. Bu yolda çalışan tüm kişi ve kurumlara bu ülkenin asil evladı olarak teşekkür etmeyi bir borç biliyorum. Hepimiz de aynı teşekkürü etmeliyiz. Çünkü aynı geminin ya idarecileri ya da yolcularıyız. Dış politika da aktif rol üstlenmeye başlayan Türkiye artık, süreçleri daha kuvvetli argümanlarla destekliyor. Bu lider ülke olmanın gereği olarak, siyasi çalışmaların yanında ve gerektiğinde ekonomik ve askeri argümanları da kullanabilme cesaretini göstererek sürece ve süreçlere hâkim olmayı gerektirir. Son zamanlarda izlenen politikalara baktığımızda bu tabloyu görüyoruz. Tüm Türkiye vatandaşları gibi bizde bu gidişatı yeni yaşadığımız için endişe ile takip ediyoruz. Endişeleri de doğal karşılamak lazım. Ama ilerlemenin bir yolunda bu çalışmaların cesaretle yapılmasıdır. Yüzüncü yılına giren genç Cumhuriyetin kendini tamamlayarak kuvvetini artıran ve önemli bir güç olma yolunda ilerleyen yeni bir Türk Devletinin oluşmasına olanak veren bir yolda ilerlerken, Türkiye vatandaşlarının da bu sürece omuz vermesi gerekmektedir. Aynı gemide olduğumuzu ve yola güçlenerek devam ettiğimizi düşünerek, bu geminin su almasını sağlayan kişi ve örgütleri el birliği ile engellemek ve yok olmalarını sağlamak durumundayız. Allah’ın lütfu olan bu güzelim memlekete, bu topraklarda ki bin yıllık kardeşliğimize ve gelecek kuşaklara olan borcumuzu ödemeliyiz. Bu ülkede, yan yana geldiğimizde birbirimize sen Türkmen misin, sen Avşar mısın, sen Yörük müsün, sen Kürt müsün veya sen ermeni misin diye sormazken, sorsak da bunu kendimize dert etmezken, siyasilere veya terör örgütlerine niye bunların sorun haline getirdiklerini sormuyoruz? Konuşma değil, çatışma ortamının oluşmasına destek verenleri niye susturmuyoruz? Bu gemide biz varsak, alt etnik kökenin ne olursa olsun, sen yok musun? Bu yazıyı okuyan Türkmen, Avşar, Yörük, Pomak, Tahtacı, Azeri, Terekeme, Tatar, Türkistan Türkleri, Kürt, Zaza, Boşnak, Çerkez, Laz, Ermeni, Rum, Gürcü, Arap ve burada ismini yazmadığım etnik kökene bağlı olan tüm Türkiye vatandaşları nerenin vatandaşı? Yunanistan’ın mı? Arkadaşlar! Yıllardır ara ara Türkiye’nin tarih sürecindeki hak ettiği yere ulaşacağını yazıyor veya dillendiriyorum. Tabii ki bunu tek düşünen ve dillendiren ben değilim. Genç Cumhuriyetin bu yolda ilerleyeceğini öngörüyor ve bu yolda düşüncelerimi açıklıyorum. Süreçleri tespit edip naçizane fikirlerimi açıklıyorum. Şimdiki yazımda da benim gibi düşünenlerin düşüncelerinin altını çizmek adına, Türkiye’nin geldiği süreci, Dış Politikasını çok kısa anlatımlarla algıladığı kadarı ile tespitini yaptım. Eğer benim gibi düşünüyor ve Türkiye’nin önünü açmak istiyorsanız, gelecek nesillerinize daha güçlü bir Türkiye hediye etmek istiyorsanız, kökeniniz her ne olursa olsun bu gidişata omuz verelim. Gurur duyacağımız bir ülkemiz olsun. Gurur duyacağımız gelecek olsun. Gurur duyacağımız bir eser olsun. Gurur duyacağımız bir tarih olsun. Gurur duyacağımız yeni nesiller yetişsin. Gurur duyduğumuz tarihimizi, bizim destek verdiğimiz ve aktörü olduğumuz yeni ve büyük bir devletin kurulmasına vesile olduğumuza emin olarak yeniden inşa edelim ve etnik kökenimiz her ne olursa olsun, o onuru yaşayıp, gururla gözlerimiz kapatalım. İlerleyen Türkiye de, kuvvetli dış politikamızı gelin tüm vatandaşlar olarak destekleyelim. Bu gururu birlikte yaşayalım. Serdar Şahin 27 Eylül 2011 |


Yorumlar