Tarihten Seçmeler
İngiliz Miğferinde Mustafa Kemal İmzası

ingilizmigferimkaimza
Atlas Tarih bu sayı “Bilinmeyen Yönleriyle Çanakkale 1915” dosyası hazırladı. Çanakkale araştırmalarının uzman ismi Prof. Haluk Oral’ın, Askeri Müze’nin özel izniyle hazırladığı dosyada, cephede ele geçirilen İngiliz miğferlerinin ve yine cephede bulunmuş bir flamanın bilinmeyen hikâyesini anlatılıyor.

ASKERİ Müze’nin Çanakkale Savaşı’yla olan ilgisi daha savaş devam ederken başlamıştır. Tasvir-i Efkâr Gazetesi’nin 6 Teşrinisani 1331 (19 Kasım 1915) tarihli nüshasında “İngilizlerden Alınan Ganaim Askeri Müze’de” başlıklı kısa bir haber yer alır. Bu haberde, Harbiye Nezareti’nin Seddülbahir’de düşmandan ele geçirilen on adet büyük İngiliz bandırasının, on adet işaret flamasının, kara ve deniz subay ve eratına ait 39 şapkanın sergilenmek üzere Askeri Müze’ye verildiği yazmaktadır.

Şapkada mor mürekkeple imza

Şimdi müzede bu 39 şapka sergilenmiyor ama Çanakkale Savaşları reyonunda 57’nci Alay’ın kahraman kumandanı Hüseyin Avni Bey’in şehit olduğunda üzerinde bulunan üniformasının sergilendiği vitrinde iki şapka var. İngilizlerin Wolseley güneş miğferi dediği şapkaların birinin arka siperinde mor mürekkeple “19. Fırka Kumandanı” Mustafa Kemal’in imzası var. Yanında şu yazı okunuyor:

“57. Alay tarafından Korku Deresi’nde (Arıburnu) iğtinam edilmiştir. 30/1 2/3 331
57. Alay K. Kaymakam Hüseyin Avni”

‘Size ölmeyi emrediyorum’

Yani şapka miladi tarihle söylersek 13-14 Mayıs 1915 gecesi ele geçirilmiş. Yazıyı yazan ve imzalayan da efsanevi 57. Alay’ın kumandanı Binbaşı Hüseyin Avni. 25 Nisan 1915’te Arıburnu Çıkarması başladığında 19. Tümen Komutanı Yarbay Mustafa Kemal (Atatürk) yanına bu alayı ve bir dağ bataryasını alarak düşmanı ilk karşılayan 27. Alay’ın yardımına yetişmişti. Ayrıca 57. Alay, Mustafa Kemal’in sözlü olarak verdiği meşhur “Size ben taarruz emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman zarfında yerimize başka kuvvetler ve kumandanlar kaim olabilir” emrinin de muhatabıdır. 57. Alay, Arıburnu Cephesi’nde hep ön saflardadır. Düşmana karşı elde edilen başarılar sonucu Hüseyin Avni Bey haziran başında yarbaylığa terfi etti. 13 Ağustos 1915’te de karargâhına düşen bir obüs mermisiyle şehit oldu. Tümen Kumandanı Mustafa Kemal, “Arıburnu Muharebeleri Raporu”nun kapanış satırlarını yazarken onu unutmamış ve “Arıburnu muzafferiyetinin ilk ve metin temel taşı olan elli yedinci alayın” kumandanı Hüseyin Avni Bey’i “hürmet-i mahsusa” ile yâd etmişti.

Çanakkale’de Türklere karşı savaşmış bir İngiliz’e ait bu Wolseley güneş miğferi Mustafa Kemal ve 57. Alay kumandanı Hüseyin Avni’nin imzalarını taşıyor.


Yorumları Oku (0) ...
 
Çanakkale Zaferi ve Şehitleri Anma Günümüzü Kutlarız
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 3
ZayıfMükemmel 

canakkalevesehitler

 

ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNE


Şu Boğaz Harbi Nedir? Var mı ki dünyada eşi?

En kesif orduların yükleniyor dördü beşi,

-Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya

Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya,

Ne hayasızca tahaşşüd ki ufuklar kapalı!

Nerde-gösterdiği vahşetle “bu: bir Avrupalı”

Dedirir-yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi

Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yahut kafesi!

Eski Dünya, Yeni Dünya bütün akvam-ı beşer

Kaynıyor kum gibi, Mahşer mi, hakikat mahşer.

Yedi iklimi cihanın duruyor karşında,

Osrtralya’yla beraber bakıyorsun ; Kanada!

Çehreler başka, lisanlar, deriler rengarenk.

Sade bir hadise var ortada : Vahşetler denk.

Kimi Hindu, kimi Yamyam, kimi bilmem ne bela...

Hani tauna da zuldür bu rezil istila...

Ah o yirminci asır yok mu, o mahluk-i asil,

Ne kadar gözdesi mevcut ise hakkiyle sefil,

Kustu Mehmetçiğin aylarca durup karşısına;

Döktü karnındaki esrarı hayasızcasına,

Maske yırtılmasa hala bize affetti o yüz ...

Medeniyet denilen kahbe, hakikat yüzsüz.

Sonra mel’undaki tahribe müvekkel esbab,

Öyle müthiş ki: Eder her biri bir mülkü harab.

Öteden saikalar parçalıyor afakı;

Beriden zelzeleler kaldırıyor a’makı;

Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;

Sönüyor göğsünün üstünde o aslan neferin.

Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam,

Atılan her lağımın yaktığı: Yüzlerce adam.

Ölüm indirmede gökler, ölü püskürtme de yer

O ne müthiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer...

Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,

Boşanır sırtlara, vadilere, sağnak sağnak.

Saçıyor zırha bürünmüş de namerd eller,

Yıldırım yaylımı tufanlar, alevden seller.

Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,

Sürü halinde gezerken sayısız tayyare.

Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler...

Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!

Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;

Alınır kal’a mı göğsündeki kat kat iman?

Hangi kuvvet onu, başa, edecek kahrına ram?

Çünkü te’sis-i ilahi o metin istihkam.

Sarılır, indirilir mevki’-i müstahkemler,

Beşerin azmini tevkif edemez sun’-i beşer;

Bir göğüslerse Huda’nın edebi serhaddi;

“O benim sun’-i bediim, onu çiğnetme” dedi.

Asım’ın nesli... diyordum ya... nesilmiş gerçek:

İşte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek.

Şuheda gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...

O, rukü olmasa, dünyaya eğilmez başlar,

Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,

Bir hilal uğruna, ya Rab, ne güneşler batıyor!

Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!

Gökten ecdad inerek öpse o pak alnı değer.

Ne büyüksün ki, kanın kurtarıyor Tevhid’i...

Bedr’in aslanları ancak, bu kadar şanlı idi.

Sana dar gelmeyecek makber’i kimler kazsın?

“Gömelim gel seni tarihe”desem, sığmazsın.

Herc ü merc ettiğin edvara da yetmez o kitab...

Seni ancak ebediyetler eder istiab.

“Bu, taşındır” diyerek Ka’be’yi diksem başına;

Ruhumun vayhini duysam da geçirsem taşına;

Sonra gök kubbeyi alsam da, rida namıyle;

Kanayan lahdine çeksem bütün ecramıyle;

Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan;

Yedi kandilli Süreyya’yı uzatsan oradan;

Sen bu avizenin altında, bürünmüş kanına;

Uzanırken, gece mehtabı getirsem yanına,

Türbedarın gibi ta fecre kadar bekletsem;

Gündüzün fecr ile avizeni lebriz etsem;

Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...

Yine bir şey yapabildim diyemem hatırına.

Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini,

Şarkın en sevgili sultanını Salahaddin’i,

Kılıç Arslan gibi iclaline ettin hayran...

Sen ki, İslam’ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,

O demir çemberi göğsünde kırıp parçaladın;

Sen ki, ruhunla beraber gezer ecramı adın;

Sen ki, a’sara gömülsen taşacaksın... Heyhat,

Sana gelmez bu ufukalar, seni almaz bu cihat...

Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,

Sana ağuşunu açmış duruyor Peygamber.

MEHMET AKİF ERSOY

 


Yorumları Oku (0) ...
 
İngilizlerin Vahşeti, Tarihten Bir Olay
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 4
ZayıfMükemmel 

ingiliz-vahset

İngilizler'den akıl almaz vahşetlerinden biri daha.

İngilizler'in Çanakkale Savaşı sırasında kullandığı bir yöntemle işlediği savaş suçu, insanın kanını donduracak nitelikte.

Dönemin maddi şartları nedeniyle ayakkabı giymek yerine ayağına çuval bağlayarak kahramanca çarpışan Mehmetçikler'in bu zaafını öğrenen İngilizler, bunun için ürettiği zehirli çivileri Türk askeri üzerinde kullanmış.

Atıldığında mutlaka bir tarafı dik kalan bu zehirli çiviler, birçok Mehmetçik'in kangren olmasına ve bacağının kesilmesine neden olmuş.

Gelen tepkiler üzerine İngilizler bu yöntemin bir savaş suçu olduğunu kabul etmiş etmesine ama kendilerini "Türkler insan sayılır mı?" şeklinde savunmuşlar...


Yorumları Oku (0) ...
 
Çanakkale Savaşı; Bir emir ve Disiplin Örneği
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
ZayıfMükemmel 

94 yıl sonra ortaya çıkan mektup

"Çanakkale 1915" dergisi, Anafartalar Zaferi nedeniyle yayınladığı Ağustos sayısında, bugüne kadar benzerine hiç rastlanmamış bir belge yayınladı.

Aynı zamanda Seddülbahir Özel Müzesi sahibi de olan tarihçi Ahmet Uslu, 94 yıl önce yazılan mektubun önemine değinerek, "Yarım sayfa büyüklüğündeki bir kağıda belli belirsiz bir kurşun kalemle karalanmış bu birkaç satırlık emir, Çanakkale Savaşı'nın nasıl ve ne şartlarda kazanıldığının da bir göstergesi olması bakımından çok önemli. Belgeyi, Seddülbahir'deki müzemizi gezen bir Çanakkale sevdalısı vatandaşımız bağışladı. Bugüne kadar sadece kendisine sakladığı bu belgenin bütün Türk vatandaşları

tarafından da görülmesini istedi. Biz de, belgeyi müzemizin yayını olan, "Çanakkale 1915" dergisiyle tanıttıktan sonra yine müzemizde sergileyeceğiz" dedi.

Söz konusu belge, Çanakkale Savaşları'nın kara muharebelerinin başlangıcı olan 25 Nisan'dan 3 gün sonra, Arıburnu-Conkbayırı-Kanlısırt bölgelerinde 57. Alay'la birlikte düşmana direnen 27. Alay Komutanı Yarbay Mehmet Şefik (Aker) tarafından, ön saflardaki siperleri tutan 33. Alay 3. Bölük Kumandanı Yüzbaşı Ahmet Necati Efendi'ye yazılmış. Tamamı 5-6 satır tutan emrin içeriği kelimesi kelimesine şöyle: "Sivritepe'de 33. Alay'dan 3. Bölük Kumandanı Ahmet Necati Efendi'ye 15 Nisan 331 (28 Nisan 1915)

Kağıdınızı aldım. İşgal ettiğiniz mevzi, yüzlerce askerimizin kanına bedel zapt olundu. Burada durmak adem-i imkandır (imkansızdır) gibi tabirat ve mütalaatı (fikir ve yorumu) bir daha görmek istemem. Her neye mal olursa olsun, mevziinizi muhafaza edeceksiniz. İcap ederse hepiniz orada gömüleceksiniz. Tahkimatı ikmal edilip o mevzi temin edilinceye kadar her ne maksatla olursa olsun oradan her kim ayrılırsa idam edileceğini kat'i surette ihtar eylerim. 27. Alay Kumandanı Kaymakam Mehmet Şefik."

Bilindiği gibi, 27. Alay, Anzak çıkartmasının ilk saatlerinde Eceabat'tan hemen harekete geçerek Arıburnu istikametine ilerlemiş ve hemen hemen aynı saatlerde Bigalı'dan harekete geçen Albay Mustafa Kemal'in 57. Alayı ile birlikte Conkbayırı'na tırmanan düşmanı durdurmuştu. Cesareti ve kararlılığıyla cephede en az Albay Mustafa Kemal gibi etkin ve başarılı bir yöneticilik sergileyerek çarpışan Yarbay Şefik (Aker), Mustafa Kemal'in Anafartalar Grup Komutanı olması üzerine, albaylığa terfi ederek onun

tümeni olan 19. Tümen'e komutan olmuştu.

Albay Şefik (Aker), Dünya Savaşı'nın sona ermesinden sonra Anadolu'ya geçerek Ege Bölgesi'nde düşman işgaline karşı ilk direniş hareketlerini organize etmiş, Demirci Mehmet Efe'nin zeybekleriyle Milli Ordu'nun ilk çekirdeğini oluşturmuştu. Albay rütbesinden sonra emekli olarak köşesine çekilen bu kahraman subay, hemen her fırsatta Gelibolu Yarımadası'na gelir ve orada 1915'in Aralık ayında askerlerine yaptırdığı Mehmetçik Anıtı önünde, sağ kalan gazilerle buluşur, emrinde vuruşarak ölen askerlerini yad

ederdi. Öte yandan, söz konusu emrin muhatabı Edirneli Yüzbaşı Ahmet Necati Efendi'nin ise, bu kesin emri aldıktan sonra siperini terk etmedi. Çünkü kayıtlar, onun bu emri aldıktan 5 gün sonra, yani 3 Mayıs günü, sanki emrin gereğini yerine getirmiş gibi, orada şehit olduğunu gösteriyor.

Kimi hatırat ve günlüklerde sözü geçen ama gerçekliğine ilişkin bugüne kadar hiçbir örneği ortaya çıkmayan bu emrin de, Dünya Savaşı sırasında çeşitli birliklerde "emre itaatsizlik" veya "firar" gibi konularda birlik komutanı subaylara "idam" yetkisi verdiğine ilişkin bir kanıt olduğunu belirten Uslu, savaşın başlarında çok ender kullanılmış olan bu yetkinin savaşın son yıllarında hiç hatırlanmadığını belitti.

Gazeteci ve araştırmacı Yetkin İşcen yönetiminde yayına önce, "18 Mart yıldönümlerinde yayınlanan bir dergi" olmak üzere başlayan "Çanakkale 1915" dergisi, gördüğü ilgi üzerine bundan böyle dörder ayda bir yayınlanacak. Editörlüğünü 18 Mart Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Burhan Sayılır'ın yaptığı dergide, Çanakkale 18 Mart Üniversitesi akademisyenlerinin yanı sıra, diğer üniversitelerden tarihçiler ve Çanakkale Savaşı'na gönül vermiş araştırmacılar yazıyor.


Yorumları Oku (0) ...
 
Acemi Ocağı

Kapıkulu ocaklarına ve özellikle Yeniçeri Ocağı'na asker yetiştirmek için kurulan teşkilat.
Rumeli’de arka arkaya elde edilen zaferler sonucu sınırları genişleyen Osmanlı Devleti, daha fazla askere ihtiyaç duyuyordu. Mevcut kuvvetler ihtiyaca yetmiyor ve elde devamlı bir ordu bulunması gerekiyordu. Bu itibarla, esirlerden faydalanmak gayesi ile 1362 senesinde kadıasker (kazasker) Çandarlı Kara Halil ile ulemâdan Karamanlı Molla Rüstem’in gayretleriyle, Sultan Birinci Murad devrinde, Pençik Kanunu gereğince Acemi Ocağı, Gelibolu’da kuruldu. Daha önceleri, savaşta esir alınanlar, kısa bir eğitimden sonra yeniçeri yazılıp savaşa gönderilirdi. Sultan Birinci Murad zamanında, esirler önce Lapseki, Çardak ve Gelibolu arasında süvari askerlerini taşıyan gemilerde beş-on sene acemi oğlanı olarak çalıştıktan ve uzun bir eğitimden geçtikten sonra Yeniçeri ocağına kaydedilmeye başlandı.

Acemi teşkilatına, acemi oğlanı iki şekilde alınırdı. Biri, harpte esir edilen esirlerin beşte birinden, diğeri ise Osmanlı sınırları içinde yaşayan Hıristiyan çocuklarından ki, buna “devşirme” denirdi. Devşirme kanunu ile Hıristiyan tebaa evladından asker toplanarak, gayrimüslim olan Rumeli halkı, yavaş yavaş Müslüman olacak ve bu askerlerle de Türk ordusu biraz daha kuvvetlenecekti. Kuruluşunda Gelibolu’da bulunan acemi ocağının merkezi, fetihten sonra İstanbul’a taşınmıştır. Gelibolu ocağının başında, Gelibolu ağası vardı. Gelibolu Acemi Ocağı'nın mevcudu, önceleri dört yüz idi; daha sonra beş yüz olmuştur. İstanbul Acemi Ocağı'nın mevcudu ise, önceleri üç bin kadardı, on altıncı asırda bu sayı, dört bine çıktı. Yeniçeri mevcudu arttıkça, acemilerin miktarı da artıyordu. On altıncı asır sonlarında, Bostancılarla birlikte sekiz-dokuz bine çıkan acemilerin, 17. asır başlarındaki adedi, 9406 idi.

Acemi Ocağı, on yedinci asır ortalarından sonra ehemmiyetini kaybetti. Yeniçeri Ocağı, 1826 yılında Sultan İkinci Mahmud tarafından kaldırılınca, bu ocak da kapanmış oldu.


Yorumları Oku (0) ...
 
<< Başlangıç < Önceki 1 2 3 İleri > Son >>

Sayfa 1 - 3

Online Borsa

Hürriyet Haber

Warning: tempnam(): SAFE MODE Restriction in effect. The script whose uid is 1064 is not allowed to access /tmp owned by uid 0 in /home/tekbayra/public_html/modules/mod_customcode/mod_customcode.php on line 18 Warning: fopen(): Filename cannot be empty in /home/tekbayra/public_html/modules/mod_customcode/mod_customcode.php on line 19 Warning: fwrite(): supplied argument is not a valid stream resource in /home/tekbayra/public_html/modules/mod_customcode/mod_customcode.php on line 20 Warning: fclose(): supplied argument is not a valid stream resource in /home/tekbayra/public_html/modules/mod_customcode/mod_customcode.php on line 21 Warning: include_once(): Filename cannot be empty in /home/tekbayra/public_html/modules/mod_customcode/mod_customcode.php on line 22 Warning: include_once(): Failed opening '' for inclusion (include_path='.:/usr/lib/php:/usr/local/lib/php') in /home/tekbayra/public_html/modules/mod_customcode/mod_customcode.php on line 22 Warning: unlink(): Unable to access in /home/tekbayra/public_html/modules/mod_customcode/mod_customcode.php on line 23

Milliyet

Warning: tempnam(): SAFE MODE Restriction in effect. The script whose uid is 1064 is not allowed to access /tmp owned by uid 0 in /home/tekbayra/public_html/modules/mod_customcode/mod_customcode.php on line 18 Warning: fopen(): Filename cannot be empty in /home/tekbayra/public_html/modules/mod_customcode/mod_customcode.php on line 19 Warning: fwrite(): supplied argument is not a valid stream resource in /home/tekbayra/public_html/modules/mod_customcode/mod_customcode.php on line 20 Warning: fclose(): supplied argument is not a valid stream resource in /home/tekbayra/public_html/modules/mod_customcode/mod_customcode.php on line 21 Warning: include_once(): Filename cannot be empty in /home/tekbayra/public_html/modules/mod_customcode/mod_customcode.php on line 22 Warning: include_once(): Failed opening '' for inclusion (include_path='.:/usr/lib/php:/usr/local/lib/php') in /home/tekbayra/public_html/modules/mod_customcode/mod_customcode.php on line 22 Warning: unlink(): Unable to access in /home/tekbayra/public_html/modules/mod_customcode/mod_customcode.php on line 23