|

SÜRGÜNDEKİ DOĞU TÜRKİSTAN HÜKÜMETİ SÖZCÜSÜ
İsmail Cengiz’in Çağlayan Mitingi’ndeki Konuşma Metni
Allah’ın selamı üzerinize olsun değerli kardeşlerim,
Sizlere, İslam dünyasının uzak doğudaki karakolu, Türklerin anayurdu Doğu Türkistan halkının selamlarını ve iyi dileklerini getirmem gerekirken; maalesef kan ve gözyaşı getirdim. 60 yıldır Çin işgalinde, esaret altında inim inim inleyen soydaşlarınızdan imdat mesajları getirdim. Ezan sesi susmasın diye “Allahuekber” diyerek komünizme direnen dindaşlarınızdan feryatlar getirdim.
Gerçekten de esaret altındaki 30 milyon kardeşiniz 1949 yılından bu yana yeryüzünde adeta cehennem hayatı yaşamaktadır.
Her türlü insan hak ve hürriyetlerinin hiçe sayıldığı komünist, ateist, sadist ve dikta rejimin keyfi tahakkümü altında bulunan Doğu Türkistan’daki kardeşlerimiz soykırım tehdidi altında, yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır.
Yer altı ve yerüstü değerli kaynaklarıyla Çin’i besleyen Doğu Türkistan’da yaşanan dramı, katliamı, işkenceyi kelimelerle telaffuz etmekten bir insan olarak zorlanıyorum.
Şuna inanmanızı istiyorum ki, Abdulkerim Saltık Buğra Han’ın, Kaşgarlı Mahmut’un yurdu olan bu vatan parçasında, yapılan yer altı ve yerüstü atom denemelerinde, insanlarımız canlı kobay olarak kullanılmaktadır.
Bebeklerimiz “doğum yasağı” bahanesiyle zorunlu ve kolektif kürtajlara tabi tutularak, ana karnında iken veya doğumdan hemen sonra katledilmektedirler.
Kotayı aşan hamile analarımızın bebekleri gayri sıhhi şartlar altında tavuk kesercesine öldürüldükleri gibi kotayı aştıkları için de rızaları alınmadan kısırlaştırma ameliyatları yapılmaktadır.
Ana karnında İki aylık, üç aylık ceninler yüksek paralarla en lezzetli yiyecek olarak zengin sofralarına satılmaktadır.
İnfazı gerçekleştirilen mahkûmlarımızın organları, kişinin rızası alınmadan ve ailelerden habersiz olarak alınmakta ve organ ticareti yapılmaktadır. Yetmiyormuş gibi, enselerine kurşun sıkılarak yargısız ve keyfi idam edilen kardeşlerimizin ailelerinden dalga geçer gibi “kurşun vergisi” dahi alınmaktadır.
Gençlerimiz Kur’an okudukları ve öğrettikleri için, put yerine Allah’a taptıkları için yıllardır “beyin yıkama kampları”nda mecburi eğitime tabii tutuluyor. Sırf düşüncelerinden dolayı, inançlarından dolayı, insan insani hak ve taleplerini yüksek sesle dillendirdiklerinden dolayı potansiyel suçlu olarak görülen gençlerimiz terörist(!) suçuyla zincirlenerek zindanlara atılıyorlar. Güya şu medeni çağda hala kendi vatanımızda özgürce dolaşamıyor, özgürce konuşamıyoruz.
Kendi ülkemdeki zenginliklerden faydalanamıyorum... Merkezi Çin’de uyuşturucu kullanan, satan bir Çinli idam edilirken, benim vatanımda Uygurlara uyuşturucu satanlara göz yumulduğu gibi, uyuşturucu kullananlara karşı hiçbir cezai önlem alınmayarak adeta teşviki yapılıyor... Yasalardan eşit ve adil yararlanma hakkım kısıtlanmış durumda... Özerklik Bölge Kanunları ve Azınlık Yasalarında tanınan hak ve hukuklar pratikte uygulanmıyor...
Kendi vatanımızda 60 yıldır horlanıyoruz, aşağılanıyoruz, hakaret görüyoruz. Zoo-Park’lardaki hayvanlardan çok fazla bir yaşantımızın olmadığını vurgulamak istiyorum. Sözün özü bizleri yok etmek için Çinlileştirme siyaseti uyguluyorlar, Çinlileşmemizi istiyorlar.
Halbuki bizler kendi dilimizde konuşmak istiyoruz. Pekin “hayır” diyor, Çince konuşun diyor.
Bizler Allah’ın kutsal kitabı Kur’an-ı Kerim’i öğrenmek ve öğretmek istiyoruz. Onlar “hayır” diyor, Konfüçyus’un felsefesini okuyun diyor.
Bizler Allah’a inanıyor ve Allah’a ibadet ediyoruz. Onlar “hayır” diyor, “din afyondur” diyor, “çok zorlanırsanız bizim putlarımıza tapın” diyorlar.
Biz helal gıda istiyoruz, onlar domuz yememizi istiyorlar.
Biz Ankara’ya bakıyoruz, İstanbul’a bakıyoruz. Biz Medine’ye bakıyoruz, Mekke’ye bakıyoruz. Onlar “hayır” diyorlar Pekin’e bakın diyorlar.
Gençlerimizin Çinlilerle evlenmelerini istiyorlar. Velhasıl Çinli gibi yaşamamızı istiyorlar. Çinliye benzememizi istiyorlar.
Şimdi size soruyorum: Bütün bu haksızlıklar, eşitsizlikler karşısında, dünyanın gözü önünde cereyan eden insan hakları ihlalleri karşısında yasaklı genelgelerle, ticari vaatlerle susmamız isteniyor... Susacak mısınız?.. Yoksa hak aramaya devam edecek miyiz?...
Oradaki kardeşlerimiz 60 yıldır susmadıkları gibi şimdi de susmadılar, haklarını aramaya devam ettiler. Ne var ki, Allah’ın Türk ve Müslüman yaratmasının bedelini canlarıyla ödediler....
Ama geride kalanlar, anaları ellerinden alınanlar, çocukları boğazlananlar şükrettiler, sabrettiler, Allah’ın adaletinden asla şüphe etmediler... Yılmadılar... “Elbette bir gün bizim de güller koklanır”, “Elbette bir gün bizim küller de korlanır”, “Elbette bizim için de birileri mum yakar” diyerek ayakta durmayı başardılar...
Onlar başka kültürler içinde eriyip yok olmayı kabul etmediler...
Onlar ana dilleri ile konuşma hakkının ellerinden alınmasına izin vermediler...
Onlar mübarek kitabımız Kuran-ı Kerim’i canı pahasına koruyup çiğnetmediler...
Onlar kızlarını peşkeş çekmediler...
Onlar üç kuruş uğruna davalarını satmadılar... Ve Onlar kan ve gözyaşı içindeyken bile Allah’ın ipine sarılmaktan bir an olsun vazgeçmediler...
Ve onlar işte bu sebeplerle katlediliyorlar, haritadan silinmek isteniyorlar.
Çünkü onların kalplerinde iman ateşi, yüreklerinde özgürlük arzusu hiç ama hiç tükenmemişti.
Çünkü onlar odun ateşi ile değil gönül ateşi ile davalarına sımsıkı sarılmış ve ümitlerini asla kaybetmemişlerdi...
Milyonlarca Müslüman Türk, asırlar boyu vahşice soykırıma tabi tutuldu.
Yanan her kandil söndürüldü,
Yükselen her ses susturuldu,
İletilen her talep hasıraltı edildi,
Ve açan her çiçek kurutuldu.
Ne var ki bir hayvan kesildiğinde ayağa kalkan milletler, “Türk ve Müslüman” kesilince sustular!..
Yeryüzünde cehennem hayatı yaşayan 30 milyon soydaşımız, dindaşımız imdat diyor. İmdadımıza kulak verin kardeşlerim, Zehirli Çin mallarını almayın boykot edin, satanları, ithal edenleri de boykot edin.
Aziz kardeşlerim
İsyan, kolay kolay söndürülemez bir ateştir. Hele bu ateş, ata topraklarında yanıyorsa, söndürmeye imkân yoktur. Bu ateş, yüzyıllar önce Nevruz günü yakılan bağımsızlık ve özgürlük ateşidir. İşte Sürgündeki Doğu Türkistan Hükümeti de bunun neticesinde kurulmuş, bağımsızlık ve özgürlük talep eden teşkilatımızdır. Çin Seddi’nin bile durdurmaya gücü yetmediği, bugün 30 milyon insanın yüreğinde yanmaya devam eden bu “ateş”, yakın gelecekte Çin Komünist rejimini de içinde yakacaktır.
60 yıldır komünizmin yıkamadığı Türklük ve Müslümanlık ayakta kaldığı müddetçe, minarelerimizden Allah-u Ekber nidaları devam ettikçe, istiklale ve hürriyete giden yolda tüm engeller aşılacaktır.
Bekle Çin Seddi, Amerikancılara, Soroscular’a fırsat kalmadan iman ateşiyle seni yıkmaya geliyoruz.
Allaha emanet olun aziz kardeşlerim. Yorumları Oku (0) ...
|