Tarih
Vahdettin’in ABD Başkanına Mektubu...
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 9
ZayıfMükemmel 
vahdettin Cok önemli bir belge. Arsivinizde mutlaka bulunsun! Vahdettin'in mektubu Amerika Birleşik Devletleri Ulusal Arşivi'nde 86700/1788 numarada kayıtlıdır. (Özgünü için: İhsan Güneş, "Vahdettin'in Amerikan Başkanı'na Mektubu", http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/18/33/254.pdf)

VAHDETTİN'İN ABD BAŞKANI'NA MEKTUBU

(Vahdettin's Letter to the President of U.S.A) Vahdettin, San-Remo'da bulunduğu günlerde ABD Başkanı'na bir mektup yazmıştır. Bu mektup, Halis Reşat Bey tarafından Paris'te bulunan Amerikan elçiliğine teslim edilmiştir. Elçilik de bu mektubun orijinalini ve İngilizce çevirisini I5 Nisan 1924 tarihli yazısıyla Washington'a göndermiştir. Vahdettin'in mektubu Amerika Birleşik Devletleri Ulusal Arşivi'nde 86700/1788 numarada kayıtlıdır.

İşte o ibretlik, tarihi mektup:
"Amerika Cemahir-i Müttefikiye Reisi Mösyo Coolidge Cenablarına Siyasi olayların ve gelişmelerin tüm iç yüzünü, hangi nedenlerden dolayı Saltanat merkezimi geçici bir süre için terk etmek zorunda kaldığımı biliyorsunuz. Bu konuda ayrıntılı bilgi sunmayı gereksiz görüyorum. Bu süresiz uzaklaşmanın, babadan kalma sahip olduğum Saltanat ve Hilafet makamından vazgeçtiğim anlamına gelmeyeceği açıktır. Ankara meclisi gibi bir isyancı fitnenin bu konuda alacağı tüm kararların geçersiz olacağını bildiririm. Şöyle ki; İslam Hilafetinin Osmanlı Saltanatı'ndan soyutlanması ve ayrılması ve Hilafetin tümüyle kaldırılması dini, kavmiyeti, vatanı belirsiz ve karışık askerlerden ve öteki sınıflardan oluşan küçük bir şer zümresinin kısmen zorla ve kısmen bilgisizlik ve gafletle yönlendirdiği beş-altı milyonluk Türk kavminin yetki alanı içinde değildir. Bu ancak tüm İslam dünyasınca atanan uzman kişilerden oluşan bir meclisin toplanması ve tüm din bilginlerinin ortak kararı ile çözümlenecek büyük bir evrensel sorundur. İslam bilginlerinin bildiği üzere şeriata aykırı kararlar herhangi makamdan olursa olsun sonuçsuz kalmaya mahkumdur. Bundan başka bu durumun, içinde bulunulan koşullarda İslam dünyasında sonuçları pek vahim olabilecek büyük bir heyecana yol açacaktır. Ayrıca gelişmiş ülkelerin iç güvenliklerine de büyük bir etki yapacaktır. Hanedanımın ileri gelenleri aleyhinde Ankara meclisi tarafından kabul edilen sürgün ve kovma, emlakine ve bireysel mallarına el koyma gibi haksız kararları hanedanım bireylerini, insan ve kişilik haklarından soyutlar mahiyettedir. Bu konuda yüce kişiliğiniz ve cumhuriyet hükümetiniz tarafından olanaklar ölçüsünde yapılabilecek yardımları pek değerli sayacağımı açıklamaya gerek yoktur. Bu vesile ile sağlıklı olmanızı yüce haktan niyaz eylerim.

13 Mart 1924. Mehmed Vahideddin"

Saygılarımla

Erhan ŞAHİN

https://www.facebook.com/?ref=home#!/profile.php?id=618912821

Yorumları Oku (0) ...
 
1921 den 1923 e Türk Milleti Kavramı
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 7
ZayıfMükemmel 

bayrakposter

Her önüne gelenin Türkiye kavramını alıp, Türk kavramından ayrıştırmaya çalışması kadar saçma bir bakış açısı ortaya koyma hastalığından vazgeçmesi gerekmektedir. Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş felsefesinde Milli hassasiyetin ortaya konması ve Türk kelimesinden türetilen Türkiye adının konması bunun en bariz emaresidir.

Yeni kurulacak olan Türkiye’nin tek bir milletten mütevellit sayılması ve adının Türkiye konulması sebebi ile başka anlam çıkartma gayesi, devlet lisanının Türkçe olarak kabul edilmesinin ardından ortaya çıkan tablo, bir Osmanlı’nın küçük bir bölümünden mücadele ve şehitlerimiz ile kurulan bağımsız Türkiye’nin Türkçe konuşan bir Millet olduğunun ifadesidir ki, buradaki adreste yine aynı noktaya gider. Bu Millete Yunan, Ermeni, İngiliz diyemeyeceğimize göre, o zaman Türkiye Cumhuriyeti’nde kurulan kurumların adlarına baktığımızda; Türk Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumu vb. adlarla kurulurken Türkiye de hangi Milleti işaret ettiğini (af edersiniz) ÖKÜZ OLSA anlar.

Kuruluş aşamasında tarihi gerçekler ışığında konuyu açalım ve Türk Milletine tahammül edemeyen zevata örneklerle yukarıdaki önermelerimizi açıklayalım. Kanılarının tarihi gerçeklerle olguya dönüşmesine ve bizim fikirlerimizin doğruluğunu ispat edelim.

Mustafa Kemal, 22 Haziran 1919’da Amasya Tamimini yayınladı. Bu Tamimde Mustafa Kemal, “vatanın tamamiyeti, milletin istiklâli tehlikededir. Hükûmet-i merkezimeyiz İtilaf Devletlerinin tesir ve murakabesi altında mahsur bulunduğundan deruhte ettiği mesuliyetin icabatını ifa edememektedir” demekte ve Erzurum’da bir kongre toplanmasını istemektedir. (Milletin İstiklaline dikkat)

Erzurum Kongresi, 23 Temmuz 1919’dan 7 Ağustos 1919’a kadar devam etmiştir. Kongre sonunda, 7 Ağustos 1919’da Kongre Heyeti tarafından bir “Beyanname” yayınlandı. Beyannamede İstanbul Hükûmetinin görevini yapamadığı takdirde, Millî Kongre veya Kongre toplantı halinde değil ise heyet-i temsiliye tarafından geçici bir hükûmet kurulacağı ilân edilmiştir. (Milli Kongre’ye dikkat)

Sivas Kongresi, 4-11 Eylül 1919 tarihleri arasında yapılmıştır. 11 Eylül 1919’da “Sivas Umumî Kongre Heyeti” bir “beyanname” yayınlamıştır. Beyannamenin 9’uncu maddesinde İstanbul Hükûmetinden “Meclis-i Maliye’nin hemen ve vakit kaybetmeksizin toplanması istenmiştir. Yine Sivas Kongresinde Millî Kongrenin toplantı halinde olmadığı zamanlar faaliyette bulunmak üzere bir “Heyet-i Temsiliye”nin kurulması öngörülmüştü. (Meclis-i Milliye yani Milli Meclise dikkat.)

Bu gelişmeler karşısında İstanbul Hükûmeti 7 Ekim 1919 tarihli İntihab-ı Mebusan Kararnamesini çıkarmış ve bu kararname uyarınca Aralık 1919’da seçimler yapılmıştır. Son Osmanlı Meclis-i Mebusanı 12 Ocak 1920’de toplandı. İstanbul işgal tehdidi altındaydı. Meclis-i Mebusan 28 Ocak 1920’de “Misak-ı Millî Beyannamesi”ni kabul etti. Bu beyanname, Erzurum ve Sivas Kongrelerinde alınan kararlar doğrultusunda ülkenin bütünlüğü ve devletin bağımsızlığı (istiklâl-i devlet) ilkelerini ilân ediyordu. (Misak-ı Milli ye dikkat)

16 Mart 1920’de İstanbul işgal edildi. Meclis 18 Mart 1920 günü son toplantısını yaptı ve çalışmalarına ara verme kararı aldı. İstanbul’un işgal edilmesi üzerine Mustafa Kemal, 19 Mart 1920 Heyet-i Temsiliye adına yayınladığı bir tamimle “salâhiyet-i fevkalâdeyi haiz bir meclis ”i Ankara’da toplantıya çağırmıştır. “Salâhiyet-i fevkalâdeyi haiz bir meclis” deyimiyle kastedilen şey kurulacak meclisin bir “kurucu meclis” olacağıdır.

Mustafa Kemal’in 17 Mart 1920’de yayınladığı İntihabat Tebliği toplanacak yeni meclisin seçim usulünü belirliyordu. Nüfuslarına bakılmaksızın her livadan beş kişi seçilecekti. Bunları ise belediye meclisi üyeleri ve Müdafaa-i Hukuk Cemiyetlerinin yerel yönetim kurulu üyeleri seçecekti. Ayrıca İstanbul’dan Meclis-i Mebusandan gelecek üyeler de seçilmiş üye kabul edileceklerdi. Bunu engellemek için ise, Damat Ferit Paşa, 11 Nisan 1920’de Meclis-i Mebusanı feshettirmiş böylece mebusların mebusluk sıfatlarını sona erdirmiştir. Bu şekilde seçilenler Ankara’da toplanarak 23 Nisan 1920’de ilk Büyük Millet Meclisi toplantısını yaptılar. İşte bu Meclis kuruluşundan aşağı yukarı 9 ay sonra, 20 Ocak 1921 Teşkilât-ı Esasîye Kanununu kabul etmiştir. (Büyük Millet Meclisi)

1921 Teşkilât-ı Esasîye Kanunu çok açık bir şekilde millî egemenlik ilkesini ilân etmektedir: “Hâkimiyet bilakaydüşart milletindir”. Aslında 1876 Kanun-u Esasî yürürlükten kaldırılmamış da olsa, egemenliğin hükümdara ait olduğu bir sistemden çok farklı bir sistemin benimsendiği ortadadır. (Hâkimiyet bilakaydüşart milletindir)

TEŞKİLÂTI ESASİYE KANUNU

Kanun No: 85

Kabul Tarihi: 20 Kânun-ı Sani 1337 (20 Ocak 1921)

Düstur, Üçüncü Tertip, Cilt 1, s.196-199.

Ceride-i Resmiye, 1-7 Şubat 1337 (1921)

MADDE 1.- Hâkimiyet bilâkaydüşart milletindir. İdare usulü, halkın mukadderatını bizzat ve bilfiil idare etmesi esasına müstenittir.

MADDE 2.- İcra kudreti ve teşri salahiyeti milletin yegâne ve hakiki mümessili olan Büyük Millet Meclisinde tecelli ve temerküz eder.

MADDE 3.- Türkiye Devleti, Büyük Milleti Meclisi tarafından idare olunur ve hükûmeti "Büyük Millet Meclisi Hükûmeti" unvanını taşır.

MADDE 4.- Büyük Millet Meclisi, vilâyetler halkınca müntahap azadan mürekkeptir.

TEŞKİLÂTI ESASİYE KANUNUN BAZI MEVADDININ TAVZİHAN TADİLİNE DAİR KANUN

Kanun No: 364 Kabul Tarihi: 29.10.1339 (1923)

Düstur, Üçüncü Tertip, Cilt 5, s.158.

MADDE 1.- Hâkimiyet, bilâ kaydü şart Milletindir. İdare usulü halkın mukadderatını bizzat ve bilfiil idare etmesi esasına müstenittir. Türkiye Devletinin şekli Hükümeti, Cumhuriyettir.

MADDE 2.- Türkiye Devletinin dini, Dini İslam’dır. Resmî lisanı Türkçedir.

Şimdi bu tarihi gerçekler ışığında neyin tartışmasını yapıp, bir Millet kabul edilen Türkiye’yi 37 etnik kökene ve neredeyse 37 Millete bölerek birlikte yaşama arzusunu oluşturmaya çalışıyoruz. Ailelerin yapısında bulunan kardeşler, kendileri aile oldukça yuvadan uçar ve kendi yuvalarını kurarken, Kürt kardeşime, Çerkez kardeşime sen de ailesin hadi yuvanı kur diyerek parçalamayı onaylayarak hangi amaca hizmet ediyoruz.

Hepimiz bu ülkenin çocuklarıyız. Bu ülke bizim ailemiz. Eğer kendimize bir aile seçecek isek Türkiye bunun için yeter. Türkiye’yi baba, vatanı Ana olarak kabul edersek. Türkiye’ye samimiyetle bağlı olan babalar, bu coğrafyanın analarından Türkiye’ye samimiyetle bağlı nesillerin doğmasına sebep olurlar. Ama Türkiye’den olmayan, Türkiye’yi istemeyen, Türkiye’yi yok etmek isteyen bir babanın, anası bu coğrafyada yaşasa bile nesilleri ihanet etmekten geri kalmayacaklardır.

Allah(cc), bizi ana dili, ırkı, dini ve mezhebi ne olursa olsun, Türkiye’ye samimiyetle bağlı insanlarla bir kılsın. Türkiye’ye omuz verip, yeniden gurur duyacağımız güçlü bir devlet kuralım. Sıkıntı olarak ortaya çıkan bütün ortaya atılanların yok olduğunu göreceğiz.

Serdar Şahin

22 Haziran 2011


Yorumları Oku (0) ...
 
BİLGE KAĞAN DİYOR Kİ.......!
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 6
ZayıfMükemmel 

"Ben, hali vakti yerinde bir millete kağan olmadım... Türk milletinin, Türk devletinin adı, sam yok olmasın diye, gece uyumadım, gündüz oturmadım, ölesiye, bitesiye çalıştım. Az milleti çok, aç milleti tok kıldım...

Yoksul milleti zengin, tutsak milleti efendi kıldım..." Ben, Tanrı gibi gökte olmuş Türk Bilge Kağan, bu çağda, tahtıma oturdum. 'Söz...lerimi sonuna kadar dinle, iyi işit! Bütün küçük kardeşlerim, yeğenlerim, oğullarım! Bütün soyum, milletim! Sağdaki Şadapıt Beğler, soldaki Tarkanlar, buyruk beğleri!

Otuz Tatar, Dokuz Oğuz Beğleri! Millet! Sözlerimi iyice işitin, sağlamca dinleyin!

Doğuda gündoğusuna, batıda günbatısına, kuzeyde gece ortasına kadar olan yerler içinde yaşayan milletler hep bana bağlıdır. Bunca milleti, bunca ülkeyi düzene soktum. Oralarda artık kötülük yoktur, kargaşalık yoktur. Türk kağanı Ötüken ormanında oturursa ilde sıkıntı, bunalım olmayacaktır.

Doğuda Şantung Ovası'na kadar ordu şevkettim, denize ulaşmamıza az kaldı. Güneyde Tokuz Ersin'e kadar ordu şevkettim, Tibet'e erişmemize az kaldı. Batıda İnci Irmağı'nı aşarak Demirkapı'ya kadar gittim. Kuzeyde Yir Bayırku'ların toprağına ordu şevkettim. Bunca yerlere Türk adını, Türk şanını ulaştırdım!

Ötüken ormanında yabancılar yok. İl tutulacak yer Ötüken ormanıdır. Bu yerde oturup Çin milleti ile aramı düzelttim. Altın, gümüş, pirinç, ipek... bunca şeyleri ölçüsüz veren Çin milletinin sözü tatlı, kumaşı yumuşak, yani armağanı çekicidir. Çinliler bu tatlı dil ve çekici armağanlarla uzaktaki milletleri kandırarak kendilerine çekerler. Yakına çekip kondurduktan sonra da fitne bilgisini yayarlar. Uzaktaki kavimler Çinlilerin ne fesatçı olduklarını ancak o zaman anlar.

Ey Türk Milleti!

Tatlı sözlere ve yumuşak armağanlara kandın ve birçoklarınız öldü. Yine yanıhrsan ve Güneydeki Çogay ormanına, Tögültün Ovası'na gidip yerleşirsen, ey Türk Milleti, öleceksin!

kultiginyazitibatiyuzu

Oralara gittiğiniz zaman Çin'den gelen kötü kişiler aranıza sokulur ve sizi şöyle kandırırlar: "Onlar uzaktakilere kötü, yakındakilere iyi armağanlar verirler." Nice bilgisiz kişiler bu sözlere kanıp oralara gitti ve öldüler. O yerlere varırsan, ey Türk Milleti, öleceksin! Ötüken'de kalıp, oralara kervan ve kafile gönderirsen, sıkıntın olmaz. Ötüken ormanında oturursan ebedî il tutarak oturacaksın. Tok olacaksın!

 

Ey Türk Milleti!

Sen, aç olunca tokluk nedir bilmezsin, fakat tok olunca da açlık nedir düşünmezsin! Böyle olduğun için, seni yücelten kağanının sözünü tutmadın. Onun sözünü almadan yerden yere vardın. O yerlerde tükendin. Geri kalanlarınla, daha da zayıflayarak öle yite yürüyordun... Tanrı yarlıgadığı için, kendi kut'um (meziyetlerim, talihim) var olduğu için, ben, Kağan olarak tahta oturdum. Tahtıma oturunca, aç, yoksul, dağınık milleti topladım. Yoksul milleti zengin kıldım. Az milleti çok kıldım. Sözümde yalan, yanlış var mı?

 

Türk Beğler! Millet! İşitin!

Türk Milletinin derlenip il tuttuğunu, yanıldığı zaman öldüğünü, buraya vurdum (bu taşa yazdım). Ne sözüm var ise bu ebedî taşa vurdum. Onları görerek, okuyarak bilin!

 

Türk Milleti! Beğleri!

Tahtına bağlı, kağanına itaat eden beğler olarak mı yanılacaksınız! Ben bu bengütaşı yontturdum, diktirdim. Güzel bir bark (türbe) yaptırdım. İçine dışına güzel nakış vurdurdum. Gönlümdeki sözleri yazdırdım. Çölde, otlakta, çorak yerde olanlar da bu bengütaşı görsün. Yabancılar dahi görüp, bilsin, öğrensin!

 

Üstte mavi gök, altta yağız yer kılındıkta, ikisi arasında kişi oğlu yaratılmış. Kişi oğullarını yönetmek için atalarım Bumin Kağan, İstemi Kağan tahta oturmuşlar. Tahta oturunca, Türk Milletinin iline, töresine sahip olmuş, düzene sokmuşlar. O zamanlar dört taraf hep düşman imiş. Dört tarafa ordu sevkederek bunca milleti kendilerine bağlamışlar. Başlıya baş eğdirmiş, dizliye diz çöktürmüşler. Kağan atalarım bilge imiş, alp imiş. Buyrukçuları da (vezirleri de) bilge imiş, alp imiş. Beğleri de, milleti de doğru imiş. Onun için ili korumuşlar. İli koruyup töreyi düzenlemişler. Günü gelince ecelleriyle ölmüşler. Dört taraftan bunca millet, yoğ-cu (yasçı), sığıtçı (ağlayıcı) olarak gelmiş. Yas tutmuşlar, ağlamışlar. Öyle ünlü kağanlarmış!

 

tılmadığı için, bilgisiz kağanlar tahta oturmuş. Kötü kağanlar gelmiş. Bunların buyruk beğleri de bilgisiz imiş. Beğleri doğrusuz olunca, millet de doğrusuz İmiş! Bu durumdan Çin milleti yararlanmış. Açıkgöz, hileci Çin milleti, kardeşi kardeşe, milleti birbirine düşürmüş. Bu tuzağa düşen Türk Milleti, il tuttuğu toprağı elden çıkarmış, başına geçirdiği kağanını yitirmiş. Soylu erkek oğulları Çin milletine köle, genç kızları cariye olmuş. Bazı Türk Beğleri, Türk adını bırakıp Çince adlar almaya başlamışlar. Çiıi kağanına boyun eğmişler! Tam elli yıl, işlerini güçlerini Çin kağanına vermişler, ona hizmet etmişler!

 

Başsız kalan Türk Milleti şöyle yakınıyormuş:

İlli millet idim, ilim hani? Kime il kazanıyorum? Kağanlı millet idim, kağanım hani? Hangi kağana işimi gücümü vereceğim? Böyle deyip Çin kağanına düşman olmuş. Ama, töre, düzen kuramayınca yine teslim olmuş. Çin kağanı da kendisine bunca iş gören, güç veren Türk Milletini, yok edeyim, soyunu kurutayım diye çalışıyormuş. Türk Milleti yok olmaya gidiyormuş... İşte o zaman, üstte Türk Tanrısı, Türk'ün kutlu yer ve su melekleri, Türk Milleti yok olmasın diye, millet olsun diye, Babam ilteıiş Kağan'ı, Anam İlBilge Hatun'u, göğün tepesinden tutup yukarı kaldırmışlar. Babam Kağan onyedi erle dışarı çıkmış. Bunu duyan şehirdeki Türkler de "Dışarı çıkıyor" diye haber alınca, dağa çıkmışlar. Dağdakiler de yanına gelmiş, toplanıp yetmiş er olmuşlar...

 

Tanrı güç verdiği için, babam kağanın erleri kurt gibi imiş; onlar için düşman koyun gibi imiş. Babam, doğuya, batıya haber salıp er toplamış. Çoğalmışlar ve yedi yüz er olmuşlar... Yedi yüz er olup, ilsizleşmiş, kağansızlaşmış milleti; cariye olmuş, köle olmuş milleti, töresini ziyan etmiş milleti, atalarının töresince yeniden düzenlemiş, harekete geçirmiş, yetiştirmiş... Babam Kağan yedi yıl sefer etmiş, yirmi savaş yapmış. Tanrı yarlıgadığı için başlıya baş eğdirmiş, dizliye diz çöktürmüş. Onca ili, töreyi kazandıktan sonra da uçmağa varmış (ölmüş). Babam Kağan uçmağa vardığında, özüm sekiz yaşımda kaldım. Töreye göreAmu-cam Kağan tahta oturdu. Amucam kağan tahta oturunca, Türk Milletini daha da güçlendirdi. Amucam Kağan tahta oturdukta özüm tigin.olduğum için, işimi gücümü ona verdim. Ona yardım ettim. Tanrı yarlıgadığı için ondört yaşında Tarduş milleti üzerine Şad (yabguya eş bir unvan) oldum. Amucam Kapgan Kağan ile birlikte yirmi beş sefer yaptık ve onüç kez savaştık. Yanılıp bize karşı gelen Türk kavimleriyle de savaştık ve onları da düzene soktuk... Artık, küçük kardeş büyük kardeşi, oğullar babalarını bilir oldu. Kul kullu, cariye cariyeli oldu!

 

Türk Beğleri! Millet! İşitin!

Üstte gök basmasa, altta yer delinmese, Türk Milleti, senin ilini, senin töreni kim bozabilirdi?

 

Ey Türk Milleti! Titre ve kendine dön!

itaat ettiğin zaman seni yükseltmiş, yüceltmiş olan bilge ve alp kağanına, hür ve bağımsız yurdunda, yanılıp isyan ederek kötü iş yaptın! Silâhlı insanlar nereden geldiler de seni dağıtıp sansürürdüler? Süngülü insanlar nereden geldiler de seni sürüp sansürürdüler? Ey Kutlu Ötüken Ormanının milleti! Gittiniz! Doğuya varanınız vardı. Batıya varanınız vardı. Vardığın yerlerde hayrın o oldu ki kanın su gibi aktı. Kemiklerin dağ gibi yığılıp yattı... Bilmediğin için, yanılıp kötülük ettiğin için, Amucam Kağan uçmağa vardı (öldü). Fakat, Türk Milleti'nin adı, sanı yok olmasın diye, Babam Kağanı, Anam Hatunu yücelten Tanrı, il veren Tanrı, yine Türk Milletinin adı sanı yok olmasın diye, bu defa özümü kağan yaptı.

 

Ben, hali vakti yerinde bir millete kağan olmadım!

İçeriden yiyeceksiz, dışarıdan giyeceksiz, güçsüz kalmış, yoksul bir millete kağan oldum. Küçük kardeşim Kül Tegin 'ile sözleştik. Babamızın kazandığı millet adı, millet sanı yok olmasın diye, Türk Milleti için, gece uyumadım, gündüz oturmadım. Küçük kardeşim Kül Tegin ile, iki Şad ile, ölesiye, bitesiye çalıştım. Toplanan milleti ateşe, suya düşürmedim. Özüm kağan oturduğumda, yerden yere varmış olan millet, öle bite, yayan çıplak, yine geldi. Milleti yüceltmek için on iki savaş yaptım. Sonra, Tanrı yarlıgadığı, kut'um var olduğu için, ölecek milleti dirilttim. Az milleti çok, aç milleti tok kıldım. Giyimsiz milleti giyimli, yoksul milleti bay kıldım. Dört yandaki milletler hep bana tâbi oldular. Milleti düşmansız kıldım. Bunca töreyi kazandıktan sonra küçük kardeşim Kül Tegin de öylece uçmağa vardı...

 

Babam Kağan uçmağa vardıkta, küçük kardeşim Kül Tegin yedi yaşında idi. Tanrıça Umay kadar güzel ve iyi olan Anam Hatunun devletine, onun kutluluğuna, küçük kardeşim 'Kül Tegin' adını aldı. Onaltı yaşında iken Amucam Kağana ilini, töresini şöyle kazandırdı:

Altı Çub ve Soğdaklara karşı sefer ettik. Onları bozguna uğrattık. Çinli Ong Tutuk, elli bin askerle geldi, savaştık. Kül Tegin yayalarla fırlayıp saldırdı. Ong Tu-tuk'un silâhlı elini tuttu, silâhlı olarak getirip kağana öylece teslim etti. O orduyu orada yok ettik. Yirmi bir yaşında iken Çin generali Çaça Sengün'le savaştık. Seksen bin askerle gelmişti. Kül Tegin önce Tadıkın Çor'un boz atına binip, saldırdı. O at orada öldü. İkinci olarak İşbara Yamtar'ın boz atına binip saldırdı. O at da orada öldü. Üçüncü olarak Yigen Silig Beğ'in doru atına binip saldırdı. Doru at da orada öldü. Düşman Kül Tegin'in zırhına, silahına, kaftanına yüzden fazla ok vurdu, ama yüzüne başına birini bile değdiremedi. Düşman ordusunu orada yok ettik.

 

Türk Milleti! Kül Tegin'in nasıl hücum ettiğini, nasıl savaştığını hep bilirsiniz!

Kül Tegin yirmi altı yaşındayken, Yir Bayırkulara, Kırgızlara, daha nice milletlere karşı savaştı, büyük zaferler kazandı (Burada tek tek bindiği bütün atları, kimlerle nasıl savaştığını anlatıyor)...

 

Dokuz-Oğuz milleti kendi milletimdendi. Gök, yer bulandığı için, ödüne kıskançlık değdiği için, düşman oldu. Bir yılda beş yol savaştık. Kül Tegin, Azman adlı atına binip saldırdı. Tek başına yedi eri mızrakladı.

Beş savaştan sonra Amga Kalesi 'nde kışlayıp ilkbaharda yine ordu çıkardık. Kül Tegin'i baş yaparak orada bıraktık. Savunma tedbiri aldık. Düşman merkezi bastı. Kül Tegin 'Öksüz' adındaki atına binip saldırdı. Tek başına dokuz eri mızrakladı. Merkezi korudu, vermedi. Annem Hatun, bütün analarım, ablalarım, gelinlerim, prenseslerim, buncanızdan diri kalanlar! Kül Tegin olmasa idi, hep ölecektiniz!

 

Küçük kardeşim Kül Tegin uçmağa vardı. Çok çok üzüldüm. Kederimden görür gözüm görmez gibi, bilir aklım bilmez gibi oldu. Özüm düşündüm: Zamanı Tanrı yapar, Tanrı yaşar. Kişi oğlu hep ölümlü doğmuştur. Gözden yaş gelse hep içeri akıtarak, gönülden ağlamak gelse geri çevirerek, düşünceye daldım. İki Şad'in, alay küçük kardeşlerimin, alay milletimin] ağlamaktan gözü kaşı fena olacak, diye düşündüm de, sıkıldım.

Yoğcu (yasçı) ve ağlayıcı olarak, Kıtay, Tatabı milletlerinin başı Udar Sengün geldi. Çin konağından Isiyi Üten geldi. Gereksiz olduğu halde onbinlik hazine, altın, gümüş... fazla fazla getirdi. Tibet kağanından vezir geldi. Soğd, İranlı, Buhara ülkesinden Erik General, Oğul Tarkan geldi. Türgiş kağanından damgacı (mühürdar) geldi. Kırgız kağanından Tarduş Inançu geldi. Bark (türbe) yapıcı, nakışçı, taşa yazı yazıcı olarak, Çin kağanının yeğeni Çang Sengün (Çang General) geldi. Kül Tegin koyun yılında, onyedinci günde (27 Şubat 731) uçtu (öldü). Dokuzuncu ayın yirmi yedisinde yoğ yaptırdık. Barkını, nakışlarını, bengütaşını, maymun yılında, yedinci ayın yirmi yedisinde (1 Kasım 731'de), ona saygılar sunup kutluladık.

 

Ey Türk Milleti!

Bu ili küçük kardeşim Kül Tegin ile öle yite kazandım. Kazanıp, alay milleti ateş, su kılmadım (felâkete de düşürmedim). Ey Ötüken Ormanının milleti! Kötü kişi gelip birliğini bozmasın, silâhlı gelip seni dağıtmasın diye, sana burasını il tuttum. Töreyi kazandırdım.

 

Türk Milleti! Beğleri! Sözümü işitin!

Türk Milletini toplayıp, il tutacağını bu taşa yazdım. Yanılırsa öleceğini yine bu taşa yazdım. Her ne sözüm varsa bengütaşa yazdım. Ona bakarak bilin şimdiki Türk Beğleri! Türklerim, alay beğlerim, alay milletim! Kazanıp il tuttuğum bu yerden, kağanından ayrılmazsan, iyilik göreceksin. Evinde oturacak, dertsiz olacaksın. Sözlerimde yanlış var mı?

Ey Türk! Titre ve kendine dön!

 


Yorumları Oku (0) ...
 
Çanakkale Zaferi ve Şehitleri Anma Günümüzü Kutlarız
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 3
ZayıfMükemmel 

canakkalevesehitler

 

ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNE


Şu Boğaz Harbi Nedir? Var mı ki dünyada eşi?

En kesif orduların yükleniyor dördü beşi,

-Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya

Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya,

Ne hayasızca tahaşşüd ki ufuklar kapalı!

Nerde-gösterdiği vahşetle “bu: bir Avrupalı”

Dedirir-yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi

Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yahut kafesi!

Eski Dünya, Yeni Dünya bütün akvam-ı beşer

Kaynıyor kum gibi, Mahşer mi, hakikat mahşer.

Yedi iklimi cihanın duruyor karşında,

Osrtralya’yla beraber bakıyorsun ; Kanada!

Çehreler başka, lisanlar, deriler rengarenk.

Sade bir hadise var ortada : Vahşetler denk.

Kimi Hindu, kimi Yamyam, kimi bilmem ne bela...

Hani tauna da zuldür bu rezil istila...

Ah o yirminci asır yok mu, o mahluk-i asil,

Ne kadar gözdesi mevcut ise hakkiyle sefil,

Kustu Mehmetçiğin aylarca durup karşısına;

Döktü karnındaki esrarı hayasızcasına,

Maske yırtılmasa hala bize affetti o yüz ...

Medeniyet denilen kahbe, hakikat yüzsüz.

Sonra mel’undaki tahribe müvekkel esbab,

Öyle müthiş ki: Eder her biri bir mülkü harab.

Öteden saikalar parçalıyor afakı;

Beriden zelzeleler kaldırıyor a’makı;

Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;

Sönüyor göğsünün üstünde o aslan neferin.

Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam,

Atılan her lağımın yaktığı: Yüzlerce adam.

Ölüm indirmede gökler, ölü püskürtme de yer

O ne müthiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer...

Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,

Boşanır sırtlara, vadilere, sağnak sağnak.

Saçıyor zırha bürünmüş de namerd eller,

Yıldırım yaylımı tufanlar, alevden seller.

Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,

Sürü halinde gezerken sayısız tayyare.

Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler...

Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!

Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;

Alınır kal’a mı göğsündeki kat kat iman?

Hangi kuvvet onu, başa, edecek kahrına ram?

Çünkü te’sis-i ilahi o metin istihkam.

Sarılır, indirilir mevki’-i müstahkemler,

Beşerin azmini tevkif edemez sun’-i beşer;

Bir göğüslerse Huda’nın edebi serhaddi;

“O benim sun’-i bediim, onu çiğnetme” dedi.

Asım’ın nesli... diyordum ya... nesilmiş gerçek:

İşte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek.

Şuheda gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...

O, rukü olmasa, dünyaya eğilmez başlar,

Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,

Bir hilal uğruna, ya Rab, ne güneşler batıyor!

Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!

Gökten ecdad inerek öpse o pak alnı değer.

Ne büyüksün ki, kanın kurtarıyor Tevhid’i...

Bedr’in aslanları ancak, bu kadar şanlı idi.

Sana dar gelmeyecek makber’i kimler kazsın?

“Gömelim gel seni tarihe”desem, sığmazsın.

Herc ü merc ettiğin edvara da yetmez o kitab...

Seni ancak ebediyetler eder istiab.

“Bu, taşındır” diyerek Ka’be’yi diksem başına;

Ruhumun vayhini duysam da geçirsem taşına;

Sonra gök kubbeyi alsam da, rida namıyle;

Kanayan lahdine çeksem bütün ecramıyle;

Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan;

Yedi kandilli Süreyya’yı uzatsan oradan;

Sen bu avizenin altında, bürünmüş kanına;

Uzanırken, gece mehtabı getirsem yanına,

Türbedarın gibi ta fecre kadar bekletsem;

Gündüzün fecr ile avizeni lebriz etsem;

Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...

Yine bir şey yapabildim diyemem hatırına.

Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini,

Şarkın en sevgili sultanını Salahaddin’i,

Kılıç Arslan gibi iclaline ettin hayran...

Sen ki, İslam’ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,

O demir çemberi göğsünde kırıp parçaladın;

Sen ki, ruhunla beraber gezer ecramı adın;

Sen ki, a’sara gömülsen taşacaksın... Heyhat,

Sana gelmez bu ufukalar, seni almaz bu cihat...

Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,

Sana ağuşunu açmış duruyor Peygamber.

MEHMET AKİF ERSOY

 


Yorumları Oku (0) ...
 
İngiliz Miğferinde Mustafa Kemal İmzası

ingilizmigferimkaimza
Atlas Tarih bu sayı “Bilinmeyen Yönleriyle Çanakkale 1915” dosyası hazırladı. Çanakkale araştırmalarının uzman ismi Prof. Haluk Oral’ın, Askeri Müze’nin özel izniyle hazırladığı dosyada, cephede ele geçirilen İngiliz miğferlerinin ve yine cephede bulunmuş bir flamanın bilinmeyen hikâyesini anlatılıyor.

ASKERİ Müze’nin Çanakkale Savaşı’yla olan ilgisi daha savaş devam ederken başlamıştır. Tasvir-i Efkâr Gazetesi’nin 6 Teşrinisani 1331 (19 Kasım 1915) tarihli nüshasında “İngilizlerden Alınan Ganaim Askeri Müze’de” başlıklı kısa bir haber yer alır. Bu haberde, Harbiye Nezareti’nin Seddülbahir’de düşmandan ele geçirilen on adet büyük İngiliz bandırasının, on adet işaret flamasının, kara ve deniz subay ve eratına ait 39 şapkanın sergilenmek üzere Askeri Müze’ye verildiği yazmaktadır.

Şapkada mor mürekkeple imza

Şimdi müzede bu 39 şapka sergilenmiyor ama Çanakkale Savaşları reyonunda 57’nci Alay’ın kahraman kumandanı Hüseyin Avni Bey’in şehit olduğunda üzerinde bulunan üniformasının sergilendiği vitrinde iki şapka var. İngilizlerin Wolseley güneş miğferi dediği şapkaların birinin arka siperinde mor mürekkeple “19. Fırka Kumandanı” Mustafa Kemal’in imzası var. Yanında şu yazı okunuyor:

“57. Alay tarafından Korku Deresi’nde (Arıburnu) iğtinam edilmiştir. 30/1 2/3 331
57. Alay K. Kaymakam Hüseyin Avni”

‘Size ölmeyi emrediyorum’

Yani şapka miladi tarihle söylersek 13-14 Mayıs 1915 gecesi ele geçirilmiş. Yazıyı yazan ve imzalayan da efsanevi 57. Alay’ın kumandanı Binbaşı Hüseyin Avni. 25 Nisan 1915’te Arıburnu Çıkarması başladığında 19. Tümen Komutanı Yarbay Mustafa Kemal (Atatürk) yanına bu alayı ve bir dağ bataryasını alarak düşmanı ilk karşılayan 27. Alay’ın yardımına yetişmişti. Ayrıca 57. Alay, Mustafa Kemal’in sözlü olarak verdiği meşhur “Size ben taarruz emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman zarfında yerimize başka kuvvetler ve kumandanlar kaim olabilir” emrinin de muhatabıdır. 57. Alay, Arıburnu Cephesi’nde hep ön saflardadır. Düşmana karşı elde edilen başarılar sonucu Hüseyin Avni Bey haziran başında yarbaylığa terfi etti. 13 Ağustos 1915’te de karargâhına düşen bir obüs mermisiyle şehit oldu. Tümen Kumandanı Mustafa Kemal, “Arıburnu Muharebeleri Raporu”nun kapanış satırlarını yazarken onu unutmamış ve “Arıburnu muzafferiyetinin ilk ve metin temel taşı olan elli yedinci alayın” kumandanı Hüseyin Avni Bey’i “hürmet-i mahsusa” ile yâd etmişti.

Çanakkale’de Türklere karşı savaşmış bir İngiliz’e ait bu Wolseley güneş miğferi Mustafa Kemal ve 57. Alay kumandanı Hüseyin Avni’nin imzalarını taşıyor.


Yorumları Oku (0) ...
 
<< Başlangıç < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 İleri > Son >>

Sayfa 1 - 55

Online Borsa

Hürriyet Haber

Warning: tempnam(): SAFE MODE Restriction in effect. The script whose uid is 1064 is not allowed to access /tmp owned by uid 0 in /home/tekbayra/public_html/modules/mod_customcode/mod_customcode.php on line 18 Warning: fopen(): Filename cannot be empty in /home/tekbayra/public_html/modules/mod_customcode/mod_customcode.php on line 19 Warning: fwrite(): supplied argument is not a valid stream resource in /home/tekbayra/public_html/modules/mod_customcode/mod_customcode.php on line 20 Warning: fclose(): supplied argument is not a valid stream resource in /home/tekbayra/public_html/modules/mod_customcode/mod_customcode.php on line 21 Warning: include_once(): Filename cannot be empty in /home/tekbayra/public_html/modules/mod_customcode/mod_customcode.php on line 22 Warning: include_once(): Failed opening '' for inclusion (include_path='.:/usr/lib/php:/usr/local/lib/php') in /home/tekbayra/public_html/modules/mod_customcode/mod_customcode.php on line 22 Warning: unlink(): Unable to access in /home/tekbayra/public_html/modules/mod_customcode/mod_customcode.php on line 23

Milliyet

Warning: tempnam(): SAFE MODE Restriction in effect. The script whose uid is 1064 is not allowed to access /tmp owned by uid 0 in /home/tekbayra/public_html/modules/mod_customcode/mod_customcode.php on line 18 Warning: fopen(): Filename cannot be empty in /home/tekbayra/public_html/modules/mod_customcode/mod_customcode.php on line 19 Warning: fwrite(): supplied argument is not a valid stream resource in /home/tekbayra/public_html/modules/mod_customcode/mod_customcode.php on line 20 Warning: fclose(): supplied argument is not a valid stream resource in /home/tekbayra/public_html/modules/mod_customcode/mod_customcode.php on line 21 Warning: include_once(): Filename cannot be empty in /home/tekbayra/public_html/modules/mod_customcode/mod_customcode.php on line 22 Warning: include_once(): Failed opening '' for inclusion (include_path='.:/usr/lib/php:/usr/local/lib/php') in /home/tekbayra/public_html/modules/mod_customcode/mod_customcode.php on line 22 Warning: unlink(): Unable to access in /home/tekbayra/public_html/modules/mod_customcode/mod_customcode.php on line 23